Kadınların Siyasetle İmtihanı: Bir Varoluş Problemi

Kadınların Siyasetle İmtihanı: Bir Varoluş Problemi

Bir arkadaşım kadına şiddet üzerine bir yazısında meseleyi pek güzel anlatmıştı; benzer cümleler kurarak durum özeti yapmakta sakınca yok: “Evet efendim, bu dünyada  yaşanan her şey politiktir.”  15 yaşında hastanelerde kayıtsız doğum yapan çocuklar da, kocasından yol ortasında güpegündüz dayak yiyen kadın da, fuhuşa zorlanan Suriyeli göçmen kadınlar da, reddettiği genç tarafından vurulan üniversite öğrencisi genç kız da, erkek arkadaşının şiddetini ifşa eden sanatçı da…. Oysa biz hâlâ daha kadına uygulanan bu eşitsizliğin “önümüze gelen ucunu” tutup tüm siyaset dünyasına işin vahametini anlatmaya çalışıyoruz. Diyoruz ki her türlü eşitsizliğin temelinde kadının varoluş problemi yatar. Diyoruz ki kadının varoluş problemi en önemli siyasi duruştur, çünkü toplumda yaşanan her türlü hak ihlali kadının toplumda varoluşu temelinde anlatılır.

Ama öncelikle bunu siyasete giren kadınların idrak etmesi gerekiyor. Anlatalım.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi eşitsizliğe kafa yoran kadınlar için ABD’deki ara seçimlerin farklı bir önemi vardı. Despotluk, ırkçılık ve tabii ki pervasızlık konusunda harikalar yaratan Trump ve avanesi  karşısında 100’den fazla kadın Temsilciler Meclisi’ne girmeye hak kazanarak ABD tarihinde ilk kez bu kadar yüksek oranda temsil edilmeyi başardılar.

Kaderin garip bir cilvesi olarak tam da aynı gece,  TBMM Genel Kurulu’nda kadınların sosyal refahı ve huzuru, toplumda karşı karşıya kaldıkları sorunların tespiti ve çözümü ve gerekli önlemlerin alınması için verilen araştırma önergesi AKP oylarıyla gündeme alınmadı. Yani  hayatlarımıza dokunacak önemli bir önerge daha sessiz sedasız reddedildi. Kavgasız ve gürültüsüz!  Üstelik de bir kadın milletvekilinin ağzından “bu dönem, kadın haklarının en etkin mücadelesinin verildiği dönem” cümlesi çıkarak. Bizler ABD Temsilciler Meclisi’ne rekor sayıda kadının girmesini sosyal medyada büyük bir zaferle paylaştığımız saatlerde birileri, bir takım kadınlar, “eşit temelli yaşam” talebini reddetmekte sakınca görmediler.

Tüm bunları bilerek çok yakın geçmişe  dönüp baktığımızda ABD de, üstelik de değişik etnik kimliklerden “ilk kez” seçilen kadın temsilcilerin o makamlara hangi motivasyonlarla geldiklerini bilmeliydik. Kadına, dolayısıyla insana yönelik her türlü ayrımcılığın kalkabilmesi elbette yarattığınız hareketin siyasileşmesiyle doğru orantılıydı.

Hatırlarasınız, Trump’ın  seçildiği gün en büyük tepki kadınlardan geldi. Yemin töreninin ertesi günü başkent Washington, Vietnam Savaşı’ndan beri düzenlenen en büyük kitlesel protesto eylemine  sahne oldu.  Kadın yürüyüşü adıyla  anılan bu büyük  eylemin ev sahipliğini ise kadınlar yapmıştı. Women’s March’ın önemi sadece kadınlardan oluşmasından ibaret değildi elbette, Trump kampanyasını neredeyse tamamen göçmen düşmanlığı ve kutuplaşma üzerine kurgulamıştı. Bu kitlesel eylem başta kadınların, ancak Trump yönetiminin hedef aldığı tüm etnik kimlikler ve göçmenler tarafından hızla benimsenmişti.

Eşzamanlı olarak pek çok ülkede de gerçekleşen Women’s March, meselenin sadece kadına yönelik olmadığını, kutuplaşma ve nefret politikalarının en büyük mağduriyetini kadınların yaşadığını göstermek açısından oldukça anlamlıydı. Göçmen politikaları da kadına zarar veriyordu,  savaş politikaları da, taciz de…

Politik iletişimin kurucusu olarak kabul edilen, “propaganda” kelimesinin mucidi Edward Bernays “insanlar yaptıkları eylemlerin motivasyonu hakkında nadiren bilgi sahibi olurlar” der. Aksine, Women’s March ile başlayan ve içinde derin kutuplaşmaya karşı durmayı barındıran kadın hareketi , geçen iki sene içinde katlanarak büyüdü, arada  kadınların kendilerine yapılan tacizi konuşmaları için başlattıkları #MeToo (#BenDe) hareketiyle devam ederek.

Ara seçimler başladığında uzmanlar kadın temsilci sayısının artacağını bekliyorlardı elbette. ABD’de kendini “değişim ve demokratikleşmek için siyasete daha fazla kadın yetiştirme misyonunu üstlenmiş” bir organizasyon olarak tanıtan ve bir önceki seçim döneminde 900 kadın başvurusu alan Emily’s List adlı örgütlenme tarihinde ilk kez 20.000’e ulaştığını açıklamıştı. Belli ki kadınlar siyasileşerek bu değişimi sağlayacaklarını görmüşlerdi.

Keza ABD seçimleri kadın temsiliyetinin ilk kez bu kadar yüksek olduğu bir seçim olarak da tarihe geçti. Çok sevdiğim “kadının masada olmadığında yemekteki menü olacağı” sözlerinin sahibi olan Amerikalı demokrat siyasetçi Elizabeth Warren seçim gecesi  “direnç kadınlarla başlamıştı, kadınların direnç noktalarını hiç bırakmamasıyla başarıyla sonuçlandı” derken haklıydı. Eşitsizliği gören ve başkaldıran vicdanlı kadınlara her zamankinden çok ihtiyaç var.

O halde şu tespitte ortaklaşalım: Politikleşmeden demokratikleşme de eşitlik de olmaz. Erkek şiddetinden, kutuplaşmadan, – hangi parti olursa olsun- demokratik hak ve özgürlükleri gasp edenlerden, temsiliyeti “içi boş bir siyasi malzemeye” dönüştüren akıllardan kadına siyasette yer açmayı beklemek boşuna bir çaba. En büyük çaresizlik  bu çabanın oluşacağına dair umut etmekte galiba.. Kendi hakkıyla örgütlenebilen ve örgütlülüğünü siyasi mekanizmalarla büyütebilen ve nihayetinde baskı grubu oluşturan bir dinamiğin elbette yaşama şansı büyük. Görebilene tabii.

Edward Bernays, “Kitlelerin organize olmuş  alışkanlıkları ve düşünce mekanizmalarının zekice manipülasyonu demokratik toplumlarda önemlidir. Toplumun bu görünmeyen mekanizmasını manipüle edebilenler, ülkeyi asıl yönetenlerdir” der.

O mekanizmaları manipüle edebilmek için kadın hareketinin siyasi örgütlenmeye evrilmesi şart. En azından seneden seneye büyük artış gösteren kadın cinayetlerinin ve gittikçe çoğalan kadın şiddetinin antitezi olarak “şiddetle en çok biz mücadele ettik” diyen kadın siyasetçilerin bir daha meclise girememesi için…

Bir de her şey politik olduğundan!

Boğaziçi Üniversitesi ve ABD Emerson College’da siyaset iletişimi konusunda yüksek lisansını yaptı. Kültür Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi ve en son olarak Boğaziçi Üniversitesi'nde siyaset iletişimi dersleri verdi. 7 Haziran 2015 seçimlerinde CHP Milletvekili adayı oldu. Halen Medyascope TV'de kadın hakları üzerine program yapmaktadır. Kadın Siyaset Merkezi (KASİMER) kurucusu olup kadının siyasete katılımı konusunda çalışmalar yapmaktadır. Association For Women's Rights Development (AWID) üyesidir.

Düşüncenizi Paylaşın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.