© Yeni Arayış

Boykot sivil itaatsizlik eylemi mi?

Sonuç olarak boykot, CHP ve muhalefet için; siyasetin salondan çıkarılarak, katılmak isteyenlerin oy vermek dışında parçası olabildikleri bir siyasallaşma eylemi olmuştur. Boykot tam olarak sivil itaatsizlik eylemi olmasa da toplumsal muhalefetin gücünü göstermesi açısından önemlidir. 

2 Nisan’da gerçekleşen “boykot”, ekonomik etkisinden çok siyasi etkisi ile sonuç vermiş görülüyor.

Özellikle iktidar blokunun boykot ve boykotu destekleyenleyenlere yönelik suçlayıcı açıklamları, eyleme destek verdiği için TRT’deki diziden oyuncunun kovulması, yine destekleyenleri dava açmakla tehdit etmesi ve nihayet dün 16 kişi hakkında açılan soruşturma ve gözaltılar. Dahası bazı bakanların muhtemelen yıllar sonra boykota inat alışverişe çıkmaları… Hatta ısrarla "boykotçular kaybetti" açıklamaları...

Bütün bunlar iktidarın “şimdilik” bir günlük boykottan duyduğu endişeyi gösteren işaretler.

BEN EDERİM, SEN EDEMEZSİN

Oysa boykottan endişe duyan ve kriminalize etmeye çalışan iktidar bloku, çok uzak olmayan bir geçmişte farklı boykotlara öncülük yaptı. Ve bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptı.

İşte birkaç örnek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yılın başında, 4 Ocak 2025'te vatandaşlara çağrı yaparak, fahiş fiyat uygulayanlara boykot çağrısı yaptı;

“En etkili yöntem milletimizin fahiş fiyat artışı yapan ürün ve hizmetleri boykot etmeleridir. Satılmayan, alıcısı olmayan ürünün önemi de kalmayacaktır. Aç gözlü fırsatçıların ne enflasyonla ne kurla ne faizle izah edilmeyecek keyfî fiyatlandırma alışkanlıkları elbette bizim işimizi kolaylaştırmıyor”

6 Ocak’ta çağrısını yenileyerek;

“Pahalı ürün satanları dize getirecek en etkili yöntemlerden biri boykottur. Vatandaş olarak fırsatçılık yapanlara karşı en büyük kozumuz satın almama özgürlüğümüzü kullanmaktır” ifadelerini kullandı.

Yine Erdoğan, 16 Ekim 2020’de bu kez Fransız ürünlerine boykot çağrısında buldu. Bu kez Avrupa’daki Müslümanlara yönelik muameleyi 2. Dünya Savaşı öncesi Yahudilere yapılan muameleyle kıyaslamış, Müslümanlara karşı linç kampanyası yürütüldüğünü ifade ederek;

“Bilhassa Fransa’da Müslümanlara yönelik zulme karşı koymak için dünya liderlerini harekete geçmeye davet ediyorum. Fransız markaları satın almayın, Fransız ürünlerine itibar etmeyin” sözleriyle vatandaşlara boykot çağrısı yaptı.

Biraz daha geriye gittiğimizde, 2018’de ABD ile Rahip Brunson krizi ve Donald Trump’ın mektubu sonrasında yaşanan döviz dalgalanması sonrasında; Erdoğan, tüm vatandaşları ABD’nin elektronik ürünlerini boykot etmeye çağırdı;

“Amerika’nın elektronik ürünlerine biz boykot uygulayacağız. Onların iPhone’u varsa öbür tarafta Samsung var. Kendi ülkemizde Venüs var, Vestel var. Biz bunları uygulayacağız. Ne yaptığımızı, ne yapacağımızı anlasınlar. Dolayısıyla biz, kendimize yeteceğiz. Olmayanı da üreteceğiz. Dışarıya para verip yaptırdığımız her işin daha güzelini yapıp biz dışarıya servis edeceğiz. Bu millet bunları yapmaya muktedirdir.”

Görüldüğü gibi Erdoğan sadece son 5-6 yılda değil politikaya atıldığı dönemde de boykot çağrısı yapan bir lider.

Açıkça ifade edelim ki, bu konuda karşımızda olan çifte standarttır.

Erdoğan ve iktidar blokunun boykot hakkı meşru iken bunu CHP yaptığında, eylem ve bunu yapanların kriminalize edilmesi  tanıdık.

Mesela Kürt siyasi hareketi ile AKP, Cumhur İttifakı işbirliği yapabilir ama bunu CHP yapamaz. Yaparsa terörle yan yana durmuş olur.

Sonuç olarak boykot, CHP ve muhalefet için; siyasetin salondan çıkarılarak, katılmak isteyenlerin oy vermek dışında parçası olabildikleri bir siyasallaşma eylemi olmuştur.

Bu haliyle de boykot, belki de Türkiye’de uzunca süre göremediğimiz -bazı unsurları tam olarak karşılamasa da- bir sivil itaatsizlik eylemi olarak da kayda geçmiştir.

Diğer yandan boykot, sivil itaatsizlik tanım içinde hiç bir hukuki normu ihlal etmemesi açısında da, tam olarak uymadığını belirtelim. 

Peki nedir sivil itaatsizlik?

Sivil itaatsizlik, yasal bir kabul ve bu kabulü değiştirmeye yönelik şiddet içermeyen, yasayı ihlal eden bir eylemdir. Toplumsal olarak meşru olanın yasal olmadığını söyler ve bunun için kamuoyu oluşturmayı ve farkındalık yaratmayı hedefleyen bir toplumsal harekettir.

Sivil itaatsizliğin başarısı,

Yapılan eylemin; 

* Yasaya aykırı, 

* Şiddet içermeyen, 

* Toplumsal duyarlılık yaratacak biçimde kamuya açık, sonuçları hesaplanabilir ve 

Katılanların da;

* Bunun hukuki ve siyasal sonuçlarına katlanmalarını göze almasına bağlıdır.

Bunları biraz açalım.

1. Yasaya aykırılık

Sivil itaatsizlik, siyasal alanının daraldığı, demokratik zeminin ve siyasi kanalların kapatılmasının sonucunda başvurulan bir eylemdir. Bu açıdan sivil itaatsizlik eylemi, yasal yollardan sonuç alınamaması durumunda başvurulan bir eylemdir. Bu haliyle yasadışıdır. Ancak yasa dışılığı, yasal olanı reddeden değil, meşru kabul edilenin yasal olmasını sağlama eylemidir. 

Sivil itaatsizlik eylemi, sistemi toptan reddeden değil, sadece sorun olarak kabul edilene yönelik bir itirazdır. Sivil itaatsizlik eylemi, düzeltilmesi istenen doğrultuda, yasaklayıcı bir ya da birden fazla kurala karşı gelmek (ceza kurallarına karşı gelinmesi gibi) ya da, hukuken yapılması gereken bir kurala uymamak (harç ya da vergi ödemekten kaçınma gibi) şeklinde gerçekleşebilir. 

2. Şiddet içermeme

Şiddet unsuru, sivil itaatsizliği diğer protesto biçimlerinden ayıran en temel özelliklerden birisidir. Sivil itaatsizlik şiddet içermez hatta şiddeti reddeder. Yani sivil itaatsizlik, nasıl yapılırsa yapılsın, barışçıldır. Eylemin yapısı gereği, doğabilecek olumsuz ortamda temel ölçüt, üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin çiğnenmemesidir. 

Türkiye koşullarında sivil itaatsizliğin en zayıf noktası da burasıdır. Çünkü bu eylemleri manipüle ederek, itibarsızlaştırmak, değersizleştirmeye çalışacak bir yönetim ve onun ideolojik aygıtları bulunmaktadır. 

3. Duyarlılık yaratma, kamuya açıklık, hesaplanabilirlik

Eyleminin bir başka unsuru da kamuya açık yani herkes tarafından bilinir olmasıdır. Var olduğu düşünülen haksızlığın giderilmesi için yapılan eylemin açıklığı önemlidir. Çünkü sivil itaatsizliğin temel amacı, sorunu ve talebi kamusal bir bilinirlik ve bunun sonucunda somut toplumsal destek sağlamaktır.

Buna bağlı olarak, hesaplanabilirlik kavramı, sivil itaatsizlik eylemi açısından önemli bir noktada durmaktadır. Eylem süresince, yaşanacakların, eylemin başından açıklanan süreçle uyumlu olması bütünlüğünü koruması için olmazsa olmazıdır. 

4. Hukuki ve siyasal sonuçlara katlanma

Sivil itaatsizlik, siyasal bir eylemdir. Bunun sonucu da, itaatsizlik eylemiyle karşı çıkılan yasanın sonuçlarının baştan kabul edilmesidir. Çünkü eylem kamusal olduğu ölçüde katılanları kamusallaştırır ve siyasallaştırır. 

Nitekim boykot konusunda siyasi iktidarın hukuki alanda attığı adımlar, bunu yapanların öngördüğü adımlar olmalıdır ki, öyledir.

Diğer yandan boykot, yukarıdaki tanım içinde hiç bir hukuki normu ihlal etmemesi açısında da, tam olarak sivil itaatsizliğe uymadığını belirtelim. 

Evet, Türkiye sivil itaatsizlik gibi toplumum büyük bir kısmının katıldığı sivil muhalefete alışık değil. Sadece toplum değil siyaset de buna uzak.

Ancak muhalefetin yani siyasetin bu dönemde siyasal gücünü koruması ise siyaseti toplumla yapmasında yarar var. Siyaset eğer sivil toplumdaki talepleri ve eylemleri sahiplendiği ölçüde gücünü konsolide edebilir.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER