© Yeni Arayış

Tanpınar'a Huzur Yok 57. Bölüm: Kabusu hayra yormak

Sehveyledin, sevâbı hata anladın gönül

Dünyâyı müstaidd-i bekâ anladın gönül

[NÂİLÎ, XXII. yy.]

Rahmetli Bahtiyar Kont’un şoförünü, Sümer Bey’i evinden arabayla aldım. Hayat bu, roller değişiyor: Her hafta beni Gümüşsuyu’ndan yalıya götüren şoför yolcu koltuğunda, ben direksiyondayım. Arabayı tek elle kullanıyorum. Sol kolum askıda zira.

“Geçmiş olsun” diyor.

“Kurşun deldi geçti. Kıpırdatınca acıyor” deyip gülümsüyorum.

Şaka ettiğimi sanarak o da gülümsüyor: “Sizde gangster karizması var üstat.”

Bebek sahilinde bir pastaneye götürdüm Sümer Bey’i. Kahvaltıda havadan sudan konuştuk. Ona, Çağdaş Türk Edebiyatı derslerinin sonuncusuna katılmasını istediğim aşağı yukarı 20 kişinin isimleri, adresleri ve telefon numaraları yazılı bir liste ile kısa bir davet mektubu verdim. Yorgo’nun Meyhanesi’nde İngilizce, Fransızca ve Türkçe şarkılar söyleyen Nastasya Filippovna’nın derse muhakkak surette gelmesi gerektiğini vurguladım.

Kendinden gayet emindi: “Merak buyurmayınız efendim. Davetlilerin tümü, tam saatinde orada hazır bulunacaklar. Derse katılmamda bir beis yoksa, ben de anlattıklarınızdan istifade etmek isterim.” Sümer Sürer’in bu sözü bende müphem hisler uyandırdı; zira adam, 40 yıl öncesinin Antalya Lisesi’ndeki Farsça hocam Süleyman Fikri Efendi’ye çok ama çok benziyor…

***

Öğlene doğru Emniyet Amirliği’ne uğradım. Fatin Fantom işinin başındaydı. Kahve söyledi. Sigaraları yaktık.

Evvela selam kelam, hoşbeş, hal hatır… İkimiz de aynı terörist tarafından vurulmuştuk. Bir bakıma kan kardeşiydik artık. Fakat o bundan habersizdi.

“Bugün öğleden sonra sizi tevkif edeceğiz Ahmet Hamdi Bey. Ve dosya kapanacak. Vaziyetin farkındasınız, değil mi?”

“Evet.”

“Bahtiyar Kont’u sizin öldürdüğünüzü basına bildireceğiz.” Sigarasından derin bir nefes çekti. “Gazetelerin akşam baskılarının manşetlerinde isminiz yer alacak… Basın toplantısını, ders verdiğiniz fakültede yapmamızı istemişsiniz. Nedenini merak ediyorum. Zira bilmelisiniz ki tutuklanmanızı tragedyaya dönüştürmenize göz yummam.”

“O halde fakülteye gelmeyi neden kabul ettiniz?”

“Dahiliye Uzmanı ve Dahiliye Nazırı İsmail Namık Gedik Bey bizzat aradı beni.”

Acayip. İçişleri Bakanı benim talebimin yerine getirilmesi için devreye girmişti demek? Sevin Yokya’nın marifeti besbelli: Devletin kulağına fısıldayan bir anarşist… Helal olsun. “Vay canına?”

Fatin bey elinde fincan, alnını kırıştırmış, dudağını bükmüş, başını sallıyordu: “Az değilsiniz Profesör. Zevcem de sizin tarafınızı tutuyor, amirim de. Maşallah ve de bravo size.”

“Zevceniz mi?”

“Sizi en başta hapse atmamıza o mâni oldu. ‘Edebiyatın Mustafa Kemal’ine dokunamazsın!’ diye çıkışmıştı bana.” Sırıtkan bir gülüşle yudumladı kahvesini. “Nitekim görünen o ki siz de gazi olmuşsunuz.” Suratı gevşedi: “Ah, sahi, karım şu kitabı imzalama lütfunda bulunursanız çok sevineceğini söyledi” diyerek masasının üst çekmecesinden Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü çıkarıp uzattı.

“Memnuniyetle” dedim.

Mehtap Fantom’a sonsuz şükranlarımla yazıp imzaladım romanı. Ve tarih attım: 22 Mayıs 1959 Çarşamba.

***

Hayat endişe ile ıstırap arasında gidip gelen bir sarkaç. Umuma [genel] teşmil etmeyeyim [yaymak], cümlemi düzelteyim: Benim hayatım endişe ile ıstırap arasında girip gelen bir sarkaç. Her adımda yavaşlasam da nabzım hızlanıyor. Elimde ahşap valizle fakültenin dış kapısından girdim. Kısa merdiveni çıktım. Binaya geçtim.

Mekan ışıkla yumuşamıştı. Talebelerin arasında ilerlerken, kıyamet meridyenini arşınlıyorum sanki, kainatın tersyüz olması an meselesi.

“Sevgili Ahmet Hamdi Bey!” Bu şakrak sesi derhal tanımıştım. Sağıma döndüğümde, bana hızla yaklaşan Madam Filippovna’yı gördüm. Nurlu çehresinde mucizevi tebessüm. O her gülümsediğinde, bu an için yaşadığımı idrak ediyorum. Nerede olursam olayım, ne yöne gidersem gideyim, attığım her adım beni ona yaklaştırıyor...

Gayriihtiyari gülerek “Nastasya Hanım, sizi görmek ne büyük sevinç!” dedim.

“İzninizle” diyerek valizi elimden aldı ve koluma girdi. “Amma ağırmış” diye muzipçe mırıldandı ve diğer kolumdaki askıyı işaret ederek sordu: “Yoksa kaza mı geçirdiniz?”

Ilık bir yalan uydurdum: “Burkulmuş. Uyurken üstüne yattım sanırım.”

“Davetiniz beni ziyadesiyle bahtiyar etti. Dersi dinlemek için sabırsızlanıyorum. Aman Allah’ım, Hollywood jönlerinden bile daha yakışıklı ve Mustafa Kemal Paşa kadar şıksınız!”

“Siz de güneş sistemindeki en harika varlıksınız Nastasya Filippovna. Sizden sonra sırasıyla güneş ve ay geliyor” deyiverdim.

Üst kata kolkola çıktık. Etraftakiler bizi süzüyordu.

Amfi 5’e adım attığımız an talebeler ikimizi coşkuyla alkışladılar! İçerisi tıklım tıklım.

Valizi, Bayan Filippovna’dan aldım. Ben kürsüye çıkarken o da ön sırada bir yere oturdu.

Beride, Bahtiyar Kont ayakta, sırtını duvara vermiş dikiliyor: Hayalet yoldaşım tam zamanında geri dönmüş!

Fatin Fantom, üniformalı polisler, Bedri Ruhselman, Adalet ve Mehmet Ali Cimcoz, Sabahattin Eyüboğlu, Aliye Berger, Agop Arad, Nesterin Dirvana, Can Yücel, Nur Tahsin Salor, Sevin Yokya, Sümer Sürer… Ve kocaman fotoğraf makineleriyle gazete fotoğrafçıları… hepsi hazır. Çehrelerde tereddüt, merak, hoşnutluk, tenkit, heyecan emareleri.

“Saygıdeğer talebeler, kıymetli misafirler… Senenin bu son dersini teşrif ettiğiniz için hepinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum” diyerek söze girdim.

Hiç rastlaşmaması gereken iki insan tanışıp dostluk kurar ve böylece bir kabus gerçek olur. Kabusun en korkunç sahnesine dakikalar kalmıştı. Kabusu hayra yorabilecek miyim?

________________________________________

* Yanıldın ve sevabı hata zannettin gönül

  Dünyayı ölümsüzlük diyarı sandın gönül

Tefrikanın tüm bölümlerini okumak için yukarıdaki görsele tıkla ☝️

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER