Kendi Yaramıza Merhem Olmak

Kendi Yaramıza Merhem Olmak

Bölgesel sorunlarımızın çözümü için, devlet veya büyük ölçekli işletmelerin yatırım kararlarını beklemek yerine, mahallelerimizden, kendimizle başlamamız gerekiyor. Kalkınmaya ve gelişime, görece küçük ölçekli yerlerden başlarsak ve tepeden inme kararları uygulamak yerine, bölge halkının ne dediğine kulak verirsek hem farklılıklarımızı daha iyi kavrarız hem de yapmaya çalıştıklarımızın daha kalıcı etkisi olur. Şanslıyım ki, tamamen içgüdülerimle ve sanırım düşük gelirli bir ‘kenar’ mahallede büyürken içime ilmik ilmik işleyen bu düşünce yapısının sonraları üniversitede teorisini okuma şansım oldu.

İçsel bölgesel kalkınma teorilerinin iki temel argümanı vardır: 1) Bir bölgenin kalkınması, öncelikle o bölgenin içsel kaynaklarının ve kendine özgü değerlerinin kullanılmasıyla başarılır. Bu içsel kapasite, o bölgedeki insan kaynağı veya ekonomik kaynaklar gibi somut kaynaklar dışında, yıllardan gelen bilgi birikimi, değerler, yeniliğe açıklık, insanlar arasındaki güven ve sosyal ağlar gibi ihmal etmeye meyilli olduğumuz elle tutulamayan gözle görülemeyen kaynaklardır. Bu da demektir ki, siz dışarıdan ne kadar kaynak ve bilgi akıtırsanız akıtın, bölgenin içsel gücünü ve değerlerini göz önünde bulunduramazsanız kalkınma planınız istediğiniz gibi gitmeyecektir. 2) Bölgesel gelişim, bölge halkının projeleri hem planlama hem de hayata geçirme aşamasında katılımcı olmasını gerektirir.

Özellikle bu ‘katılımcılık’ terimi üzerinde biraz daha düşünmemiz gerekiyor. Ne yazık ki, projeleri hayata geçirmeden önce ev ev anket yapmak veya bir meydanda toplanıp mahallelileri dinlemeye çalışmak, katılımcılığın ancak çok küçük bir kısmını oluşturuyor diyor Jules Pretty, ‘katılımcılığın 7 aşaması’ adında bir tipoloji oluşturan bilim adamı. Yedi aşamanın ilki, pasif katılımdır. Türkçesi, tepeden inme proje demektir: Siz planınızı yaparsınız, bölge halkına sadece izleyen olmak düşer. İkinci ve üçüncü aşamalarında, planlama yaparken biraz daha verilir katılımcılara. Anketler düzenlenir, odak gruplar oluşturulur. En son aşama ise, katılımcıların artık ‘katılımcı’ değil, kendi kendine kararlar alabilen, harekete geçebilen, ve dışarıdan gelecek yardımlara en az düzeyde ihtiyaçları kalacak şekilde projeleri kendi uygulayabilen bir grup halinde çalışmasıdır.

Literatürden bildiğimiz kadarıyla, sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde, bölgesel projeler ancak üçüncü-dördüncü aşamalarda kalır. En son adıma geçmek, yani bölgesel halkın kendi sorunlarını kendi başına çözebiliyor hale gelmesi çok nadir başarılan bir uygulama ne yazık ki. Neden diye soracak olursak, cevaplarını bulmak zor değil. Herhangi bir bölge bu şekilde kendi yarasına merhem olacak hale geldiğinde bağımsızlaşır, artık herhangi bir otoritenin söylediklerini körü körüne takip etmesine gerek kalmaz. Bu da otoriteleri korkutur, çünkü kendilerine bağımlı olan bir halk yerine ondan hesap sorabilen bir yerel dinamiğin oluşması, özellikle baskıcı bir otoriterinin en son istediği şeydir.

Bunun örneklerini zamanında Hindistan Kerala’da, Türkiye ise Fatsa’da Fikri Sönmez ile kısa süre de olsa yaşamış. Fatsa’da 1979’da belediye başkanı seçilen Fikri Sönmez, bölgede yaşayanlar kendi çözmek istedikleri sorunlara odaklansın, ben de bütçesini sağlayayım mantığıyla yapmış işini. O dönemde, Türkiye’de görülmedik bir katılımcı demokrasi örneği yaşanmış bölgede. Halk, mühendislerin ‘4 yıl sürer’ dediği Çamura Son projesini, altı günde bitirmiş. Kendi karar verdikleri, yollarımızdaki çamura son verelim düşüncesiyle, kim ne konuda destek verebilirse vermiş ve böylece alışık olmadığımız bir halk dayanışmasıyla mümkün olmuş böyle bir başarı. Ancak tabii ki, siyasi görüşlerden bağımsız söylüyorum, bir bölgenin otoriteden bu kadar bağımsız hareket edebilmesi korkutucu olsa gerek ki, Fatsa efsanesi kanlı bit(iril)miş. Tüm bu süreci daha iyi anlamak için, Kerem Morgül’ün Boğaziçi Üniversitesi’nde yazdığı A History of the Social Struggles in Fatsa başlıklı tez çalışmasına bakabilirsiniz.

Fatsa’nın kanlı ve üzücü tarihi, bizi tam katılımcı bölgesel kalkınmanın bir ütopya olduğu izlenimine itebilir. Ama, hangi pozisyonda olursak olalım, sadece bu her bölgenin kendi içinde var olan potansiyeline saygı duymak fikri bile kulağımıza küpe olur umarım. Artık küçümseyerek, ‘onlar cahil, ben bilirim’ diyerek, sevgisiz ve saygısız yapılan hiçbir projenin başarıya ulaşmayacağı açık olmalı bizler için. Birbirimizi dinleyerek ve farklılıklarımızı severek var olmamız dileğiyle…

Gülcan Yayla, kendini toplumsal eşitliğe adamış bir sosyal girişimci. Eskişehir Fen Lisesi’nden mezun olduktan sonra eğitimine ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde devam etti ve mezuniyeti sonrası özel sektörde strateji ve iş geliştirme danışmanı olarak 3 yıl çalıştı. O dönem Kamboçya’ya gitmesi ve sonrasında Oy ve Ötesi’nin kurucularından olması, hayatındaki dönüm noktalarını oluşturdu. Ülkesindeki çocuk ve gençlerin sorunlarına yönelik çözümler üretmek isteğiyle, Amerika’da Washington University in St. Louis’te sosyal girişimcilik ve uluslararası kalkınma alanında tam burslu olarak iki yüksek lisans derecesi tamamladı. St. Louis’in suç oranı ve sosyal sorunları en yüksek bölgesinde başlattığı sosyal sorumluluk projesiyle, okulundan Girişimcilik Ödülü aldı. Şu anda Türkiye’de genç işsizliğe yönelik teknoloji alanında eğitimler sağlayan ve kaliteli bilişim eğitimine ulaşımı kolaylaştıran Kodluyoruz Derneği’nde çalışıyor.

2 Yorum

  1. Ayten says:

    Gulcan hanim sizinle tamamen hemfikirim. Yukaridan gelenler daima bir turlu bitirilip teslim edilen yutturulan projeler (project approach) oluyor. Asagidan gelenler ise denene denene ogrene ogrene icerigi durmadan degisen bir surece (process approach) giriyor. Aslinda insan onlarda kendi yerini daha iyi farkediyor ve kendi eliyle yasamini insa ediyor. Hakiki mutlulukta iste bu dogasiyla butunlesmekten geliyor. Yaziniz kafama da kalbime de bir sevgi huzmesi oldu. Ayrica yazisalim a.aydin@alice.it Roma da yasiyorum. Tabanim ITU.

  2. Gulcan Gulcan says:

    Yorumunuz için çok teşekkürler Ayten Hanım, eposta göndereceğim. Oradan görüşmeye, bilgilerimizi paylaşmaya devam edelim!
    Selamlar.

Düşüncenizi Paylaşın