Kürtsüz Kürt sorunu çözülür mü?

Kürtsüz Kürt sorunu çözülür mü?

Başbakan Binali Yıldırım, Başkanlık sistemi gibi başka bir önceliği de, terörün daha doğrusu PKK terörünün sona erdirilmesi. Nitekim her fırsatta bunu ifade ediyor.

Binali Yıldırım’ın ve iktidarın görmediği şu; terörle mücadele, teröristle mücadele dışına çıkarıp, seçilmiş Kürt siyasileri ve bölgedeki HDP’li olan ya da olmayan Kürtleri hedef haline getirilmesiyle kazanılmaz.

Yakın zamana kadar terörü ve Kürt sorununu birbirinden ayıran siyasi akıl, ne yazık ki sorunu yeniden teröre indirgemiş görünüyor. Ve geçmişte olduğu gibi gene hata yapılıyor. Kürt sorununu salt terörle mücadeleye indirgeyen her yaklaşım eninde sonunda bu yoldan dönmek durumunda kalmıştır.

PKK: ERDOĞAN’IN KURTARICISI

Burada cevabı aranması gereken en büyük soru: “neden?”dir.

Ne oldu da, Erdoğan/AKP iktidar bloku, Kürt sorununu başlattığı çözüm sürecinden uzaklaşıp yeniden güvenlik konseptine döndü?

Bu savruluşun iki nedeni var. İlki Suriye’de ortaya çıkan PYD’nin özerk yapısı. İkincisi de çözüm sürecinin AKP’nin oyunu düşürmesi. Bu iki nedenin de birbirini beslediğini unutmamak gerekiyor.

Nitekim 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidarı kaybeden AKP, yeniden iktidar olmasının yolunun şiddetten geçtiğini test ederek gördü. 7 Haziran’da yüzde 40.9’a düşen AKP, 1 Kasım seçimlerinde yüzde 49.9 ile yeniden tek başına iktidar oldu.

AKP’nin 1 Kasım’da tek başına iktidar olmasında en büyük pay kuşkusuz benim ve pek çok yorumcunun beklentisinin aksine, 20 Temmuz’da AKP/Devletin tarafı olduğu adı konulmayan savaş halinin AKP’ye yaraması oldu.

Tüm bu süreçte şunu gördük ki, bu çatışma süreci sadece AKP/Devlet değil aynı zamanda PKK tarafından da o derece arzu edilmiştir. Sonuç olarak AKP, 7 Haziran’da kaybettiği iktidara 1 Kasım seçimlerinde yeniden kavuşurken; PKK da bu süreçte Türkiyelileşme hedefindeki HDP’yi siyaseten etkisiz hale getirdiği gibi siyasetin alanının daralmasına da yol açtı.

Sonuç olarak 20 Temmuz’da başlayan süreç, bölgede pek çok ilçenin mahalle mahalle yıkımı ve binlerce insanın mağdur edilmesine yol açtı. Açıklanan resmi rakamlara göre ise 9 binin üzerinde insan öldü.

Bütün bu süreç, Kürt sorununu çözmediği gibi, giderek katmerleştirdi.

AKP’Lİ KÜRTLERİ KALKINDIRMA PROJESİ

Başkanlık gibi terörün bitmesini de önceleyen Başbakan Binali Yıldırım, Kürt sorununu çözmek için önemli çözüm projelerinin olduğunu açıkladı. Konuyla ilgili olarak Yıldırım; “Bir kere bölgede ciddi bir fiziki tahribat var. ‘Devlet yaptı’ propagandalarına bakmayın, çünkü bunu evler arasında açtıkları tünellerle, terk ederken yaptıkları tuzaklamalarla tamamen kendileri yaptı.

 İlk işimiz fiziki rehabilitasyon. Bu enkazları ortadan kaldırarak yepyeni marka şehirler kuracağız. Örgüt insanların kafasını karıştırmak için mücadele etti. Halk da imza verme konusunda başlangıçta biraz tereddüt etti ama sonrasında gayet güzel bir itimat ortamı oluştu, çok güzel yürüyor” demiş.

Ardından; “Terörün verdiği manevi tahribatı ortadan kaldıracaksınız, acıları tamir edeceksiniz. Çok daha önemlisi de ileriye dönük umutlar oluşturacaksınız. Bunlar kamu eliyle olmaz. Bu, STK’lar, özel sektör ve vatandaşlarla yürüyecek bir projedir. … Altyapı, sosyal restorasyon, belli bölgelerde zenginlik noktaları oluşturacağız. Bölgede en az dört adet büyük cazibe merkezi oluşturulacak.

Bir ilimiz merkez, etrafındaki illerle birlikte özel öneme haiz bölgeler oluşturulacak. Mesela merkezlerden biri Kars olacak. Vatandaş gelecek için İstanbul’a, Avrupa’ya yönelmeyecek.” ve eklemiş; “Merkez şehirlerdeki eğitim ve yaşam standardının İstanbul’dan farkı olmayacak”.

Binali Yıldırım’ın Kürt sorunu çözüm projesi bu minvalde devam ediyor.

Bu tür projelerin benzerlerini çok gördük. Ne yazık ki, hiç biri de başarılı olamadı. Çünkü bu projelerin dayandığı yaklaşım, sorunu ekonomi, kalkınma merkezli görmesi. Yıldırım’ın açıkladığı proje de, bu anlayışın modernize edilmiş halinden başka bir şey değil.

Eğer bu yaklaşım, Kürt sorununu çözseydi, 30 yıldır yaşadıklarımızı tekrar tekrar yaşamazdık.

Bu tür yaklaşımın ve bu yaklaşım bağlamında hazırlanmış projelerin temel sorunu özünde insan yani Kürtlerin olmamasıdır. Yerel değil, merkezi olmasıdır.

Bu projelerde, Kürt kimliğini kamusal alanda ifade eden, Kürtlüğünü bir üst kimlik olarak önceleyen Kürtler yok.

Başbakan Binali Yıldırım’ın açıkladığı projede de öncelik, kendini önce AKP’li sonra Müslüman sonra Kürt olarak tanımlayan Kürtlerde. Erdoğan/AKP iktidar bloku makbul Kürtleri ekonomik olarak kalkındırarak Kürtsüz, Kürt sorununu çözmeyi hedeflediği açıktır.  

ASKERİ BAŞARI TEK BAŞINA YETMEZ

Bugün bölgede askeri açıdan PKK’nın zayıflatılmış olduğu, bunun da bir başarı olduğu açıktır. Ancak şunu da kabul etmek gerekiyor ki, PKK başta Suriye olmak üzere uluslararası alanda güçlenmiş ve Batı’nın IŞİD’e karşı askeri müttefiki haline gelmiştir.

Yakın gelecekte Irak’ta olduğu gibi Suriye’de PKK’ya yakın PYD’nin federasyon olsa de Türkiye sınırına komşu bir bölgeyi kontrol etmesi uzak ihtimal değildir.

Bu yüzden, Türkiye’de PKK/HDP’ye yakın Kürtleri dışlamak, siyasi temsilcilerini siyaseten tasfiye etmek, onları kamusal alanda sindirmek geçmişte olduğu gibi hata olur.

En son dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerini davalarla sindirmek, yerel yönetimleri kayyım ile tehdit etmek, Kürt siyasi hareketine yakın olan Özgür Gündem’in gönüllü genel yayın yönetmenlerinden 3’ünün gözaltına alınıp tutuklanması bu yaklaşımın bir sonucudur.

Yıldırım’ın açıkladığı “bölgede terör bitti ve sıra sivil otoritede, yani bölgeye yapılacak olan ekonomik ve sosyal yatırımlarda” mealindeki açıklama ve projeler çözüme katkı sunmayacağı açıktır.

Çünkü, bölgede atılacak adımların “kimlerle” birlikte ve “nasıl” atılacağı çok önemlidir. Bu noktada bölge insanını, sorunlarını kapsamayan ve dolayısıyla bölge insanına siyasetene kabul etmeyen hiçbir projenin başarıya ulaşma şansı yoktur. Bölge halkını yani Kürtleri kapsamayan her adım sadece “sorunu çözmüş gibi” algılanacak, esasta yapılan ise sadece “çözümün ertelenmesi” olacaktır.

Bölgede ne olursa olsun, Kürt sorununun çözümünün ana yolu bu ülke topraklarına geçmektedir. Türkiye sorunu çözmedikçe, dışa müdahaleye açık hale gelmektedir.

BİR KEZ DAHA TEŞHİS VE TEDAVİ

Bu noktada yeniden en başa dönersek, bir kez daha sorunun “adını” ve “özünü” açık bir biçimde ortaya koymak, en doğru başlangıç olacaktır. İkinci adım olarak da “niye buralara geldik?” sorusunu kendimize sormak zorundayız.

  1. Sorun öncelikli olarak bir kültürel kimlik, hak ve eşit vatandaşlık sorunudur,
  2. PKK, “neden” değil, “sonuç”tur.

Kürt sorunu bu iki ayak üzerine oturmaktadır. İlki bölge insanlarının “kültürel hak ve taleplerdir” ki, tamamen toplumsal meşruiyete dayanmaktadır. İkincisi ise “PKK” dır. Bu iki ayaktan ilki toplumsal taleplerin dile getirilmesi yani sorunun toplumsal boyutu iken; ikincisi bu taleplerin reddedilip, sorunun asayiş mantığı ile çözülmeye çalışılmasının sonuçlarından sadece biridir.

İlki şiddeti doğurdukça, ikincisi bu şiddetten beslenmiştir. Çözüm bu çarkı kırabilmekle başlayacaktır. 

Ancak son sürecin, Kürtler ve Türkler arasındaki duygusal kopuşa sunduğu katkıyı da dikkate aldığınızda, sorunun demokrasi içinde çözmek için daha çok çaba harcamak kaçınılmaz görünüyor. Hem de çok fazla…

 

 

 

 

 

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü’nden yüksek lisans derecesi bulunan gazeteci ve yazar, Yeni Şafak gazetesinde editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. Yeni Şafak'tan atıldıktan sonra T24 internet gazetesinde yazdı. 29 Ekim 2014′ye çıkan Millet Gazetesi’nde köşe yazmaya başladı. Millet'e el konulduktan sonra haberdar.com'da yazdı. Başörtüsü-Türban ve Sosyal Demokrat Parti Krizi ve Sol Arayışlar adlı kitapları bulunmaktadır.

Düşüncenizi Paylaşın