Savaşın ortasında bir kadın, bir yemin
KÜLTÜR SANATÇoban köpeği gibi sahibini koruyan Azem’in, savaşın ortasında bir kadın olan Lea’nın, Filip’in, bu kişilerin birbirleriyle de olan ilişkisinin ve daha pek çok şeyin hikayesi Besa. Benim içinse, “Beni kurtaran/koruyan ordu değil Azem’di” diyen Lea’nın ayakları dünyaya sağlam basan hikayesi. Ayağındaki iplerle savaşa tutsak edilmiş bir kadının hikayesi.
Besa’da karşımıza ilk olarak dil bilmenin verdiği güven duygusu çıkıyor. Filip savaşa gidecektir ve Lea ona yalnız kalsa da korkmadığını çünkü dil bildiğini söylüyor. Günümüzde de insanların özellikle de göçmenlerin/mültecilerin başlıca güvensizlik sebeplerinden biri dilsizlik.
21 Şubat Uluslararası Anadili Günü için…
Savaş, insandan daha fazla mı kutsaldır? Sevgi tanımı ne kadar değişebilir? Yeryüzünün neredeyse tüm koruma hikayelerinin ortaklığı namus şemsiyesi altında toplanmak mıdır? Bu kadarla da sınırlı değil. Besa, bu ve benzer ve hiç benzemeyen sorularla başbaşa bırakıyor izleyiciyi.
Besa, yönetmen ve senaristliği Srđan Karanović’e ait 2009 yapımı Sırbistan filmi. Başrollerini, Predrag Miki Manojlovic, Radivoje Bukvic, Radivoj Knezevic, Iva Krajnc, Nebojsa Dugalic paylaşıyor. Kelime olarak, Arnavutların bozulması imkânsızyemini anlamında.
Filmin konusundan kısaca bahsetmek istiyorum. Arnavutlar’ın yaşadıkları köye atanan Sırp öğretmen Filip’ten başlamak yerinde olacaktır. Birinci Dünya Savaşı çıkınca savaşa katılacak olan öğretmen, eşi Lea’yı okulun Arnavut hademesi Azem’e emanet ederek gider. Arnavutların besa adını verdikleri yemin geleneğine göre Azem, emanetine ölesiye sahip çıkar. Bu sahip çıkma durumu Lea’yı sıksa da durumun değiştiği zamanlar da olur. Film, genel olarak Azem ve Lea’nın geçirdiği zaman çerçevesinde şekillenir.
Annem, çocukluk anılarının birinde öğretmenlerinin akşamları pencereden evlerini dinlediğini ve Kürtçe konuşanları bir sonraki gün okulda dövdüğünü anlatmıştı. Okulda hem anadilini konuşamadığını hem de konuşulan dili anlamadığı için ifade problemi yaşadığını ve bu problemin getirdiği özgüven eksikliğini hala hissettiğini de eklemişti.
Besa’da karşımıza ilk olarak dil bilmenin verdiği güven duygusu çıkıyor. Filip savaşa gidecektir ve Lea ona yalnız kalsa da korkmadığını çünkü dil bildiğini söylüyor. Günümüzde de insanların özellikle de göçmenlerin/mültecilerin başlıca güvensizlik sebeplerinden biri dilsizlik. Bunun yanında anadilini konuşmanın yasak olduğu coğrafyaların dilsizliğe mahkum edilmiş insanlarında da aynı güvensizlik görülüyor. İnsanlar, çevreyle iletişim kuramadıkları için zorluk yaşıyorlarve hayattan soyutlanmış hissediyorlar kendilerini. Çeşitli zorbalıklara maruz kalmaları da cabası.
Annem, çocukluk anılarının birinde öğretmenlerinin akşamları pencereden evlerini dinlediğini ve Kürtçe konuşanları bir sonraki gün okulda dövdüğünü anlatmıştı. Okulda hem anadilini konuşamadığını hem de konuşulan dili anlamadığı için ifade problemi yaşadığını ve bu problemin getirdiği özgüven eksikliğini hala hissettiğini de eklemişti. Lea ise, ayakları yere sağlam basan korkusuz bir kadın olarak karşımızda çünkü bahsettiğimiz özgüven duygusunun temelini dil bilmekten alıyor.
Lea’yı bu özgüven duygusu içinde gördüğümüz bir diğer yer ise savaşın tam ortası. Lea, ayağına bağlı iplerle savaşa tutsak edilmiş bir kadın ve bu tutsaklık aslında savaşın başka bir cephesi. Bu da bize bir kez daha kadının aslında savaş gibi toplumsal olaylar yaşanırken edilgen özne gibi görüldüğünü fakat bu durumdan en çok etkilenenin onlar olduğunun bir göstergesi.
Lea, besa yemini eden Azem’e emanet edilince onların bir aradalığından farklı sevgi tanımları olduğunu anlıyoruz. Lea, Azem’e karısını sevip sevmediğini sorduğunda Azem tabii ki sevdiğini çünkü onu koruduğunu ve onun karnını doyurduğunu anlatıyor. Lea içinse bunlar sevgi değil. Burada, birbirine emanet edilmiş iki farklı dışlanmışın dünyasına tanıklık ediyoruz. Öyle zamanlar geliyor ki Azem, Lea için canını ortaya koyduğunda bu kez onu kurtaran Lea oluyor. İşte tam da bu noktada birbirine emanet edilme durumu devreye giriyor.
Lea ve Azem arasındaki yoldaşlığın başka bir kanala akması besa yemini yüzünden mümkün olmasa da ete kemiğe bürünemeyen bir kutsal tutkunun yaşanmasının da önüne geçilemiyor. Örneğin Lea, hayatının ilk duasını vatanı korumaya giden kocası için değil kendisini koruyan Azem için ediyor. Burada film, savaşmak insanın sevdiği insandan kıymetli mi; gerçek savaş hangisi gibi sorularla baş başa bırakır izleyici.
Kuşkusuz bu koruma, içine duygular da girince yerini namus hikayesine bırakıyor. Azem artık Lea’yı koruyan olmanın yanında kıskanan da bir adam. Lea’nın iradesi dahilinde olsa da başka bir erkekle münasebeti olmasına büyük tepkiyle yaklaşıyor. Bugün de öyle değil mi? Kadın “koruma” başlığı altında, namus hikayesiyle istenen boyunduruğa sokulabilir düşüncesi, ataerkinin yüzyıllardır değişmeyen manipülatif algısı demek.
Çoban köpeği gibi sahibini koruyan Azem’in, savaşın ortasında bir kadın olan Lea’nın, Filip’in, bu kişilerin birbirleriyle de olan ilişkisinin ve daha pek çok şeyin hikayesi Besa. Benim içinse, “Beni kurtaran/koruyan ordu değil Azem’di” diyen Lea’nın ayakları dünyaya sağlam basan hikayesi. Ayağındaki iplerle savaşa tutsak edilmiş bir kadının hikayesi.
KÜNYE
Yönetmen: Srdjan Karanovic
Senaryo: Srdjan Karanovic
Oyuncular: Predrag Manojlovic, Iva Krajnc, Radivoje Bukvic.
Süre: 1 saat 46 dakika
İlginizi Çekebilir