Kaybeden muhalefet değişecek mi?

Kaybeden muhalefet değişecek mi?

7 Haziran seçimlerine büyük resimde baktığımızda tek kaybedeni var: Muhalefet.

Kuşkusuz seçime eşit şartlarda gidilmedi. Muhalefete yönelik ağır baskı vardı. Oy sayımında usulsüzlükler oldu. Hatta bunlara ekleyeceğimiz başka nedenler de olabilir. Ama bunların hiç biri muhalefete yönelik eleştirileri haksız çıkarmaz.

Muhalefet 7 Haziran sonrasında önüne çıkan büyük fırsatı ne yazık ki, önce alternatif bir koalisyon seçeneği oluşturamayarak ve Meclis Başkanlığı seçiminde kaybetmiştir.

Şimdi üç partiyi kısaca değerlendirelim.

 

MHP’NİN İNTİHARI: 7 HAZİRAN

1 Kasım seçimlerinin yolunu açan ve bu seçimde Türkiye’yi Erdoğan’ın istediği yola sokan siyasi lider Devlet Bahçeli’dir.

Bahçeli seçim gecesi yaptığı ve HDP’li iktidar seçeneğini dışarıda bırakma açıklamasıyla, Erdoğan’ın seçimi yenileme hedefine can simidi oldu. Sonraki süreçte Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu’nun Başbakanlık teklifini, CHP-MHP azınlık hükümeti dahil olmak üzere tüm seçenekleri reddetti.

Söylediği tek şey: HDP ile aynı çizgide olmam. Bir önceki dönemde pek çok yasa tasarısına HDP ile ortak muhalefet eden MHP, 7 Haziran sonrası HDP’li bir senaryonun parçası olmam diyerek 1 Kasım seçimin yolunu açmıştır.

MHP bu seçimde yaklaşık yüzde 4.5 civarında oy kaybetti. Bu oyların büyük bir kısmı AKP’ye gittti. İç Anadolu ve Karadeniz’de MHP seçmenin, AKP’ye kayması, benim kişisel beklentimin aksine terör ve şiddetin yarattığı kaos ortamından rahatsız olduğunu göstermiş ve sorumlu olarak gördüğü MHP’yi de cezalandırmıştır.

Bahçeli’nin 7 Haziran’dan sonra tek adam olarak “hayır”cı tavrı MHP’nin seçim yenilgisinin temel nedenidir.

 

PKK ŞİDDETİNİN KURBANI: HDP

Erdoğan’ın 1 Kasım seçim stratejisini şiddet, terör ve kaosa karşı AKP’yi tek seçenek haline getirme üzerine kurmuştu. Geçmişte daha ağır PKK provakasyonları yaşandığı halde 18 Temmuz’da Ceylanpınar’da 2 polisin evlerinde PKK tarafında öldürülmeleri iddiası üzerine TSK, iktidarın isteği üzerine PKK’ya sınır ötesi operasyon başlattı.

PKK’nın bu saldırılara ülke içinde aynı şiddetle cevap vermesi, Erdoğan’ın kaos planının başarıya ulaşmasına yardımcı oldu.

Seçim sonuçlarında HDP’nin yüzde 13.2’de 10.5’e düşmesi bize PKK şiddetinin Türkiyelileşme hedefindeki HDP’ye büyük zarar verdiğini göstermiştir. Sadece PKK şiddeti değil, aynı zamanda BDP’li yerel yönetimde ilan edilen “özerklik”, “öz yönetim” gibi gibi erken iktidar hastalıkları HDP’ye büyük zarar vermiştir.

Bu süreçte HDP’nin PKK terörü ve BDP’li yerel yönetimlere karşı güçlü ses çıkaramaması ya da çıkardığı sesin yeterince duyulamaması Kürt seçmenini ve Batı’da HDP’ye oy veren seçmeni partiden uzaklaştırmıştır.

HDP’nin yeni dönemde Türkiyelileşme siyasetini daha güçlü savunarak PKK’ya ve şiddete daha güçlü mesafe alması parti için tek anlamlı yol görünüyor.

 

KILIÇDAROĞLU’NUN SİYASETSİZLİĞİ

Gerek 7 Haziran’da gerekse 1 Kasım’da hem siyasal söylem hem de örgütsel yenilenme olarak büyük bir mesafe alan

CHP ne yazık ki oyunu sadece yüzde 0.5 oranında arttırabildi.

Bu sonuç CHP ve Kılıçdaroğlu açısından bir başarısızlıktır. CHP’nin kamuoyundaki bu kadar olumlu algıya rağmen oyunda nitelikli bir artış olmaması parti içinde bir sorgulamaya tabi tutulmalı ve gerekli siyasal adımlar atılabilmelidir.

CHP’nin başarısızlığının arkasında 7 Haziran’da olduğu gibi bu seçimde de temel sorunu “yeni bir hikayeyi eski aktörlerin anlatma” çabası ve yöneticilerin parti içi “küçük iktidarları” parti dışındaki “büyük iktidara” tercih etmeleridir.

CHP, Kılıçdaroğlu ile büyük bir değişim içine girmiş ancak bu değişim neredeyse lider ve dar bir kadro ile sınırlı kalmıştır.

Kısaca 1 Kasım’ın mağlubu olan muhalefetin şapkayı önüne koyup değerlendirme yapması şart. Bu açıdan bakıldığında muhalefette önümüzdeki dönem bazı değişiklikler kaçınılmaz görünmektedir. Hem de önemli değişiklikler.

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü’nden yüksek lisans derecesi bulunan gazeteci ve yazar, Yeni Şafak gazetesinde editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. Yeni Şafak'tan atıldıktan sonra T24 internet gazetesinde yazdı. 29 Ekim 2014′ye çıkan Millet Gazetesi’nde köşe yazmaya başladı. Millet'e el konulduktan sonra haberdar.com'da yazdı. Başörtüsü-Türban ve Sosyal Demokrat Parti Krizi ve Sol Arayışlar adlı kitapları bulunmaktadır.

2 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Acaba muhalefette bu karisik durumda idareyi ele alma zorluguu ve korkusu mu var? Aslinda haksiz da degiller. Ancak bu is boyle gitmez. Gider de istenmeyen yerlere ulasir. Her halde yeni ve cesaretli yani korkuyu asmis genc ruhlara ihtiyac var. Yasca genc olmalari gerekmez. Ancak yasamin ne oldugunu bilen ve ufuklari acik kisiler gerek. Insanlar ilk planda insan olduklarini ve sadece iyi yasamin tuketicilik olmadigini hatirlasa iyi olacak. Burada ufkun yolunu guzel ve iyinin ne oldugunu sezebilmek geliyor. Bu zor mu? Sanatkarlarin yaptigi da bu. Onlarin yolunu acmak kendimizin yolunu acmak olacak.

  2. sinan kayalıgil says:

    HDP’nin bir eksiği daha vardı (galiba hep de eksik kalacak). MHP ile arasında farklı bir ilişki kurmak için en küçük yaratıcılığı dahi göstermedi. Hiç değilse, kuvvetler ayrılığı ve hukuk zemini konusunda bir yıllık bir uzlaşma planına karşılık, kimlikçi siyasetinde, asgari yeni hak taleplerini bildirip beklemeyi göze alabilirdi örneğin.

    ‘CHP Kılıçdaroğlu ile büyük bir değişim içine girmişti’ gibi bir algı, CHP’ye yönlenmesi arzu edilen kesimlerde asla oluşmadı, oluşturulması için gerekenlerden hep kaçınıldı. Bundan da önemlisi, 7 Haziran’dan sonra özellikle Suruç ve Ankara katliamları ile kör gözüm parmağına herkesin algıladığı “güvenlik tehdidi” için Kılıçdaroğlu da, diğer sözcüleri de, CHP’nin toplumsal uzlaşı temelli ana yaklaşımının, ne edip de kan dökülmesinin önüne geçeceğini ikna edici bir somutlukta anlatamadı. Beni çoktandır bıktıran CHP ağızlarının “Açık ve net” sıfatlarıyla süslü ifadelerinde, istihbarat ve sınır güvenliğiyle, gereksiz ve kamuoyunun onaylamayacağı hiçbir devlet şiddetine asla izin verilmeyeceği ile, şiddet unsurlarına dolaylı yollarla da olsa erişim ve çağrı yapılmasıyla, ilk 100 günde geçmişin soruşturmalarına özel bir önem verileceği ile ilgili maalesef pek az politik program, siyasi ve bürokratik hazırlık duydum. Hele korkunun en çok yaşandığı yerlerde bu dillendirmeye hiç yer verilmediğini izledik.

Düşüncenizi Paylaşın