Millet İttifakı’nın Sağ Kanadı: Bundan Sonra Ne Olabilir?

Millet İttifakı’nın Sağ Kanadı: Bundan Sonra Ne Olabilir?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İyi Parti (İYİP), Saadet Partisi (SP) ve Demokrat Parti’nin (DP) oluşturduğu Millet İttifakı 4 Temmuz 2018’de dağıldı. Bu ittifak 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki CHP-MHP ittifakından sonra Türkiye siyasetinde sol ile sağ kanat arasında işbirliği üzerine kurulmuş olan ikinci siyasi hamleydi. İdeoloji ve taban dinamikleri bakımından diğer üç partiden çok farklı olan CHP’yi bir kenara koyarsak, Millet İttifakı’nın üç partisini yorumlamak, kendisi de MHP ve Büyük Birlik Partisi’yle (BBP) müttefik olarak Cumhur İttifakı’nı oluşturan ve 16 yıllık bir tek başına iktidardan sonra fiilen bir sağ koalisyonun parçası haline gelen AKP’nin kendi ideolojik kulvarındaki rakiplerini değerlendirmek bakımından çok yararlı olacaktır.

24 Haziran 2018 seçimlerinde CHP’nin % 22,6’lık sonucunun ardından en yüksek oyu alan parti İYİP oldu, % 9,9 aldılar. SP %1,3 alırken CHP listesinden iki milletvekili (Cihangir İslam, Abdülkadir Karaduman) çıkardı, seçime İYİP listesinden katılan DP ise sadece Afyonkarahisar’dan genel başkanı Gültekin Uysal’ı Meclis’e gönderebildi.

Bu partilerden en başarılısı olan İYİP, aldığı neticeye rağmen seçim sonrasında en büyük iç karışıklığı yaşadı, dahası halen yaşamaya devam ediyor. Bunun sebebi şüphesiz partinin ideolojik olarak belirsiz bir pozisyonda olmasıdır. İYİP içinde iki temel siyasi çizgi birlikte bulunuyor: birincisi Meral Akşener’in temsilcisi olduğu merkez sağ-sağ Kemalist çizgi, ikincisi Koray Aydın’ın temsil ettiği MHP milliyetçiliğine yakın bir ülkücü çizgi. Geniş bir açıdan bakıldığında bu iki çizgi birbirinden çok da uzak değildirler, ikisi de 1970’ler-80’ler jargonunda milliyetçi-muhafazakâr olarak adlandırılan siyasi öbekleşmenin içindedirler. Fakat yeni bir partide ufak ideolojik nüanslar bile geniş ihtilafları tetikleyebilmektedir. İYİP meclis grubuna mensup, “MHP’ye yakın” olarak tavsif edilebilecek kimi milletvekillerinin TBMM açılışında Devlet Bahçeli’ye yönelik abartılı hürmet ve biat seremonileri parti içindeki bu ideolojik bölünmenin yol açtığı krizin kolay ve hasarsız çözülmeyeceğine dair bir işaret olarak görülebilir; söz konusu milletvekillerinin daima “Baba Ocağı’na–ki ocak kelimesi “Ülkü Ocakları” ve “Türk Ocakları’nın da etkisiyle milliyetçi camiada hep gönül çelici bir tonda tınlayan bir kelimedir– dönebilme ihtimalleri ve bu ihtimalin ihtiva ettiği pazarlık gücü Akşener yönetiminin elini zayıflatabilir.

İYİP il bazında en yüksek oy yüzdelerine, başta en büyük oy patlamasını yaptığı Burdur (%19,9) ve Isparta (%18,4) illeri olmak üzere Batı Anadolu taşrasında, özellikle de bu yörenin nispeten iç kısımlarında ulaştı. Merkez sağın 1946’dan itibaren neşv-ü nema bulduğu ve gerek DP, gerek AP döneminde son derece yüksek bir desteğe sahip olduğu bu sosyo-kültürel bölgede İYİP’in yüksek bir oya ulaşması anlamlıdır ve tarihsel bir devamlılığa işarettir. Burası Türkiye ortalamasına göre daha zengin, daha “hür teşebbüsçü”, daha milliyetçi-muhafazakâr, etnik olarak homojen sayılabilecek bir bölgedir. Zengin bir tarım bölgesi olduğu gibi; özellikle Nazilli, Denizli gibi şehirlerin başı çektiği dokuma sanayiyle erken bir endüstriyel gelişim yakalamıştır; İzmir limanı üzerinden –19. yüzyıldan itibaren– kapitalizm ve dünyaya eklemlenmiştir. İslamcılığın değil geleneksel muhafazakârlığın güçlü olduğu bir bölgedir, fakat yine de Nurculuk ve Süleymancılık gibi 20. yüzyılda ortaya çıkmış İslamcı ekoller burada azımsanmayacak taraftar sahibidirler.

Merkez sağ-ülkücü bölünmesinin sadece meclis grubunda değil, partinin il ve ilçe örgütlerinde de mevcut olduğu aşikâr, fakat özellikle partinin örgütlenme sürecinde Koray Aydın’ın oynadığı rolden ötürü ülkücü kesimin teşkilatta daha ağırlıklı olduğu görülüyor. Oysa İYİP’in asıl kitlesel desteğe sahip olduğu coğrafya, geçmişte merkez sağın başat olduğu bölgedir. Bu bakımdan İYİP için ideal olan –en geç 2007 seçimlerinden beri politik bir kimlik olarak silinmiş, fakat toplumsal olarak var olmaya devam eden– merkez sağın bakiyesi üzerine oturmak ve bu damarı canlandırmaktır. MHP’nin B takımı olmak, er-geç MHP tarafından yutulmak yahut marjinalleşmekle sonuçlanacak bir çıkmaz sokaktır.

Esasen merkez sağın asıl, “otantik” partisi DP’dir, fakat bu parti henüz Mehmet Ağar-Süleyman Soylu-Namık Kemal Zeybek triosuyla sürüklendiği girdaptan çıkamadı. Gültekin Uysal zeki bir siyasetçi; yerel seçimlerde iyi adaylar ve belki ittifaklar yoluyla bazı önemli belediyeler kazanabilirse partisine yeni bir heyecan getirebilir; buna mukabil yaşlı ve zayıf örgütü bir tabela partisini çağrıştırmaktadır, 11 yıl içinde oldukça sönümlenmiştir, tekrar önemli bir aktör olması hiç kolay değildir.

Bu iki partiden farklı olarak Milli Görüş çizgisinin bugünkü temsilcisi SP’yi en sona bıraktım. SP bu seçimde klasik İslamcı ajandasını geri plana iterek, çoğulcu demokrasi, insan hakları ve parlamentarizm üzerinden AKP’ye muhalefet etti, bu açıdan söz konusu parti bugünkü pozisyonu itibariyle Türkiye’nin son 10-15 yılındaki İslami sol arayışlarının bir halkası addedilebilir. Ertuğrul Günay ve Mehmet Bekaroğlu’nun “Müslüman Sol”undan, Antikapitalist Müslümanlara, bir dönem Has Parti’nin benimsediği çizgiye, Mazlum-Der’in bir kanadının politik çizgisine kadar böyle bir eğilim senelerdir var, fakat cami cemaatinden ziyade üniversite kampüslerindeki İslamcı gençlere ve entelektüel mahfillere hitap ediyor. Öte yandan bu İslami sol eğilimin %1,3’te kalması, üstelik Temel Karamollaoğlu ve SP’nin son derece görünür olduğu bir seçim kampanyasına rağmen, ümit edilen %3-4 seviyesine ulaşamaması açık bir başarısızlık. Fakat SP’nin bu çizgiden ayrılacağına dair henüz bir emare görünmüyor; hatta yorgun Temel Karamollaoğlu’nun genel başkanlığı bırakıp; Cihangir İslam veya Ali Aktaş gibi bu siyasi tavrı çok daha dolaysız biçimde temsil eden birinin bu makama gelmesi bile mümkündür. Fakat belli ki klasik “Milli Görüş “ün sınırları artık bellidir.

Özetlersek; İYİP,  mülga Millet İttifakı’nın sağ kanadının en güçlü, fakat en kırılgan oyuncusu. Eğer parçalanmaz veya bir başka partiye iltihak etmezse Türk siyasetinde orta boy bir parti olarak kalabilir, hatta–HDP dışında bütün partilerden oy alabilmesini mümkün kılan siyasal konumundan dolayı– büyüme ihtimali de mevcuttur. Fakat SP ve DP için aşılması gereken sınır duvarları yüksek, politik manevra imkânları dardır. Ama Türkiye’de, özellikle küçük taşra yerleşimlerinde yerel seçim dinamiklerinin genellikle küçük partilerin iyi sonuçlar almasını sağladığı düşünülürse, bu iki parti il olmasa da önemli ilçe belediyeleri kazanıp ispat-ı vücut ederek, yeniden özgüven kazanabilir.

 

 

İtalyan Lisesi’ni bitirdi, Doğuş Üniversitesi’nde burslu olarak Uluslararası İlişkiler okudu, École des hautes études en sciences sociales’de (EHESS) tarih yüksek lisansı yaptı, halen EHESS ve Boğaziçi Üniversitesi’nde Bizans tarihi alanındaki doktorasını sürdürmektedir. Akademik çalışmaları haricinde edebiyat ve sinema üzerine çok sayıda makale ve eleştiri yazısı yayımlanan Tirali, Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) yönetim kurulu üyesidir.

1 Yorum

  1. S.Nazik IŞIK says:

    İyi bir deneme. Ben yine de Türkiye’de merkez’in 2007’den bu yana adeta boşaltılmış/emilmiş, önemli ölçüde akp’lileşmiş küçük bir oranda da (mordenlik üzerinden, batı yakasında gidilebilecek tek adres olarak) chp’lileşmiş ama memnuniyetsizlik içinde olduğunu dikkate alarak, yeni bir oluşum ihtiyaç ve olasılığını dışarda bırakmamak gerektiğini vurgulamak isterim. ayrıca ekonomik ve sınıfsal olarak da dünyayla ilişkide kalmak, temel haklarda liberal görüşte devam etmek vb üzerinden de bir merkez oluşturma ihtiyacı devam ettiğinden, bu bahse daha yakından bakmakta yarar görüyorum. mevcutlar İYİP, SP ve DP bu merkezi oluşturmaları güç kopuk varlıklar; bagajları ve yıpranmışlıkları ile, sınıfsal olarak yeni burjuvaziyle ve küçük burjuvaziyle ilişkilerinin dar/yok görünümüyle başa güreşecek bir oluşuma dönüşmeleri ise imkansız gözüküyor.

Düşüncenizi Paylaşın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.