© Yeni Arayış

19 Mart Hamlesi ve yarattığı eşsiz fırsatlar

Bu “Yaşamdaşlık Temeline Dayanan Yeni Bir Medeniyet İnşası” dır. Sadece doğu batı değil kuzey güney ekseninde de kapsayıcı olabilen, her millet ve kültürle sıcak ilişki kurabilen bu coğrafyanın dünyayla yarışabilecek düzeyde eğitilmiş gençleri; İran, Ukrayna, Arap ülkelerinden arkadaşlarıyla bu yeni medeniyeti dünyaya armağan edebilirler. 

19 Mart Hamlesi biz vatandaşlar için de büyük bir fırsat. Onu iyi kullanabilirsek; müreffeh, barış içinde yaşayan, dünyaya örnek olan bir Türkiye’yi çocuklarımıza, torunlarımıza en güzel mirasımız olarak bırakabiliriz. Ancak bunun için istisnasız hepimizin siyasetle ilgilenmesi, ülkenin geleceği ile ilgili tüm tartışmalara aktif olarak katılması gerekiyor. Bunu yaparken BİZ olmayı hedeflemeli ve bize hep ayak bağı olan, eskinin tortusu siyasi, etnik, dini, ideolojik kimliklerimizden sıyrılarak, adeta yeniden doğmalıyız.

19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreç ülkeyi derinden sarstı, sarsmaya da devam edecek. Üstelik yalnızca Türkiye ve bölgeyi değil, dünyayı da epey etkileyeceğe benziyor. Krizler ve dönüşüm çağının her büyük olayı gibi nereye evrileceğini kestirmek, sonuçlarını öngörmek kolay değil. Bu yazıda hadisenin başat aktörleri açısından riskleri ve daha çok da fırsatlarını değerlendireceğiz.

İlk defa bir siyasetçi tutuklanmıyordu, halk niçin aşırı tepki gösterdi sorusuna cevap aramalıyız önce. Burada iktidar ve destekçileri dış konjonktüre de güvenerek ilk adımda 30 yıldır devletin kurumlarında geçerli olmuş, devletin verdiği diplomayı iptal etti; ertesi gün gözaltı süreci başladı. İşte dananın kuyruğu da burada koptu. Vatandaş 1839 Tanzimat Fermanından beri düşe kalka da olsa yürütebildiğimiz toplumsal sözleşmenin, rızaları dışında, rafa kalktığını gördü. Üstelik bunu 31 Mart 2023 seçim sonuçlarına göre meşruiyeti hayli tartışmalı bir iktidar yaptı ve aylardan beri uyguladığı baskı politikasını arttırarak devam ettireceğini gösterdi. Rıza yok, meşruiyet zayıf ve baskı var. Her çeşit krizden bunalmış vatandaş ve gelecek kaygısından mustarip gençlik, toplum olarak varoluşsal krize girdiğini görünce, tabii ki ayağa kalktı ve “Özgürlük Hareketi” başlamış oldu.

Kriz, biliyorsunuz bir anlamda da fırsat demek. Önce Erdoğan için fırsatlardan başlayalım. 23 Mart İmamoğlu oylamasına 15 milyon civarı insan katıldı. Çok kısa sürede propaganda dahi yapılmadan örgütlenmesine ve başka birçok olumsuzluğa rağmen sayıdan daha önemli olarak Türkiye’nin dört bir tarafındaki her yaştan insanlar, ki aralarında çok yaşlı ve ağır engelliler bile vardı, gönüllü olarak oy kullandı. 29 Mart mitingi katılımcı sayısı ve profiliyle dünya siyaset tarihine geçti. Bana göre, toplumun en üretken, dünyayla rekabet edebilen kesimi ve iktidar arasında rıza ve meşruiyet sorunu yaşandığı ve bunun baskıyla elde edilemeyeceği kesinleşti. Bundan sonra Erdoğan’ın psikolojik üstünlüğü ele geçirmesi hiç kolay değil. Öyle gözüküyor ki onun için, tek meşruiyet kazanma yolu erken seçimdir ve bu seçimi ne kadar erken ilan ederse kendisi ve partisini bu krizden o kadar az zararlı çıkarabilir. Bu işte ne kadar gecikirse sadece seçim kaybetmekle kalmayacak, o kadar itibar erozyonuna da uğrayacaktır.

Ekonomi pamuk ipliğine bağlı, toplum ayakta, Kürt meselesi muallakta ve bunlar yetmiyormuş gibi Türkiye’nin acil çözüm bekleyen devasa başka sorunları var. 19 Mart Hamlesiyle yerel yönetimleri daha da sıkıştıracağını, buna karşılık kendisinin rahatlayacağını hesaplayan iktidar şu anda karar alamaz, önemli konularda adım atamaz hale gelmiş durumda. Tek bir örnek vereyim, şu anda Kabine değişikliği yapılabilir mi? Yapılamaz. Pekiyi erken seçimi kendi isteği ile bu dönemde ilan ederse, hele aday olmayacağını da söylerse, ne olur? İddia ediyorum, bir anda kahraman olur. Otokratik yönetimler çağında ülkesinde demokrasinin önünü açan kişi olur, tüm imajı değişir ve hep hayal ettiği “Dünya Lideri” unvanını kolayca elde eder. O andan itibaren dünya ölçeğinde akil adam statüsüne oturur. Dışarıda olanın daha fazlası içeride olur, başlatmak istediği Kürt meselesinin çözümünde de kimse ona karşı pürüz yaratamaz ve sorunu çözen lider olarak tarihe geçer.

Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversiteli gençlerle iç içeyim, ben bile bu kadarını tahmin etmiyordum. Onların gücünü, kapasitesini biliyor ve her zaman geleceklerine sahip çıkmalarını ümit ediyordum ama böyle bir hareket doğrusu sürpriz oldu. İlk günden itibaren şiddetten uzak durmaları ve ötekileştirmemeleri çok dikkat çekici ve önemli. Hele ki batı medeniyetinin ahlaki normlarının, değerlerinin, çöktüğü Çin başta doğunun emperyal ve kolonyal hayallerden kurtulamadığı bir dönüşüm döneminde bu gençlerin önünde hem çok önemli bir fırsat hem de bir misyon var. Bu “Yaşamdaşlık Temeline Dayanan Yeni Bir Medeniyet İnşası” dır. Sadece doğu batı değil kuzey güney ekseninde de kapsayıcı olabilen, her millet ve kültürle sıcak ilişki kurabilen bu coğrafyanın dünyayla yarışabilecek düzeyde eğitilmiş gençleri; İran, Ukrayna, Arap ülkelerinden arkadaşlarıyla bu yeni medeniyeti dünyaya armağan edebilirler. 

AKP son kongresiyle birlikte siyasi parti hüviyetini büyük ölçüde kaybettiğini göstermişti. 19 Mart Hamlesi AKP’de görev yapan veya ona gönül vermiş insanlarımıza da büyük bir fırsat sunuyor; tekrar siyaset yapma imkanı.

Siyaset, bir bakıma, kavga dövüş etmeden sorun çözme sanatı demek. Biz de ise şu anda siyasetin kendisi en büyük sorunları üretir durumda; bunu daha ne kadar sürdürebiliriz? Bu süreç Özgür Özel’e Türkiye’nin kaderini değiştiren bir lider olarak siyasi tarihimize geçme şansı veriyor. Özel bu sınavı şimdiye kadar fena vermemiş gözüküyor. Ancak vizyon sorunu apaçık ortada. Hala grup başkanvekili, eski parti sözcüsü gibi davranıyor. Sadece içeride olan biteni ve genellikle Tayyip Erdoğan üzerinden konuşuyor. Bir Türkiye ve dünya tasavvuru nedir bilmiyoruz. Dünyanın bu halini nasıl yorumluyor ve Türkiye’yi, partisini buna göre nasıl konumluyor pek belli değil. Halbuki Türkiye şu anda yine dünyanın merkezi. Bölgede onun hilafına adım atmak kolay değil. Sadece ABD, Avrupa, Rusya, İran, Çin değil İsrail bile Türkiye ile, bu sıralarda, iyi geçinmek zorunda. Yani bu süreç Özgür Bey’e de sadece Türkiye’de “Özgürlük Hareketi” nin önderliğini değil, dünyada da saygın bir lider olma fırsatı sunuyor. Ancak ön şart şiddeti ısrarla dışlamaya devam etmek, ötekileştirmeyerek süreci seçime kadar, sadece protesto ile değil, çok yönlü faaliyetlerle götürmek.

Dil, ortak tarih, futbol takımları, coğrafya gibi toplumları bir arada tutan ögeler var. Ancak gözle görülmeyen, elle tutulmayan ve pek de kolay tanımlanamayan bazı değerler bunlardan daha önemli. Kanımca 19 Mart Hamlesi toplumun büyük kesimine bu değerlerin de toplumsal sözleşme gibi iktidar tarafından berhava edildiğini hissettirdi. Eski darbelerden farklı olarak 19 Mart sonrasında toplumun önemli bir kesiminin yönetimle hiçbir şey olmamış gibi tekrar sağlıklı bir ilişki kurabilmesi pek kolay değil. Özellikle bunun zor kullanılarak, gençleri siyasetçileri hapislere tıkıp kamusal alanı herkes için daraltarak başarılması imkansız. Sertlik çare olamayacak ne yazık ki. İşte burada CHP’ye çok önemli bir görev düşüyor. Bu çıplak gerçeğin farkında olarak sadece mitinglerle yetinmeyip halkın olabildiğince geniş kesimlerini siyasetin içine sokmak. Bu aslında çok kolay. CHP Türkiye’nin bütün ilçelerinde örgütlü, açın parti binalarınızı halka, insanlar gelsin, Türkiye ve dünyayı, gidişatı paylaşsın, eleştirsin, övsün ama sövmesin. Şiddet ve ötekileştirici dile, aşağılamaya asla müsaade etmeden halkı siyasetin içine çekin.

AKP son kongresiyle birlikte siyasi parti hüviyetini büyük ölçüde kaybettiğini göstermişti. 19 Mart Hamlesi AKP’de görev yapan veya ona gönül vermiş insanlarımıza da büyük bir fırsat sunuyor; tekrar siyaset yapma imkanı. Bir zamanlar enflasyonu gerçekten düşüren, ülkeyi neredeyse Avrupa Birliği üyesi yapmasına ramak kalan, Kürt Sorunu gibi bir meseleyi dahi göğüslemekten çekinmeyen siyasi tarihimizin önemli bir sivil oluşum nasıl oldu da böyle eleştirdiklerine benzedi? Diğer tüm aktörler gibi bu fırsatı kullanabilirler mi bilmiyorum.

Trump ve ABD yönetimi kısa sürede dünyanın nefretini üzerlerine çekmeyi başardı. 19 Mart süreci onlar için de bir fırsat. Türkiye’de bu tür hamlelerin ABD’nin onayı olmadan yapılamayacağına dair yaygın bir kanaat vardır. Bu süreçle ilgili de aynı spekülasyonlar yapıldı. Avrupa Birliğinin ordumuza ihtiyacı nedeniyle sessiz kaldığı çok yazılıp çizildi. Sonuçta proje tutmadı, halk rıza göstermedi, iktidar meşruiyet üretemez hale geldi. Pekiyi ABD İran müdahalesi nedeniyle iktidarı süreci zorlamaya teşvik ederse sonucu ne olur? Cevap fevkalade istikrarsız bir Türkiye olur. Şunu vurgulayayım, istikrarsız bir Türkiye ne Suriye’ye, İran’a ne de Ukrayna’ya benzer. 85 milyonluk dünyanın en kıymetli arazisinde oturan, tüm küreye yayılmış kalbi vatan için atan fevkalade değerli insanlara sahip; üstelik tarih boyunca kimsenin boyunduruğu altına girmemiş bir milletin destabilize edilmesi kimseye yarar sağlamaz. Açıklıkla ifade edeyim; dünya allak bullak olur. En basiti, mevcut durumda İran için İncirlik kullanılabilir mi? Trump yönetiminde akıllı insanlar olduğuna ve 19 Mart sürecini Türkiye’de ve dünyadaki imajlarını düzeltmek için bir fırsat olarak görebileceklerini düşünüyorum.

Bundan 25 yıl kadar önce, Yeni Demokrasi Hareketinde siyaset yaparken davetli olarak Brüksel’e gitmiştim. Üst düzey bir AB yetkilisi toplantıda “Avrupa Birliği ekonomik açıdan bir dev, siyasi açıdan bir cüce, askeri açıdan bir böcektir” demişti. Şimdilerde AB ne haldedir, takdiri size bırakıyorum. Mülteci Anlaşması gibi bir rüşvet karşılığında AKP iktidarının antidemokratik uygulamalarına göz yumması bir tarafa, İsrail saldırganlığı karşısındaki tavrı Türkiye’deki demokratların ve halkın önemli bir kesiminin AB ile aralarına ciddi bir mesafe koymasına sebep oldu. Şu anda bir referandum yapılsa AB üyeliğine ne onay çıkar bilmiyorum ama herhalde 2000’lerdeki %70 e yakın oranlar mümkün olmayacaktır. İşte 19 Mart Hamlesine samimi bir karşı çıkış bütün tabloyu değiştirebilir ve AB’ni halkın gözünde tekrar itibarlı hale getirebilir. Bu aslında elzemdir; çünkü AB’ne küskün bir halk varken ondan AB için Rusya veya bir başka ülke ile çatışması nasıl, hangi yüzle istenebilir.

Siyasi tarihimiz her yeni hareketi simgeleyen güzel örneklerle dolu “Yeter Söz Milletindir” “Toprak İşleyenin Su Kullananın” “Adil Düzen” “Sistemden Beslenenler Sistemi Değiştiremez” bunlardan bazısı. “Hak, Hukuk, Adalet” gibi gerçekleşmeyeceği gün gibi aşikar ve eskiye ait defansif sloganlardan veya “Her Şey Çok Güzel Olacak” gibi genel geçer tümcelerden ziyade iktidar hedefleyen, gücü pekiştiren ofansif sloganlar kullanmak gerek.

Dünyada ağır krizlerle at başı giden muazzam bir dönüşüm süreci var. Ekonomik Kriz, Covid-19’un tetiklediği Sağlık Krizi, Göç ve Mülteci Krizi, İklim Krizi Mahşerin Dört Atlısı şeklinde bütün ülkeleri kasıp kavururken şimdi buna her düzlemde yönetim krizi eklendi. Trump’ın ABD Başkanı olması ile disruptif/yıkıcı süreç tüm dünyayı etkisi altına aldı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu süreci iyi okusa da doğru yanıt vermediğini düşünüyorum. Bilimsel buluşların hızla teknolojik ürün haline gelerek günlük hayatımıza girmesi, dijitalleşme, yapay zeka ile belirgin Bilim Devrimi çağını göğüslemek geçmişinde odağı hep güvenlikçi politikalar olan bir devlet için kolay değil. En kolay yolun halk desteği yüksek bir lider ve Cumhur İttifakı gibi bir aktörle daha da merkeziyetçi, otoriter bir rejimle kamusal alanı daraltmak ve neticede toplumu zapturapt altında tutmak olarak görüldüğü anlaşılıyor. Ancak bu yolun çıkmaz sokak olduğu ortaya çıktı. Cezaevlerinde 400.00 kişi var, sayı hızla da artıyor; dünyanın eğitimi en yüksek mahkumlarına sahip ülkesi biz olduk. Torunlarınıza dahi zorla bir şey yaptıramadığınız günümüz dünyasında bu kadar karmaşık bir toplumu zorla nasıl, ne kadar yönetebilirsiniz ki? Yedi Bölgesinin her bir şehrini bırakın neredeyse her bir köyünün farklı olduğu bir coğrafyayı aşırı merkeziyetçi, tek tipçi bir anlayışla nasıl kapsayabilirsiniz? Bu saatten sonra herkes aklını başına toplamalı, daha fazla gerginlik yaratmadan tüm siyasi tutuklular, gençler serbest bırakılmalıdır. Yanlışta ısrar halkın gözünde hala değeri olan kurumları yıpratmaktan başka bir işe yaramaz.

20. Yüzyılın en geçerli yetkinlikleri zeka ve çalışkanlıktı, 21. Yüzyılda ise iyilik ve yaratıcılık çok öne çıktı. Etrafınıza bakın en yaratıcı ve iyi kalpli olanlar kimler? Çocuklar öncelikle, hem de uzak ara; sonra gençler ve kadınlar. Ekrem İmamoğlu’na bu kesimlerin bariz desteği olması çok anlamlı. 19 Mart Hamlesi İmamoğlu’na da eşsiz bir fırsat sundu. Hem adaylığı hem de Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bir lider olarak varlığı tartışmasız hale geldi. Ancak onun da bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerekiyor. İktidarın toplumsal sözleşmeyi berhava ettiğini yazımızın başında dile getirmiştik. O halde yeni bir toplumsal sözleşme ve anayasaya ihtiyaç var. Yetmez, bir iktidar projesi ortaya koymasına gerek var. İlk 100 gün neler yapılacak, sonra hangi soruna el atılacak, Cumhurbaşkanlığı Sisteminin aksayan yönleri, örneğin Bakanlıklar arası koordinasyon nasıl sağlanacak bunlar için bir planı olmalı.  Günümüzün sorunları karmaşık, yani tek başına devletin çözüm üretmesi mümkün değil. Yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, akademinin, gönüllülerin ve daha birçok paydaşın aktif katkısı ile çözülebilecek sorunlar bunlar. Başkalarıyla birlikte iş görmek demek olan yönetişim nasıl yapılacak, yetmez co-creation denen birlikte yaratma nasıl sağlanacak bunların çalışılması ve toplumla tartışılması lazım. Altılı Masanın “Parlamenter Sisteme Geçeceğiz” lafının çok ötesine geçilmesi gerekiyor artık.

Mitingleri, CHP Nomenklaturasının konuşmalarını izlerken dilin, sloganların, argümanların ne kadar eski olduğunu görüp üzülüyorum. Hala benim öğrenciliğimin yani en az 50 yıl öncesinin sloganları, şarkıları, retorikleri. Yeni bir sayfa açılacaksa bunun dilinin de yeni olması lazım. Örneğin ben darbe yerine hamle demeyi tercih ediyorum, çünkü bu olayın iç dış dinamikleri tamamen farklı. Siyasi tarihimiz her yeni hareketi simgeleyen güzel örneklerle dolu “Yeter Söz Milletindir” “Toprak İşleyenin Su Kullananın” “Adil Düzen” “Sistemden Beslenenler Sistemi Değiştiremez” bunlardan bazısı. “Hak, Hukuk, Adalet” gibi gerçekleşmeyeceği gün gibi aşikar ve eskiye ait defansif sloganlardan veya “Her Şey Çok Güzel Olacak” gibi genel geçer tümcelerden ziyade iktidar hedefleyen, gücü pekiştiren ofansif sloganlar kullanmak gerek. Bu açılardan ve genel olarak CHP kadrolarının uzmanlık bakımından da yetersiz kaldığını görüyorum. Türkiye’nin gerek yurtiçinde gerekse de yurtdışında muazzam birikimli insanları var; İmamoğlu’nun bunlardan yararlanması gerek.

19 Mart Hamlesi biz vatandaşlar için de büyük bir fırsat. Onu iyi kullanabilirsek; müreffeh, barış içinde yaşayan, dünyaya örnek olan bir Türkiye’yi çocuklarımıza, torunlarımıza en güzel mirasımız olarak bırakabiliriz. Ancak bunun için istisnasız hepimizin siyasetle ilgilenmesi, ülkenin geleceği ile ilgili tüm tartışmalara aktif olarak katılması gerekiyor. Bunu yaparken BİZ olmayı hedeflemeli ve bize hep ayak bağı olan, eskinin tortusu siyasi, etnik, dini, ideolojik kimliklerimizden sıyrılarak, adeta yeniden doğmalıyız. Ele avuca, belirli bir kalıba hiçbir zaman sığmayan bizlerin bu yeniden doğuşu gerçekleştirebileceğine yürekten inanıyorum. 

   

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER