Keir Starmer: İngiltere’nin yeni başbakanı hakkında neler biliyoruz ve ülkeyi nasıl yönetecek?

Keir Starmer: İngiltere’nin yeni başbakanı hakkında neler biliyoruz ve ülkeyi nasıl yönetecek?

İngiltere’de İşçi Partisi tarihi bir zafer kazandı ve Keir Starmer, ülkenin yeni başbakanı oldu. Peki, kimdir bu Keir Starmer?


Yazar: Mark Benniste & Ben Worthy | Çeviri: Mert Söyler | Yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.


Başbakanlar, işe kendi kimliklerini ve bakış açılarını katarlar. Her birinin farklı bir liderlik tarzı vardır ve bu da işleyişi ve ulaşılan hedefleri etkiler. Geçmişte başbakanlık yapmış olan Herbert Asquith bu durumu güzel özetlemiş: “Başbakanlık, seçilen kişinin yapmayı seçtikleri ve yapabildikleri kadardır.”

Peki, Keir Starmer, Birleşik Krallık’ın başbakanı olarak nasıl bir liderlik sergileyecek? Bunu net olarak söylemek zor. Yakın zamanda bir podcast’te kendisine sorulduğunda, “ülkenin her ferdini koruyacak, kapsayıcı ve kararlı bir lider” olacağını söylemişti. Bu sözler pek de özgün değil, zira (belki Nigel Farage hariç) her aday benzer şeyler söyler. Yine de elimizdeki bilgiler ışığında bir değerlendirme yapabiliriz.

Kişiliği ve çalışma tarzı açısından Keir Starmer, “metodik, titiz, ayrıntılara önem veren ama karizmadan yoksun” biri olarak tanımlanıyor. Merhum milletvekili ve tarihçi David Marquand’ın deyimiyle gibi büyük olasılıkla “pragmatik bir iş bitirici” olacaktır. Starmer’da Tony Blair veya Harold Wilson’ın vizyoner çekiciliği veya hitabet yeteneği yok. Fakat basit bir “siyasi makine siyasetçisi” de değil.

Değerlerden ve sosyalist olduğundan bahsediyor (her ne kadar kamuoyu, sosyalist olup olmadığından ya da bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğundan tam emin olmasa da). Birçok selefinden daha otantik bir işçi sınıfı geçmişine sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilir.

İŞÇİ SINIFI KÖKENLİ VE “SOSYALİST”

Starmer, sakin ve tecrübeli bir adam gibi görünüyor. Değerlerden ve sosyalist olduğundan bahsediyor (her ne kadar kamuoyu, sosyalist olup olmadığından ya da bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğundan tam emin olmasa da). Birçok selefinden daha otantik bir işçi sınıfı geçmişine sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilir.

Starmer’ın 2015’te milletvekili seçildiğini ve 52 yaşında siyasete nispeten geç girdiğini biliyoruz. Tüm siyasi hayatını muhalefette geçirdi. Theresa May de dahil olmak üzere önceki başbakanlar, bakanlık deneyimi edindikten sonra başbakanlık görevine gelmişlerdi (bu deneyim belli ki pek işlerine yaramadı derseniz gayet haklı olabilirsiniz).

Yine de Starmer, parlamentoda pek çok isimden daha yoğun bir dönem geçirdi. Brexit sürecinde önemli bir rol oynadı, ardından partisini pandemi boyunca yönetti. Muhalefet lideri olarak ise iki başbakanın görevden alınmasına tanık oldu (en az birinin görevden alınmasında, metodik bir avukat yaklaşımıyla kilit bir rol oynadı) ve şimdi de üçüncüsünü devirmeyi başardı.

Siyasi kariyeri başlamadan önce alışılmadık bir şekilde bir devlet kurumunu yönetmiş deneyimli bir lider olarak başbakanlık çalışma makamı ve konutu olan 10 Numara Downing Street’e geliyor.

GÖREV ADAMI

Daha da önemlisi, Starmer büyük bir devlet kurumu niteliğindeki Kraliyet Savcılık Servisi’nin 5 yıl boyunca Başkanı ve Savcılık Direktörü olarak görev aldı. Siyasi kariyeri başlamadan önce alışılmadık bir şekilde bir devlet kurumunu yönetmiş deneyimli bir lider olarak başbakanlık çalışma makamı ve konutu olan 10 Numara Downing Street’e geliyor.

Starmer’ın Savcılık Direktörlüğü geçmişi, göreve ve somut sonuçlara odaklanacağına işaret ediyor. Sorunlara çözüm bulmaya, somut adımlar atmaya ve işleri tamamlamaya odaklanmasını bekleyebiliriz. Aynı zamanda, bürokratik devlet mekanizmasına karşı yürütülen siyasallaştırmalar ve çekişmelerle dolu önceki yönetimin aksine, sonuçlara ve uygulanabilir çözümlere daha fazla önem vermesini de bekleyebiliriz.

Starmer’ın hükümetinin, bir dizi uzun vadeli göreve odaklanarak istikrar ve kalıcı değişim sağlamaya çalışan “görev odaklı” bir yönetim olacağı öngörülüyor. Bu fikir ilk bakışta yeni veya aşırı radikal bir yaklaşımmış gibi durmasa da son yıllardaki kaotik ve kısa vadeli politikaların ardından gayet de öyle algılanabilir.

Starmer’ın hükümetinin başarısının anahtarı, kararların nasıl ve ne kadar hızlı olacağına veya olamayacağına bağlı. Starmer’ın karbon net sıfır gündemi konusundaki belirsizliği, gelecek planları hakkında bir ipucu olabilir. Metodik olmak ve detaylara önem vermek, gecikme ve kararsızlık olarak da yorumlanabilir.

Starmer, istişareye dayalı bir liderlik tarzı benimsediğini daha öncesinde ima etmişti: “Hayatımda aldığım en iyi kararlar, eleştirilere ve incelemeye dayanabilenlerdi. En kötü kararlarım ise hiç kimsenin itiraz etmedikleriydi.” Fakat yardımcısı Angela Rayner’ın da belirttiği gibi, Starmer’ın “az bilgi paylaşma” eğilimi, karar verme sürecini küçük bir güvenilir grupla sınırlayabilir.

Starmer’ın tam olarak nerede durduğu bir muamma ya da diğer bir deyişle “mantıklı ve sade bir şekilde paketlenmiş bir kapalı kutu” olarak kalmaya devam ediyor. Bir destekçisi ise “Starmer’ın en büyük güçlerinden biri, “İşçi Partisi’nin belirli bir hizbinden hiç olmamış veya onlara borçlu olmamış olması.” diyor.

GİZEMLİ BİR ADAM

Starmer’ın önderliğindeki hükümet, özellikle büyük bir parlamento çoğunluğuyla, değişimleri efektif bir şekilde uygulama yetkisine sahip olacak. Kendisini sosyalist ve ilerici olarak tanımlayan Starmer’ın bu durumdan kaçınması pek mümkün değil. Peki ne kadar radikal olacak? İşçi Partisi’nden eski bir bakan, “Starmer çok etkileyici, ancak sınırların çok ötesine geçmiyor. Radikal bir avukat olduğu zamanlarda bile geleneksel bir tarza sahipti.” diyor.

Starmer’ın tam olarak nerede durduğu bir muamma ya da diğer bir deyişle “mantıklı ve sade bir şekilde paketlenmiş bir kapalı kutu” olarak kalmaya devam ediyor. Bir destekçisi ise “Starmer’ın en büyük güçlerinden biri, “İşçi Partisi’nin belirli bir hizbinden hiç olmamış veya onlara borçlu olmamış olması.” diyor.

Ancak siyasi liderlikte bir gerçek var: Başlangıçta güç olarak görülen şey, işin sonunda zayıflık olarak görülür. Çocuk yoksulluğundan Gazze’ye kadar İşçi Partisi içindeki birçok kırılma noktası daha şimdiden gözle görülür hâlde. Diğer sorunlar ise daha da büyümeye devam ediyor. Starmer’ın gerginlikten uzak durma yeteneği uzun sürmeyecek ve parlamentodaki büyük çoğunluk, etkisiz ve dağınık bir muhalefet getirirse entrikalar ve zorluklar çıkması muhtemel.

Bu noktada, İşçi Partisi ve İşçi Partili başbakanlar için klasik bir ikilem Starmer’ın önünde duruyor: David Marquand’ın “ilerici ikilem” dediği şey; sizi göreve getiren geniş koalisyonun desteğini kaybetmeden ne kadar ileri gidebilirsiniz ve gitmeli misiniz? Şimdiye kadar gölge kabinenin disiplinli desteğiyle gayet temkinli bir politika izlendi, ancak parlamentoda elde edilen büyük çoğunluk bu dengeyi değiştirebilir.

Ama sessizce büyük değişimler yapan liderler de var. Örneğin Theresa May, karbon net sıfır yasasını o kadar sessizce geçirdi ki “kimse Muhafazakarların en büyük mirasını fark bile etmedi.”

Yine de Asquith’in uyarısını unutmamak gerek: Başbakan olmak bir liderin “yapabilecekleri” ile ilgilidir. Olaylar tüm hükümetleri rotasından saptırır ve çoğu hükümet krizlerin altında ezilir. Starmer, boksör Mike Tyson’ın “herkesin bir planı vardır, ta ki suratına yumruk yiyene kadar” uyarısına kulak verse iyi olur.

Kazanmasının ardından Starmer’ın üzerinde büyük bir beklenti var. Fakat tüm politikacılara olan güven düşük ve zedelenmiş durumda. Göç, kamu hizmetlerine verilen bütçeler ve İngiltere’nin kamusal sağlık kurumu olan Ulusal Sağlık Servisi (NHS) gibi acil iç sorunlar olacak. Dış politikada ise İşçi Partisi’nden bir danışmanın uyardığı gibi Gazze’den Ukrayna’ya ve ABD’deki seçimlere kadar “fırtınalı bir dünya” bizi bekliyor. Starmer’ın nasıl bir başbakan olacağına dair sınav, metodik yaklaşımının karmaşık bir dünyayla yüzleştiği zaman gerçekleşecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir