Bir LeGeBİT hikayesi: Akademinin devletleşmesi

Bir LeGeBİT hikayesi: Akademinin devletleşmesi

Üniversiteler, hayatın her alanındaki sorunlara somut ve uygulanabilir çözümler üretebilmek için, bilgiyi ve düşünceyi sistemli, organize ve bütünlüklü bir yaklaşımla üretir ve kamusallaştırır, bu yönüyle ticari ve bürokratik kurumlardan keskin şekilde ayrılır. Dünya genelinde üniversite kurumları, akademik ünvanlar taşıyan ve belli uzmanlıklara sahip bir avuç insanın entelektüel tatmini için kurulmadığı gibi, üniversiteler, iş piyasasına yetişmiş personel yetiştirmek ve personal ihtiyacını karşılamak için de kurulmadı. Üniversitelerin ontolojik noktası, insanlığın sorun çözme istencinden kaynaklanır.

Bilgiyi ortaya çıkartabilmenin yolu düşünceden, düşünceyi işleyip fikir haline getirmenin yolu da özgür bir araştırma sürecinden geçiyor. Başka bir deyişle, bir üniversitede ne kadar özgür bir araştırma/düşünceyi ifade/örgütlenme hürriyeti olursa, orada düşünceyi fikre dönüştürme süreci o kadar gerçekleşebiliyor, bilgiyi elde etme ihtimali o kadar artıyor.

Demokles kılıcı: YÖK

Türkiye`de ise, hemen her alanda olduğu gibi, bahse konu üniversiteler olunca işler epey farklı seyrediyor. Yükseköğrenim Kurulu (YÖK) denilen, 1982 Anayasası`nda tanımlanan ve üniversite özerkliğini bir daha geri gelmemek üzere ortadan kaldırmayı hedefleyen, üniversitelerin üzerinde Demokles`in kılıcı gibi sallanan bir gözetim kurumu var. Sınırları belirliyor, rektöründen araştırma görevlisine dek herkesin hangi sınırlarda hareket etmesi gerektiğini dayatıyor. Siyasi etkiyle şekillenen bir kurum olduğu için, iktidarlar değiştikçe dayatmasının türü de değişiyor.

Bu duruma paralel olarak, Türk üniversitelerinin internet sitelerine girdiyseniz, üniversitelerin kendilerini sundukları alan olan vizyon – misyon bölümlerinde ya da üniversiteyi tanıtan başkaca bir bölümde, mutlaka belli bir tipolojiye bağlı (`Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı`dan, `milli ve manevi değerlere saygılı`ya uzanan bir skala) insanlar yetiştirmenin vurgulandığını okursunuz. Belli bir kalıp çizerek, o kalıbın içerisinde özgür pratiklerin ve düşüncelerin üretilebileceğini düşünmek safdillilikten öte bir durum olsa gerek.

Batılı ülkeler, sorun ve çatışma çözümünün düşünceye ve hakikate ulaşma çabasına özgürlükten geçtiğini idrak ettiğinden beri, özgürlüklere ve yaratıcılığa yatırım yapıyor. Özgürlük alanları genişledikçe düşünceye ve yaratıcılığa alan açılıyor, böylece bilgiye ve yeni olana erişim imkanı artıyor. Esasen üniversitenin temel işlevi de bu.

Devletleşme ve önyargı

Türkiye üniversitelerinin temel sorunu, devlet merkezli yasal ve politik-pratik baskı altında giderek bir bürokratik kurumu dönüşürken, bilgiyi arama niteliğinin yerini toplumsal kalıplarla/yargılarla bütünleşmenin alması ve üniversitelerin toplumu yeni bilgilerle ileriye taşıma vasfından yoksun kalması. Bu durumun turnusol kağıdı ise, kanımca, üniversitelerde kurulmaya çalışılan Lgbti öğrenci toplulukları. Toplumsal önyargıların en yoğun olduğu konuların belki de başında gelen cinsel yönelim konusu, üniversitelerimizin içerisinde çırpındığı bürokratik muhafazakarlığı göstermesi bakımından da işlevsel.

Üniversitelerimizin pek azında resmi olarak tanınan Lgbti öğrenci toplulukları olmakla birlikte, onlarca üniversitede, örgütlenmek ve resmi öğrenci topluluğu olarak tanınmak isteyen Lgbti toplulukları rektörlüklerinden ret yanıtı alıyor ya da tıpkı Ege Üniversitesi`nde olduğu kimi zaman yanıt bile alamıyor. Sözgelimi Ege Üniversitesi`ndeki gayriresmi Lgbti topluluğu olan LeGeBİT, tam 4 yıldır faal olan bir topluluk olmasına rağmen, henüz resmiyet kazanabilmiş değil.

Üniversitede resmi statü için yaptığı ilk başvurusuna yanıt dahi alamayan (rektörün, “Kampüs ve çevresi buna hazır değil.” dediği söyleniyor.), ikinci başvurusuna da yanıt alamayan, üçüncü başvurusunda, “Bütçemiz yeterli değil, bu yıl hiçbir öğrenci topluluğuna izin verilmeyecek,” yanıtını alan (ki o dönem iki topluluğun başvurusu kabul edilmiş, sonradan ortaya çıkmış.) ve bu yılki dördüncü başvurusu da, “okuldan yeterince öğrenci topluluğu olduğu” gerekçesiyle geri çevrilen LeGeBİT, bir avuç idealist öğrencinin çabaları sayesinde, Ege Üniversitesi Rektörlüğü`nün görmezden gelmeci, reddiyeci ve hukuksuz tavrına karşı etkinliklerini sürdürüyor, ayakta.

Akademinin sıradanlaşması

LeGeBİT deneyimi ile anlamamız gereken, Ege Üniversitesi`nin ve aslında hemen hemen tüm üniversitelerimizin, esasen kahvehanelerde, toplu taşıma araçlarında ya da sokaklarda sayısız örneğini bulabileceğiniz, aşina olmadığını öteki olarak konumlamaya meyilli ortalama yurttaş tipolojisinin kurumsal halinin tezahürü olduğudur.

Lgbti hakları konusu, geleneğin, aşina olunan sözde hakikatlerin ve tartışılmamış doğruların kökten ve yeniden düşünülmesini elzem hale getiren bir başlık ve tam da bu nedenle özgür üniversite bahsinde bir turnusol kağıdı. Ne diyelim? Belki bir gün LeGeBİT resmi öğrenci topluluğu statüsüne kavuşur, ben de bu yazımı güncellemek için bilgisayar başına otururum.

1986`da Berlin`de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul`da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. DAAD bursiyeri olarak Hamburg ve Akdeniz Üniversitelerinin ortak yüksek lisans programı olan Euromaster`i tamamladı. CHP ve SODEV üyesi. Taraf, Radikal ve Yeni Şafak`ta yazıları yayınlandı. Nüve`de yazıyor.

2 Yorum

  1. Ayten Aydin says:

    Sayin Aslan,
    Dogru dusunceyi yayilmaktan alikoyan bir idarenin mutlaka ve surekli olarak bir korku icinde oldugunu dusunuyorum. Zira dogru dusunce kendi yolunu bulur ve ezer gider. Zira yanlis bir yerlerde tokezler ve yok olur. Bakin, dogru dusuncesini korkmadan soyleyen, adeta bu bakimdan uluslararasi bir simge olmus vizyoner Mahatma Gandhi, kendisi dusunceleri sucundan hapisteyken, onun dusuncelerini paylasan takipcilerine ne demis: ” Don’t worry about our numbers, about how few we are. A single man with the truth can always prevail agaist a million who are WRONG”. (Sayimiz cok az diye korkma. Dogruyu bilen tek bir insan daima yanlis olan milyon kisiye karsi kazanir.)

Düşüncenizi Paylaşın