Türkiye’de basın “özgür” öyle mi?

Türkiye’de basın “özgür” öyle mi?

MİT tırlarıyla ilgili haber nedeniyle açılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül “casusluk ve silahlı örgüte yardım” suçlamasıyla tutuklandılar. İki gazetecinin daha tutuklanması Türkiye’nin “özgür” olmasıyla şanlı basın tarihinde yeni bir sayfa açtı. İki gazetecinin tutuklanmasına sebep olan haberde, Adana’da durdurulan MİT’e ait tırların içerisinde mühimmat olduğu iddiası fotoğraflarıyla yer almış; haberi tekzip eden hükümet ise Türkmenlere insani yardım malzemesi taşındığını açıklamıştı.

Dündar ve Gül’ün tutuklanmasından bir gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “silah olsa ne olur, olmasa ne olur?” diyerek haberin doğruluğunun önem taşımadığını ifade etmişti. Dündar da bu ifadelere dayanarak mahkemede “haber yayınlansa ne olur, yayınlanmasa ne olur” sözleriyle kendini savundu. Tabii bu savunma, Dündar ve Gül’ün tutuklanmasını engellemedi. Aksine mahkeme, haberde “gerçeğe aykırı yayın yapıldığını” ve iki gazetecinin “teröre yardım ve casusluk” suçu işlediğine hükmetti. Olayın vahametini artıran husus, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce bir canlı yayında “ bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” şeklinde bir ifade kullanmasıydı.

Türkiye basını ne zaman özgürdü?

Hatırlarsak Bülent Arınç’ın 24 Ekim’de canlı yayında “2 yıldır TRT’den bile ambargoluyum” itirafı Türkiye’de basın özgürlüğü tartışmalarına yeni bir boyut eklemişti. Arınç’ın “yapacağı eleştirilerden çekinilmesi sebebiyle”  sorumluluğu altındaki Anadolu Ajansı ve TRT ile hükümete yakın TV kanallarında “yasaklı” olduğunu söylemesi, AK Parti’de “özgül ağırlığı” olan bir isme bile medyada söz hakkı tanınmıyorsa, hükümet politikalarını sorgulamak ve kamuyu doğru bilgilendirmekle yükümlü basın mensupları, ülkede kendilerini özgürce nasıl ifade edebilirler?” endişelerinin yersiz olmadığını teyit etmişti.

Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana basına yönelik sansür eleştirileri her dönemde vardı. Basının tarafsızlığı ve bağımsızlığı önündeki pek çok engelin temelinde medyanın mülkiyet yapısı ve siyasi baskılar yer alıyor. Bunun doğal sonucu olarak medya bu ülkenin en az güvenilen kurumlarından biri aynı zamanda. Zira, medyanın siyasi iktidarı devirebilecek güçte olduğu ve algı operasyonları ile bu gücünü kullanmaya teşebbüs edebileceği algısı Türkiye’de çok yaygın. Nitekim 28 Şubat sürecinde Erbakan hükümetinin yıkılmasında Doğan medya grubuna ve son yıllarda Gülen hareketine yakın medya grubuna atfedilen isnatlardan biri de bu.

 

Türkiye’nin basın özgürlüğü karnesi

Basın özgürlüğünü sınırlayan ve geçmişten bugüne taşınan tüm yapısal sorunların AK Parti iktidarında çok daha kaygı verici boyutlara ulaştığı iddiasını dile getirenler elbette Türkiye’de basının hiçbir zaman özgür olmadığı gerçeğinin farkındalar. Sorun hükümete yakın medya gruplarının söz konusu eleştirileri “ülkenin birliği ve bütünlüğüne karşı yürütülen faaliyetler” kapsamında değerlendiriyor olması.

Son birkaç yıldır sansür ve oto sansür iddialarının artmasının bir sonucu olarak Freedom House tarafından dünyada “basının özgür olmadığı ülkeler” arasında gösterilen Türkiye, 10 yılda bu alanda en hızlı gerileyen ülkeler arasında. AB ilerleme raporlarında ve birçok uluslararası basın kuruluşunun analizlerinde basına yönelik artan baskıdan duyulan kaygı dile getiriliyor. Geçtiğimiz yılın verilerine göre, AİHM önünde 47 Avrupa ülkesi arasında ifade özgürlüğünü en fazla ihlal eden ülke yine Türkiye.

 

Demokratik ülkelerde basın özgürlüğü kriterleri 

Türkiye’de bugün iktidara yakın medyanın “basının özgür” olduğu iddiaları ile ana akım ya da muhalif olarak tanımlanan medyanın “sansürün yaygın” olduğu eleştirileri arasında yapacağımız her değerlendirme, bizi hükümete yakın veya hükümet karşıtı cephede konumlandırılmaya zorluyor. “Türkiye’de basın özgür” derseniz “yandaş”; “basın özgür değil ; sansür ve otosansür yaygın” derseniz kolaylıkla “hain” olarak yaftalanabilirsiniz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ile şekillenen AB kriterlerini temel aldığımızda, basın özgürlüğü ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası ve demokratik bir toplumun temeli. Basının kamuoyunu doğru şekilde ve siyasi iktidarın baskısı olmadan bilgilendirebilmesi, özgür olmasına bağlı. Dolayısıyla, bir ülkede rejimin demokratik niteliğini belirleyen en önemli göstergelerden biri basın özgürlüğü.

AİHM kriterlerine göre, iktidarın lehine olan düşüncelerle birlikte iktidarın ya da toplumun bir kesimini rahatsız eden, şok eden hatta inciten düşünceler de basın özgürlüğü sınırları içinde değerlendirilir ve sansürlenemez. Çoğulculuğun ve hoşgörünün hâkim olduğu demokratik bir toplum, aynı zamanda basın özgürlüğü alanında da ileri bir aşamada olur.

 

Yarı demokratik ülkenin “özgür” basını

Türkiye’de son yıllarda artan kutuplaşma ve terörün tekrar tırmanışa geçmesi ile şekillenen siyasi ve toplumsal iklim, ülkeyi çoğulculuktan ve hoşgörüden uzak, otoriterleşme iddialarının arttığı bir atmosfere sürükledi.  Bu da kaçınılmaz olarak basına yönelik ihlallerin artmasına sebep oldu.

Siyaset bilimi literatüründe “yarı demokratik” bir rejimler arasında gösterilen Türkiye, hiçbir dönemde basının “özgür” olduğu ülkeler arasında sayılmadı esasında. Bugün geldiğimiz aşamada AK Parti iktidarını diğerlerinden ayıran en temel fark, basın özgürlüğü ihlallerinin vahim boyutlara ulaşmış olması. Dündar ve Gül’ün “gazetecilik faaliyetleri yürütmedikleri” gerekçesiyle tutuklanmaları, medyanın bu ülkede ne seviyede “özgür” olduğunun göstergesi.

 

Düşüncenizi Paylaşın