Rehine Diplomasisinin Hasarını Onarmak

Rehine Diplomasisinin Hasarını Onarmak

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yanlış dış politika hamlelerinden biri 15 Temmuz sonrası uygulamaya konulan rehine diplomasisi olmalı. AKP Hükûmeti, başta Pastör Andrew Brunson olmak üzere çok sayıda Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği vatandaşını mesnetsiz terör suçlamalarıyla tutuklu olarak yargılıyor. Aynı zamanda da yandaş medyada bu rehineleri hedef alan sistematik bir iftira ve karalama kampanyası yürütüyor. Daha da vahimi, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ABD ve Almanya’ya bu rehinelerin takasına ilişkin teklifler dile getiriliyor. Ne yazık ki AKP iktidarı, Türkiye’yi adları rehine diplomasisiyle anılan İran ve Kuzey Kore ligine düşüren bu akıl tutulmasından dönecek basirete sahip gözükmüyor. Bu durumda rehine diplomasisinin yol açtığı ağır hasarı onarma ve mevcut sürecin Türkiye’nin uluslararası itibarına düşüreceği kara lekeyi giderme görevi muhalefet partilerine ve vatandaşlara düşüyor.

Tek adam rejiminin ve OHAL’in getirdiği diğer tüm hukuksuzluklarda olduğu gibi rehine diplomasisi söz konusu olduğunda da muhalefet partilerinin ve demokratik kitle örgütlerinin yüksek sesli itirazı büyük önem taşıyor. Hükûmetin utanç verici uygulamalarının Türkiye’nin küresel itibarını yerlerde süründürdüğü, yumuşak gücünü sıfırladığı bu akıl tutulması sürecinde ülkemize ilişkin pozitif bir algı oluşturmanın en iyi yolu rehine diplomasisine karşı güçlü bir kitlesel ses çıkarmak olmalı. Türkiye’de vatandaşların büyük çoğunluğunun İran ya da Kuzey Kore taktiklerine karşı olduğunu ve başına buyruk bir parti devletinin Anayasa’ya, kanunlara ve yurttaşlara rağmen bu hukuksuz uygulamalara imza attığını göstermeliyiz. Toplumun geniş kesimlerinin demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkması, haydut devlet tanımına giren uygulamaların parti devleti hevesli dar bir kliğin dikte ettiği vesayetin ve ulusal irade gaspının sonucu olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Elbette otoriter rejimin kırdığı hayatları yeniden inşa etmek de biz 80 milyonun borcu, sorumluluğu, görevi… AKP Hükûmetinin kurduğu bu kumpasın mağdurları için tutuksuz yargılama ya da sınır dışı uygulaması yeterli değil. Adaletin er geç tecelli edip mağdurlar için takipsizlik ya da beraat kararı verilmesi bile tatmin edici olmaz.

Parti devletinin Türkiye’nin itibarında yol açtığı hasarı onarmanın yolu rehine diplomasisi kumpasında rolü bulunan başta polis, yargı ve yandaş basındaki sorumluların yargılanmasından geçiyor. Sahte delil uyduranlar, gizli tanıklar üzerinden mahkemeye yalan ifade sunanlar, mağdurların iddianamelere ulaşma ve dolayısıyla savunma hakkını kısıtlarken gizli bilgi ve belgeleri yandaş basındaki tetikçilerin karalama ve iftira kampanyaları için sızdıranlar elbette ifşa edilmeli, yargılanmalı.

Biliyoruz ki rehine diplomasisinin sorumlularının hak ettikleri cezaya çarptırılması mağdurlar için yeterli değil. Türkiye Cumhuriyeti adına bu kumpas mağdurlarından resmi olarak özür dilenmesi ve kendilerine yüklü bir tazminat ödenmesi de gerekiyor. Bu tazminatın da suçsuz vergi mükelleflerinden tahsili yerine, sorumlu devlet yetkililerine rücu edilmesi doğru bir uygulama olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından bir utanç dönemi olan bu akıl tutulmasının tekrarlanmaması için atılması gereken başka adımlar da var. Rehine diplomasisi hakkında bir Hakikat Komisyonu kurulması, binlerce kişinin ortağı olduğu anlaşılan bu organize suça bulaşanların toplum ve mağdurlarıyla yüzleşmesi büyük önem taşıyor. Hakikat Komisyonu’nda itirafta bulunanlara, sebep oldukları haydutluğun vicdani yükümlülüğünü idrak edebildiklerini gösterenlere, suçlarınının niteliğine bağlı olarak ceza indirimi ve af uygulanması da iyi bir onarıcı adalet uygulaması olabilir.

Bir diğer önemli konu da bu acı deneyimin tekrarının önlenmesi için gereken dersleri çıkarmak ve sonraki kuşaklara aktarmak. Hukuk fakülteleri müfredatında, yargı, polis, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının hizmet içi eğitimlerinde rehine diplomasisi bir vaka olarak okutulmalı. Hukuk devletinin işleyişindeki hangi aksaklıklar sonucu olarak bir partinin kamu imkanlarını rehine almak ve rehine pazarlıkları yürütmek için kullanabildiği açıklıkla ortaya konmalı, gereken dersler çıkarılmalı. Kamu Denetçiliği Kurumu başta olmak üzere kamu kuruluşları benzer kumpaslarla başa çıkabilmek için alınması gereken önlemleri saptamalı ve uygulamalı.

Tıpkı Erdoğan’ın daha önce “savcısı benim” dediği davalarda olduğu gibi bugün de hukuku katlederek yürüyen davalarda rolü olanlar yarın hukuk önünde hesap verecekler. Kendilerini cezasızlık kültürünün hülyalarına kaptırıp dokunulmaz zanneden tüm kumpasçılar için adalet er geç tecelli ediyor. Ama bu süreçte ne AKP’nin yabancı rehinelerinin ne de Türkiye’nin küresel itibarının bekleyecek tahammülü yok. Parti devletinin tahrip ettiği hayatları ve ulusal onuru onarmak Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını koruma sorumluluğunu taşıyan, mağdurlarla duygudaşlık kuran vicdanlı vatandaşlara düşüyor. Bugünden tezi yok, bir şey yapmalı!

TBMM'de 24. dönem CHP Bursa Milletvekili olarak görev yapmış, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Türkiye - Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu üyeliklerinde bulunmuştur. Yüksek lisans ve doktora eğitimini Harvard Üniversitesi'nde gerçekleştiren Erdemir, ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Halihazırda Washington’da bulunan Demokrasileri Savunma Vakfı'nda kıdemli analist olarak çalışmaktadır. Sosyal Demokrasi Derneği bilim kurulu üyesi ve İnanç Özgürlüğü için Uluslararası Parlamenterler Girişimi (IPPFoRB) kurucularındandır. 2016 yılında Stefanus İnanç Özgürlüğü ödülüne layık görülmüştür.

1 Yorum

  1. Ayten says:

    Soylediklerinizin, onerileriniz de dahil hepsiyle mutabik olacak sesli sessiz cok kisi vardir ama rol sahiplerine ulasacagini ve ulassa da sivri sinek cok davul zurna az tarifine uyarlar. Ancak hepsi bence de dogru fakat caagkni bulup tabana ulassa!!!

Düşüncenizi Paylaşın