Geçtiğimiz haftalarda hayatını kaybeden Amerikalı aktör Genel Hackman’ın başrolünde oynadığı 1980’lerin ünlü siyasi filmi “Mississippi Yanıyor” (Mississippi Burning) filminin konusu ve çeşitli sahneleriyle İsrail tarafından işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşananlara benzerlik göstermektedir. Afrikalı-Amerikalı kesimi oy vermeye, seçme hakkını kullanmak çağırmaya çalışan üç aktivist Mississippi’de şerif yardımcısı ve arkadaşları tarafından öldürülerek cesetleri saklanmıştır.
Hamas ve İsrail arasındaki ateşkes sürüncemesi de İsrail’deki Netanyahu yönetiminin Gazze’ye yönelik hukuka, ahlaka, etiğe ve insanlığa karşı saldırıları da devam etmektedir. Ramazan Bayramı’nda da İsrail saldırılarına ara vermemiş; kadın, çocuk başta olmak üzere yine siviller öldürülmüştür. 19 Ocak’ta yürürlüğe giren ateşkese İsrail, 18 Mart’ta son vererek saldırılarına kaldığı yerden devam etmiştir.
Diğer yandan son dönemde gerçekleşen saldırılardan birisi Netanyahu yönetiminin Gazze’de yaşattığı dehşetin bir başka boyutunu göstermiştir: Hukuken ve etik olarak saldırılmayacak kişiler listesinde olan yardım görevlileri, BM personeli ve sivil savunma ekibi öldürülmüş ve cesetleri saklanmıştır. Filistin Kızılay’ında çalışan 8 sağlık görevlisi, bir BM çalışanı ve 6 sivil savunma personeli İsrail tarafından öldürülmüş, cesetleri saklanarak toplu mezara gömülmüş ve arama çalışmaları engellenmiştir. İsrail arama çalışmalarını günlerce engelledikten sonra toplu mezara gömülen 15 ceset bulunmuştur. BM tarafından yapılan açıklamaya göre beş ambulansa, bir itfaiye aracına ve BM aracına İsrail ordusu tarafından ateş açılmıştır. Gazze’de bulunan Refah’ın Tel Sultan bölgesinde 17 Mart’ta gerçekleşen İsrail saldırıları nedeniyle yaralanan Filistinlilere yardım etmek isteyen ekipten haber alınamamıştı. Yine aynı gün 5 kişiden oluşan sivil savunma ekibi ile de irtibat kesilmişti.
Sistematik ırkçı yönetimle bağdaştırılan İsrail rejimi, 7 Ekim 2023’ten beri süregelen Filistin halkına yönelik saldırılarının ve yukarıda belirtilen son örneğin de gösterdiği üzere apartheid sisteminin kanıtlarını tüm dünya ile paylaşmaktadır. İsrail’deki Filistinlilere, İsrail işgali altında yaşayan Filistinlilere 1948’de resmileşen, 1967’de de ise kurumsallaşan sistematik ırk ayrımcılığına dayalı bir rejim yaşatmaktadır. Salt rejimin baskısından ya da ayrımcı uygulamasından bahsetmek İsrail’de ve Filistin’de yaşanan tabloyu tam anlamıyla yansıtmayacaktır. İsrail toplumunun belli bir yüzdesini oluşturan ve çoğunluğunun aşırı milliyetçi, dinci olduğu Yahudi yerleşimciler de rejimin baskıcı, ırkçı uygulamalarına iştirak etmektedir.
Tel Aviv yönetimleri tarafından desteklenmeleri, işledikleri suçların nispeten cezasız kalması söz konusu kesimin Filistinlilere yönelik uyguladığı şiddetin bizzat rejim tarafından desteklendiğini göstermektedir. Gazze’de ordunun saldırıları devam ederken Batı Şeria’da ise Yahudi yerleşimciler Filistinlilere saldırmakta, mülklerine zarar vermektedir. Söz konusu tablodan Filistinli yönetmen ve Batı Şeria’da İsrail ordusunun Filistinlilerin evlerinin yıkılmasını ve Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesini anlatan “No Other Land” ile bu sene en iyi belgesel Oscar ödülünü yönetmenlerinden Hamdan Ballal de kurtulamamıştır. Ballal, ilk önce Yahudi yerleşimcilerinin şiddetine maruz kalmış sonrasında İsrail askerleri tarafından kaçırılmış, gözaltına alınmıştı.
Ordu-rejim-yerleşimci arasındaki işbirliği, salt apartheid zihniyetinin değil; işgalin sömürgeci yapısını da gözler önüne sermektedir. Filistin’de uzun zamandır söylemde dile getirilen İsrail’in sömürgeci ve apartheid niteliği artık her gün ve de artan bir şekilde uygulamaya yansımaktadır. Özellikle Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilerin toprakları gasp ederek işgal etmesi, saldırılarını artırması bu bağlamda akla gelen ilk örnekler arasında yer almaktadır.
Geçtiğimiz haftalarda hayatını kaybeden Amerikalı aktör Genel Hackman’ın başrolünde oynadığı 1980’lerin ünlü siyasi filmi “Mississippi Yanıyor” (Mississippi Burning) filminin konusu ve çeşitli sahneleriyle İsrail tarafından işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşananlara benzerlik göstermektedir. Afrikalı-Amerikalı kesimi oy vermeye, seçme hakkını kullanmak çağırmaya çalışan üç aktivist Mississippi’de şerif yardımcısı ve arkadaşları tarafından öldürülerek cesetleri saklanmıştır.
Uzun bir süre bulunamayan aktivistleri arama çalışmaları yerel birimler tarafından engellenmeye çalışılmıştır. İnsan hakları aktivistlerinin cesetlerine en sonunda farklı yöntemlerin kullanılmasıyla bulunmuştur. ABD’deki sivil haklar mücadelesini ve sistematik ırkçılığı en iyi anlatan filmlerin başında gelen “Mississippi Yanıyor” aslında Filistin-İsrail müzakere masasında anlaşsa, çatışmalar sona erse dahi iki toplum arasındaki ilişkilerin düzelmesinin uzun ve zorlu bir süreci gerekli kılacağı düşünülmektedir.

Yorum Yazın