Bir Arada Yaşam İçin 15 Temmuz Rehberi

Bir Arada Yaşam İçin 15 Temmuz Rehberi

Bugün 15 Temmuz’un yıldönümü. Tıpkı parlamenter demokrasimiz ve hukuk devletimiz gibi bireyler de son bir yıldır yaşananların ağır yükü altında ezilmekte, örselenmekte, parçalanmakta. Kutuplaşma, toplum kesimlerini konuşamaz, duyamaz, duysa da birbirlerini anlayamaz adacıklara dönüştürmekte. Şiddet sarmalının girdabı bilaistisna 80 milyonu içine çekmekte. Bir sonraki yılımızın, bir önceki yılımızdan farklı olması, geleceğe ilişkin umutların yeşermesi için tutumumuz ne olmalı? Bir arada yaşam irademizi güçlendirip 15 Temmuz 2018’de farklı bir noktada olmak için ne yapmalı?

Öncelikle 15 Temmuz’un 249 vatandaşımızın cuntacılar tarafından katledildiği bir günün seneyi devriyesi olduğu akıldan çıkmamalı. Biliyorum herkesin anlatmak, haykırmak istediği ne çok mesele, paylaşmak istediği ne çok mağduriyet, vermek istediği ne çok ders var; ama bugün öncelikle bir cenaze ya da taziyenin vakarı içinde olmanın vakti. 249 vatandaşımızın aziz hatırasına saygı, kederli yakınlarıyla duygudaşlık aklımıza ilk gelen olmalı.

Şehit ve gaziler başta olmak üzere 15 Temmuz’un tüm mağdurlarına borcumuz “Bir Daha Asla” şiarında saklı. Türkiye’nin bitmeyen darbeler silsilesinin temelinde zayıf kurumlar, basiretsiz siyasetçiler, vesayet ve cezasızlık kültürü olduğunu unutmamalıyız. Bunlara ek olarak 15 Temmuz’a uzanan süreçte hukuk devletinin altının oyulması, zaten zayıf olan meritokrasinin ilgası, Cumhuriyet değerlerinin, laiklik ve eşit yurttaşlık ilkesinin tahribinin oynadığı özel rol aklımızdan çıkmamalı.

Şüphesiz bugün sorulması gereken önemli sorular var. Son bir yıldır yaşananlar tüm bu yapısal sorunları giderdi mi, derinleştirdi mi? Bağımsız, tarafsız ve adil bir yargıdan söz etmek mümkün müdür? Parlamento, partiler ve siyasetçiler güçlendirildi mi, zayıflatıldı mı? Kamuda kadrolaşma ve kayırmacılık zihniyetinden işin ehline verildiği meritokratik bir düzene geçildi mi? Cemevine de başörtüsüne de, kiliseye de Ateizm Derneği’ne de eşit gözle bakan, eşit davranan laik bir devlet işleyişi var mı? Kamu kurumlarımızın kapasiteleri insan kaynakları ve süreçleri açısından gelişti mi, geriledi mi? Askeri ve sivil bürokraside görevlerini kötüye kullananlar, ihmali bulunanlar, hak hukuk tanımayanlar cezasızlık kültürü arkasına saklanabiliyor mu? Hepsinden önemlisi yaşadığımız süreç bizi eşit yurttaşlar cumhuriyetine mi yoksa parti devletine mi taşıyor?

Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada ümitvar olmak çok zordur. Bizi 15 Temmuz’a taşıyan hatalar silsilesinin devam ettiği, hatta daha da derinleştiği görülmektedir. OHAL’in ötesinde özgürlükçü demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının yeniden tesis edileceği “olağan” günler artık hayal bile edilemeyecek kadar uzaktır. 2019 başkanlık seçimi kampanyasının temel stratejisinin de kutuplaştırma olacağı düşünülürse yalan, karalama, iftira, gerginlik ve çatışmanın başat olacağı fırtınalı bir dönem kaçınılmaz gözüküyor.

İşte herkesin refleksinin safları sıklaştırmak olduğu bu karanlık dönemde bir arada yaşam irademizi güçlendirecek, köprüler kuracak, müzakereleri kolaylaştıracak fikir işçilerine, toplum önderlerine, rol modellerine her zamankinden fazla gereksinimimiz var. Gönül yıkanların bol, gönül yapanların az olduğu bu yoksunluktan bizi kurtaracak edep, erkan, dil ve tavır bu toprakların kadim geçmişinde saklıdır. Bizlere düşen tarihten süzülüp gelen ve zamanın ruhuna uygun duygu, düşünce ve ifadeyi keşfetmek, kuyumcu inceliğinde işlemek ve paylaşmaktır. Hacı Bektaş Veli’nin bir kucakta buluşturduğu aslan ve ceylanı anımsayıp umut etmektir…

TBMM'de 24. dönem CHP Bursa Milletvekili olarak görev yapmış, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Türkiye - Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu üyeliklerinde bulunmuştur. Yüksek lisans ve doktora eğitimini Harvard Üniversitesi'nde gerçekleştiren Erdemir, ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Halihazırda Washington’da bulunan Demokrasileri Savunma Vakfı'nda kıdemli analist olarak çalışmaktadır. Sosyal Demokrasi Derneği bilim kurulu üyesi ve İnanç Özgürlüğü için Uluslararası Parlamenterler Girişimi (IPPFoRB) kurucularındandır. 2016 yılında Stefanus İnanç Özgürlüğü ödülüne layık görülmüştür.

1 Yorum

  1. Ayten says:

    Sanirim bizim ve Avrupanin genis cografyasinda karanlik cag denen 12-13-14. Asirlardaki orta cag tekrar geldi. O sitalarda bir Yunus Emre bir Mevlana nin belirmesi binsana kendini bulmasinda yardim etmis. AVRUPADA DA bir Francesco di Asisi ve bir Dante vizyoner olarak belirmis. Anadolu cok eski zamanlarda da M.O 12-8 inci asitlar arasi hic iz birakmaya 4 asirlik bir karanlik devre gecirdi ve o arada M.O 1700 lerde Anadoluya girmis olan Sumerlilerin icadi olan yazi da kaybolmus 8-7. Asirda batidan Anadoluya gelen Frikyalilar, Lidyalilar v.b yeni kavimler gelene kadar. DUNYA BIR YANA, Anadolu cok eziyet cekmis bir yer ve toplum. Ama hep aydinliga cikilmis. Sonuncusu da butun dunyanin hayranlikla baktigi Ataturk mucizesi. SIMDI BIR GERI GIDIS VAR VE KURESELLIGIN VE KAPITALIZMIN SUCU BUYUK. Bu durumdan icten temizlenerek ve curumus nesnelerden silkelenerek cikilacak. Yeni suurlu ve izanli ve de vicdanli biribirinden korkmayan ve fakat birlik yaratan insan gerek. Dogruyu arama esas. Insana ve dogasina uygun yeni yasam bicimleri bulunacak ve cesaretle bu yeni duzenin yaratilmasinda isbirligi ile yol alinacak. Yaziniz beni de konusturdu. Umarim boylece yola cikild ve yol acildi.

Düşüncenizi Paylaşın