Çoğulcu aldırmazlık…

Çoğulcu aldırmazlık…

Her dönemin önceki dönemleri arattığı bir ülkedir, Türkiye. Bu durum bir yönetim sorununa ve onu da aşan yapısal sorunlara işaret etmektedir. Savaşlar, kıyımlar, katliamlar dışında var olan sorunları çözecek bir “yöntem” ne yazık ki üretilememiş ve siyaset kurumu ne yazık ki hiçbir dönem ülkenin tarihsel sorunlarına kalıcı çözümler üretmeyi başaramamıştır.

Türkiye’de belli dönemlerde bu tarihsel sorunlar çok ciddi ölçüde yoğunlaşmış ve bununla birlikte devlet ve devletleşen hükümetler çok ağır baskı ve şiddetin yaşandığı süreçleri ortaya çıkarmıştır. Bu süreç, günümüzde de devam etmektedir ve Türkiye böyle bir dönemden geçmektedir. Elbette her dönemin kendi özgül durumları ve farklı hareket tarzları mevcuttur. Yaşadığımız dönemin en temel karakteristiği toplumsal alandaki yılgınlık, geri çekilme, statükoya teslim olma ve iletişim terminolojisi ile ifade edersek bir Çoğulcu Aldırmazlık psikolojisi, davranış ve hareket tarzıdır.

ÇOĞUNLUĞUN AZINLIK İDDİASI

“Bu kavramlaştırıma göre, bireyler bir statüko varolduğu için, yurttaşların çoğunluğunun bunu desteklemesi gerektiğini varsayarlar. Bu, ortaya çıkmakta olan yeni çoğunluğun kendisini azınlıkta olarak yanlış biçimde algıladığı, buna karşılık eski bir geleneğe bağlı kalan bir azınlığın kendisini çoğunluk olarak algıladığı bir kamuoyu durumuna yol açar. İletişim araçlarının değerlendirmeleri burada başlıca bilgi kaynağı ve aynı zamanda statükonun meşrulaştırılması kaynağıdırlar” (Erol Mutlu, İletişim Sözlüğü)

Türkiye’de azınlık ve çoğunluk ilişkisi bugün sorunludur. Bu sorunlu durum, aslında çoğunlukta olanların kendilerini azınlıkta görmelerini ve giderek yenilmişlik psikoloji ile hareket etme sürecini ortaya çıkarmaktadır. Çoğunluk ve azınlık kavramını etnik, mezhepsel ya da kültürel değil; sınıfsal olarak ele almak gerekmektedir. Ezilenlerin, sömürülenlerin, dışlanmışların, ötekileştirilenlerin, gettolara hapsedilenlerin çoğunluğu oluşturduğu; ama bunun farkında olmadığı bir tür “yanlış bilinç”; ya da “eksik bilinç” durumudur.

Çoğulcu Aldırmazlığa yol açan elbette ki toplumsal ve siyasal muhalefetin sürekli mevzi kaybetmesi, gerilemesidir. Bu gerileme hali devam ettikçe statükonun hegemonyası daha fazla tahkim edilmektedir.

AKP’nin bugünkü algısı gücünden çok daha fazla ve ileridedir. Bu algı geniş toplum kesimlerini AKP’li gibi davranmaya itmekte ve onunla hareket etme tavrını ortaya çıkarmaktadır.

Yaşamın bütün detaylarına içkin bir siyaset inşa edilmedikçe, kapsayıcı ve iktidar hedefi ile güçlü bir mücadele yürütülmedikçe solun gerilemesi kaçınılmazdır. “Bütün mevzi savaşlarını” kaybederek bir ilerleme söz konusu olmamıştır, olmayacaktır.

İKTİDAR OLMAYI HEDEFLEMEK

Bu noktada toplumsal ve siyasal muhalefet tanılamasının dönemsel olduğunun altını çizmek gerekiyor. Sürekli bir biçimde kendisini muhalefette konumlayan bir siyasetin geleceği yoktur, olmamıştır ve olmayacaktır. Solun sürekli olarak bu ülkede kendini iktidar karşıtı olarak mevzilendirmesi toplumda ciddi bir kaçışa neden olmaktadır. Ancak ve ancak iktidara odaklı, değişime, dönüşüme ve her alanda devrimci bir yenilenmeye odaklı bir muhalefet büyür, toplumsallaşır ve iktidarlaşır. Tersi bir durum toplumun geniş kesimlerini mevcut iktidara yanaştırır.

Bugün AKP’nin güçlenmesi, iktidarda kalması ve oluşturduğu tahakküm solun iktidarla olan mesafesinden kaynaklanmaktadır. İktidar olmak için bir isteği ve bunu topluma hissettiren çalışma ve örgütlülüğü ortaya koymadıkça ciddi bir kaçış, kırılma kaçınılmazdır. Tam da bu noktada bir alternatifsizlik ortaya çıkar. Alternatifsizlik ortaya çıktığında ise Çoğulcu Aldırmazlık durumu insanları esir alır. O sebepledir ki, bu kadar ölümün, katliamların, baskıların, ayrımcılığın, nefretin, sömürünün, yok sayılmanın, ezilmişliğin olduğu bir ülkede çoğunluk sessizleşir, kabullenir ve mevcut iktidara yedeklenir…

Bu psikolojiyi kırmanın, algıyı paramparça etmenin yolu korkunç bir özveri, sabır ve mücadele ile her şeye yeniden başlamaktır. Solun iktidarı istediğini, bunu halk için, değişim için, özgürlük, eşitlik, barış ve kardeşlik için istediğini ortaya koymasıdır. Mesele hep iyi muhalefet yapmak değildir, olmamalıdır. Mesele halk için, halkın sorunlarını çözmek için iktidar olmaktır. Sol ancak böyle büyür, böyle kitleselleşir ve böyle değişimi yaratabilir.

 

1 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Sanirim sol ve sag gruplamasi devam ederse sol lafi insani korkutur ve hatta bagimsizliklari elden gider gibi bakiliyor. Bu heryerde boyle. Onun yerine koklu olarak demokrasi ve insani olculer esas alinarak insanligin bir basamak yukari cikmasi gerekecek. Bu da esitlikci ve bagimsiz bir egitimden gecer. Cumhuriyetle nasil basarilmisti onu iyi anlamak gerek. Bagimsizligi savunan gruplar insani yenidrn dogurma tezini savunmali sol ve sag ayrimi gibo tarifi ve anlami kisitli kavramlarla halk korkutulmamali veua yaniltilmamali.

Düşüncenizi Paylaşın