İlkeli Bir İktidar İçin Muhalefete Dönmek: SPD ve Ertelenen Hesaplaşma

İlkeli Bir İktidar İçin Muhalefete Dönmek: SPD ve Ertelenen Hesaplaşma

Almanya’da genel seçimlerin üstünden yaklaşık 5 ay geçmiş olmasına rağmen, II.Dünya Savaşı sonrası dönemde bir örneği olmayacak şekilde, henüz bir koalisyon kurulamadı. Geçtiğimiz hafta Berlin’den gelen bilgiler, SPD ile CDU/CSU’nun koalisyon başlıklarında anlaştığını haber veriyordu. Şimdiyse son aşama olarak SPD üyelerinden büyük koalisyona vize çıkması kaldı. Peki sayısı 463 bini bulan SPD üyesi, büyük koalisyon için ne yönde oy kullanmalı? Ya da daha genel bir şekilde sormak gerekirse, yeniden kurulması planlanan büyük koalisyonla ilgili sosyal demokratlar nasıl bir pozisyon almalı?

Büyük Koalisyona Karşı Tepkiler

Büyük koalisyona karşı en etkili tepkinin, SPD’nin gençlik örgütü olan Jusos çevresinden geldiğini söylemek mümkün. Jusos Başkanı Kevin Kühnert, SPD’nin koalisyon görüşmelerine başlanmasının oylandığı delege oylamasında,“Gerçek cesaret, partiyi iktidara getirecek politikaları savunabilmektir, büyük koalisyona gitmek değil” diyerek, büyük koalisyonu cesaret ve sorumluluk ikilisiyle savunan Martin Schulz’a sert bir yanıt vermiş oldu.(Partinin gençlik kollarının, genel merkeze karşı ilkeli ve net bir politik tavır koyabilmesi de, parti içi demokrasiye dair bir başka yazının konusu olabilir.)

SPD delegelerinin katıldığı dar kapsamlı bir oylama olan “koalisyon görüşmelerine başlanmasına dair oylama”, Schulz için esasen bir güven oylamasından çok, güvensizlik beyanına dönüştü. Oy veren 642 delegeden 280’i (bir başka deyişle delegelerin yaklaşık %43’ü) koalisyon görüşmelerine başlanmaması yönünde irade beyan etti. Merkezci politikalara ve parti yönetiminin eğilimlerine daha yakın refleksler gösterdiği bilinen delegelerde dahi büyük koalisyona güven düşük düzeyde olduğuna göre, yaklaşık 463 bin SPD üyesinin oy vereceği nihai büyük koalisyon oylamasının pek kolay geçeceği söylenemez.

Benzeri şekilde, CDU/CSU’nun gençlik kolu olan Junge Union da, “Büyük koalisyon tabanı huzursuz ediyor” demeciyle, esasen muhafazakar tabandaki rahatsızlığı dile getirmiş oldu. Şubat başında yayınlanan anketler, Almanya’da yaşayan her iki kişiden birisinin, büyük koalisyona şüpheyle yaklaştığını ortaya koyuyordu. Uzayan koalisyon görüşmeleri ve partiler arasındaki uzlaşmazlık, hem Merkel’e hem de büyük koalisyon çabalarına olan desteği giderek azaltıyor.

Sosyal Demokratlar Ne Yapmalı?

Peki yaklaşık 5 aydır süren ve büyük koalisyon formülüyle çözülmeye çalışılan siyasal düğüm sürerken, SPD nasıl tavır almalı?

1-) SPD, partinin yönünü kayda değer şekilde merkez sağa kaydıran ve partinin sendikalarla, gençlerle, yoksullarla ve orta sınıfla bağını zayıflatan Gerhard Schröder politikaları nedeniyle 2000’lerin başından beri düzenli olarak üye kaybediyor ve küskün SPD seçmenleri sandığa gitmiyor veya başka partilere doğru kayıyor. SPD’yi %18 – 20 bandına çeken ve bu gidişle partiyi %25 ve altına mahkum eden realite, küskün SPD seçmenleri ile onları küskünlüğe iten politik atalet ve iktidar konformizmi. Ancak garip olan, SPD’nin 2005’ten bu yana seçim kaybetmesine rağmen niçin seçmen kaybettiğine dair herhangi bir entelektüel ve pratik çalışma içine girmemiş olmasıdır.

2-) SPD’nin temel handikapı, 1998 – 2005 arasındaki SPD – Yeşiller koalisyon döneminden sonra muhalefete dönüp ideolojik ve pratik bir yüzleşmeden kaçınması ve CDU/CSU’nun küçük koalisyon ortağı olarak iktidara tutunmayı yeğlemesi oldu. İlk maddede bahsettiğim yüzleşmenin ve çalışmanın ertelenmesinin sebebi, SPD’nin “bir şekilde” iktidara ortak olma çabası. Oysa Schröder’in başlattığı ve partiyi merkezden ziyade merkezin sağına iten “Yeni Merkez” ya da bilinen ismiyle “Üçüncü Yol” projesi basarili olamadı ve toplum, SPD’den uzaklaşarak yaklaşık 13 yıldır bu başarısızlığın mesajını veriyor.

3-) İngiliz İşçi Partisi, Blair’in öncülüğünü yaptığı “Üçüncü Yol”un olduğunu ilan edeli ve yeni sosyal demokrasiyi soldan kurmaya başlayalı çok oldu. Parti bunun meyvelerini de alıyor; Partinin oy oranları artarken, gençler arasında İngiliz İşçi Partisi oldukça popüler. İdeolojik yüzleşme, Blair faciasından sonra partiyi popüler hale getirmeye yetecek kadar etkili bir pratik oldu. Oysa SPD, partinin ideolojik yörüngesinin keskin şekilde merkez sağa kaymasına yol açan, sosyal refah devleti pratiğinin kurumsal ve pratik bütünlüğüne kalıcı neoliberal zararlar vermeyi amaçlayan ve bunu kısmen başaran Ajanda 2010 ile dahi yüzleşebilmiş değil. Merkel’le iki defa kurulan büyük koalisyonun getirdiği iktidar hali, bu yüzleşmeyi erteledi.

4-) SPD’nin ihtiyacı, derin ve dürüst bir politik yüzleşme. Parti, 21.yy sosyal demokrasinin hangi paradigmalar üzerinden kuracağını uzun erimli, ilkeli ve tutarlı bir program dahilinde ortaya koyabilmeli. Bunun için de partinin uzun süreli bir muhalefet dönemini göze alması elzem. Belki kısa vadede parti kaybetmiş gibi gözükecektir, fakat uzun vadede kazanan Alman sosyal demokrasisi olacaktır. Parti yönünü net olarak tayin etmeli. (Almanya seçimlerine ilişkin detaylı bir analiz için, bu yazıma bakılabilir.)

Seçim sonrasında yazdığım gibi, SPD’den kimse devrimci bir söylemi benimsemesini, arkaik sol diskura meyletmesini beklemiyor. Tabanda ve toplumun genelinde böyle bir beklenti yok, ayrıca sosyal demokraside de böylesi bir diskura ve pratiğe yer yok. Fakat SPD’den beklenen, partinin 1998 sonrasındaki politikalarını sosyal demokrat bir perspektiften değerlendirip, özeleştiri vermesi ve gelecek için reel, somut, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir 21.yy sosyal demokrat politika haritasını ortaya koyması. SPD bunu yapabilirse, 4 yıl sonrası için farklı şeyleri konuşuyor olacağız. Fakat SPD atalet halinde ısrarcı olur ve bu yüzleşmeyi ertelemeye devam ederse, sanırım 4 yıl sonra ben SPD hakkında yine benzeri şeyleri yazacağım.

1986`da Berlin`de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul`da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. DAAD bursiyeri olarak Hamburg ve Akdeniz Üniversitelerinin ortak yüksek lisans programı olan Euromaster`i tamamladı. CHP ve SODEV üyesi. Taraf, Radikal ve Yeni Şafak`ta yazıları yayınlandı. Nüve`de yazıyor.

Düşüncenizi Paylaşın