‘Ama’lar Bir Yana

‘Ama’lar Bir Yana

Geçtiğimiz hafta epey olaylı geçti. Özellikle Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik baskı ile HDP’nin yöneticilerin tutuklanması hakkında bir değerlendirme yapmak gerekirse…

Cumhuriyet Vakfı Yönetimi’nin gözaltına alınmasını ele aldığımızda, öncelikle hukuksuzdur (konuyla ilgili gözaltı kararı veren savcı dahi FETÖcü çıktı) ve Cumhuriyet’in yayın çizgisi son dönemde ne kadar değişirse değişsin, 92 yıllık bu kuruma destek vermek gerekmektedir. Cumhuriyet’ten PKK ile FETÖcü çıkarmak için epey debelenmek gerekir ayrıca, kayyum atanması gündemde olduğuna göre; Cumhuriyet’in bir yayın organı olarak tamamen değişmesinin de önü açılabilir. Önceki kötü yönetimi vs. ayrıca konuşmak gerekiyor. Cumhuriyet Gazetesi bu süreçten kapanmadan çıkarsa eğer yayın politikasını da konuşuruz. Bu noktada, şu an Cumhuriyet hakkında negatif bir yaygara koparan Aydınlık’ın MİT tırları ile ilgili haberi ilk yayınlayan yayın organı olduğunun da altını çizmek gerekir.

Diğer konu ise Diyarbakır Belediyesi eşbaşkanları ile HDP milletvekillerinin tutuklanması hakkında… Meclis’te dokunulmazlıkların kaldırılması başlı başına anayasal bir ilkesizlikti. Dokunulmazlıklar kaldırıldığında tutuklama sürecinin de eli kulağında olduğunu biliyorduk. HDP sevilsin sevilmesin, 5 milyon kişinin temsil hakkını taşıyorlardı. Gözaltı ve tutuklamalarla beraber Meclis’in iradesine de el konulmuş oldu. CHP’nin bu durumda aldığı tavır ise tarihin utanç notları arasına da girebilir.

Şimdi, Meclis’te siyasi temsili bulunan bir partinin eşbaşkanlarını ya da milletvekillerini tutuklayarak, bir nevi siyasi iradeyi tutuklayarak nasıl bir çıkış beklenebilir? Elbette bu noktadan çıkacak tek sonuç, PKK’nın silahlarıyla tamamen devreye girmesi ve ülkenin iç savaş ortamına iyice çekilmesi olabilir. Peki 5 milyon kişinin PKK’dan ayrı duran iradesi nereye düşecek? Onların oy hakları da gasp edilmiş olmuyor mu?

Ve elbette bir eleştiri daha CHP’ye… Bu sürecin mecliste onaylanmasına yeşil ışık yakarken 17/25 yargılanması olacağını da söylemişlerdi. Hakikaten bu beklenti içindeler mi hala? Yoksa kendi vekilleri de tutuklanınca mı ‘tehlikenin farkına’ varacaklar?

Bu iki sürecin, toplumun iki ayrı ideolojik kanadını marjinalleştirmeye doğru sürüklediği aşikâr. Başkanlık sistemi gelecekse, elbette bu istikrarsızlık üzerine yükselecek.

Her iki olayda da, ‘ama’ ları bir kenara koymak gerekiyor – eğer geleceğimizi düşünüyorsak. Bugün KHK’lar tarafından bir sistem değişikliği yaşanıyor. İlkesel olarak ifade özgürlüğü ile siyasi iradenin temsilini önümüze koyalım.

Temsil hakkı ve ifade özgürlüğü herkes için.  Bunu iyice anlatana kadar da mücadele bitmeyecek.

Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde ders vermekte ve doktora çalışmasını “1950 - 1960 Türkiye siyasetinin karikatürler üzerinden siyasi ve kültürel anatomisi” başlığı altında ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümü’nde sürdürmektedir. 2012-2014 yılları arasında Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nda (TEPAV) görev almıştır. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Yönetim Kurulu Üyesidir.

1 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Bilinen dogrularin calismadigi veya goz ardi edildigi bir devreden geciyoruz. Demokrasi tarifi teorik ve boylece de insan haklari kavraminin icerigi bosaltilmis durumda. Ancak calisan bir demokrasi de yegane cikar yol. Sanirim halkin bir mucize gibi kendiginden aydinlanmasi veya kisaca farkindaliginin olusmasi beklenecek. Tabii ki mumkun. Dediginiz gibi inandiklarimizi savunmaya devam etmekte sabirli ve fakat azimli olmaliyiz.

Düşüncenizi Paylaşın