BM’de yankılanan sessiz çığlık: Alevi kadınların vakur isyanı
SİYASETSuriye’deki trajedi, Batı’nın körlüğü, Birleşmiş Milletler’in sessizliği ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi süreci devam ederken, Cenevre’de tarihe bir not daha düşüldü: Kadınların sessiz çığlığı, geleceğin fırtınasını haber veriyor olabilir.
Suriye’deki trajedi, Batı’nın körlüğü, Birleşmiş Milletler’in sessizliği ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi süreci devam ederken, Cenevre’de tarihe bir not daha düşüldü: Kadınların sessiz çığlığı, geleceğin fırtınasını haber veriyor olabilir. Ve bu çığlık, belki bir gün; yıkım yerine umudu, parçalanma yerine birliği, savaş yerine barışı getirecek yeni bir haritanın ilk satırlarını yazacaktır
Uluslararası siyasetin puslu koridorlarında, kadınların sessiz çığlığı bu kez Cenevre’den yükseldi. Bu çığlık; Ortadoğu’da bitmeyen savaşların, emperyalist hesaplaşmaların ve insan haklarının sistematik ihlallerinin yankısıydı. Suriye’de yaşanan trajedinin sessiz tanıkları, dünya kamuoyuna bir kez daha “uyanma” çağrısı yaptı.
Sessizlik, fırtınanın ayak sesi midir?
İsviçre’nin Cenevre kentindeki Birleşmiş Milletler Temsilciliği önünde bir araya gelen kadınlar; Fransız, İsviçreli, Türk, Alevi, Boşnak, İngiliz, Suriyeli, Ermeni, Kürt, Yezidi ve Alman kimlikleriyle ortak bir mesaj verdiler: Sessizlik, en derin ve en asil çığlıktır. Eğer bu sessizlik ileride bir “fırtınaya” dönüşmezse, insanlık çok daha büyük felaketlere gebedir.
Etkinlik, Suriye İnsan Hakları İnisiyatifi’nin çağrısıyla gerçekleşti. Bin yılın Türküsü’nün mimarı Necati Şahin’in koordinasyonuyla düzenlenen buluşma, gülbanglarla, dualarla ve çok dilli konuşmalarla bir matem havasında gerçekleştirildi. Alkış yoktu, slogan yoktu. Katılımcılar siyah kıyafetleriyle yaslarını sessizce taşıdı.
Ancak bu sessizlik, teslimiyet değil; bilakis vakur bir isyandı.
Suriye’de bir soykırım sessizce sürerken
Arap Baharı’nın zincirleme etkileriyle Ortadoğu haritası yeniden çizilirken, emperyalist projelerin yeni adresi Suriye oldu. Batılı güçlerin, bir dönem terörist olarak tanımladıkları yapılarla bugün açıkça ittifak kurmaları, çelişkiler ve tehlikelerle dolu dış politikalarının en güncel örneklerinden biri.
Birleşmiş Milletler’de yapılan görüşmelerde, Suriye’deki Alevi, Yezidi, Hristiyan ve laik Müslümanlara karşı uygulanan sistematik soykırımın altı çizildi. Kadınlar, Batı’nın HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) bağlantılı gruplara dolaylı ya da doğrudan verdiği maddi desteğe son vermesi çağrısında bulundu.
Bosna Savaşı’nın canlı tanıklarından, Srebrenica katliamı mağduru Advija İbrahimovic’in Suriye Arap Alevilerine yazdığı mektup, Balkanlar ile Ortadoğu’daki acılar arasında kurulan trajik bağı gözler önüne serdi. Sahne aynıydı, aktörler farklı.
Uluslararası sessizlik: Batı’nın çifte standardı
Birleşmiş Milletler koridorlarında güneş gözlükleriyle dolaşan bazı diplomatlar, sadece ışığı değil, vicdanları da görmezden geliyor gibi. Bosna’da yaşanan soykırımı görmezden gelen Batı, bugün Suriye’de benzer bir senaryoya yine seyirci kalıyor. Sözde “insan hakları savunucusu” olan kurumlar, yaşanan trajedileri görmezden gelmekle kalmıyor, çoğu zaman dolaylı şekilde bu trajedilerin ortağı oluyor.
Etkinlikte, Türkiye’de demokrasiye yönelik baskılar da unutulmadı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının gözaltına alınmaları, uluslararası kamuoyuna Türkiye’deki antidemokratik gidişatın da bir göstergesi olarak sunuldu.
Suriye’den sonra sıra kimde?
Ortadoğu, uzun yıllardır “böl, parçala, yönet” politikalarının laboratuvarı olarak kullanılıyor. Irak’tan Libya’ya, Yemen’den Suriye’ye uzanan zincirleme yıkımlar dizisi; emperyal çıkarların, demokrasi maskesi altında nasıl kanla beslendiğini açıkça ortaya koyuyor. Bugün Suriye’yi hedef alan güçlerin yarın hangi ülkeye yöneleceği meçhul.
Bu çerçevede, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı tarihi saray’a yalnızca 55 km uzaklıkta yer alan Cenevre, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu vizyonunun aksine, şeriatçı yapılarla şekillenen bir Suriye gerçeğine tanıklık ediyor.
Atatürk’ün bir asır önce laik ve bağımsız bir Türkiye için attığı adımların değerini hatırlamak ve onu geleceğe taşımak, sadece Türkiye için değil, bölge barışı için de tarihi bir sorumluluktur.
Umut, sessizliğin içinde yeşerir
Acıyı bal eylemek… Anadolu’nun derin kültüründe sıkça karşılık bulan bu deyiş, Cenevre’de bir araya gelen kadınların duruşunda ete kemiğe büründü. Onlar acıyı asilce yaşadılar. Vakur bir duruşla dünyaya, insan onurunun hâlâ ayakta olduğunu hatırlattılar.
Suriye’deki trajedi, Batı’nın körlüğü, Birleşmiş Milletler’in sessizliği ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi süreci devam ederken, Cenevre’de tarihe bir not daha düşüldü: Kadınların sessiz çığlığı, geleceğin fırtınasını haber veriyor olabilir.
Ve bu çığlık, belki bir gün; yıkım yerine umudu, parçalanma yerine birliği, savaş yerine barışı getirecek yeni bir haritanın ilk satırlarını yazacaktır
İlginizi Çekebilir