CHP’nin Türkiyelileşememe sorunu

CHP’nin Türkiyelileşememe sorunu

1 Kasım sonuçları iktidar için yarışan partilere seçmenin yüklediği anlam ve değerler bakımından dikkatle incelenmesi gereken özelliklere sahip. CHP’nin seçim sosyolojisinin karakteristik sınırlılıklarıyla son seçimde bir kez daha karşılaştık. Büyük kentlerin çeperleri başta olmak üzere, merkezden çevreye, batıdan doğuya, güneydoğudan İç Anadolu’ya ve Karadeniz’e gidildikçe oy tabanının 7 Haziran’dakinden bir farkı olmadığı görüldü. Bu sosyolojide ülke genelinde ancak her 4 seçmenden 1’inin tercihine mazhar olan partinin farklı seçim coğrafyalarında yaşamış olduğu büyüme sıkıntısı, CHP’nin kitlesel anlamda Türkiye partisi olduğu konusunda şüpheye yer bırakmamakla birlikte, Türkiyelileşme temelinde bir açmazla karşı karşıya olduğunun kanıtı.

Türkiyelileşme kavramını sosyolojik tabanın coğrafi olarak ülkenin farklı seçim çevrelerinde yüzeysel yayılması değil, derinlemesine varlığı anlamında kullanıyoruz. Türkiyelileşme aslında coğrafi referansın da ötesinde, partilerin imajları ve nasıl algılandıklarıyla ilgili bir mesele.

KİMLERDEN OY ALAMIYOR?

CHP’nin son yıllarda çaba harcadığı kısmi ideolojik yeniden yapılanmaya, lideri ve üst yönetiminin performansına, seçim kampanyalarındaki proaktifliğine rağmen farklı seçim coğrafyalarındaki en yoksullardan, mutedil dindar ve milliyetçi seçmenden oy alamaması bu sosyolojinin derinlerine nüfuz edilememesiyle ilgili bir durum. Sözkonusu meselenin nedenlerine değinmeden önce, partinin 1 Kasım’da yine Türkiyelileşemediğini kanıtlayan verilere bakalım: 7 Haziran’da olduğu gibi, bu seçimde de Marmara (ağırlıklı olarak Trakya), Ege ve Akdeniz dışında -ki buralarda da sosyo-ekonomik açıdan gelişmiş ilçelerde, eğitimli orta, orta-üst sınıfa mensup seçmenlerin desteğiyle güçlü bir sosyal tabana sahip görünüyor- seçim coğrafyasında pek varlık gösteremeyen bir CHP mevcut.

Her 2 seçimde de Güneydoğu, Doğu ve İç Anadolu, Karadeniz’de oy ortalaması Türkiye ortalamasının 4-21 puan altında. Üstelik, 7 Haziran’a göre çok sınırlı düzeyde olsa da Karadeniz (-1,1), İç Anadolu (-0,4), Akdeniz’de (-0,1) oy kaybına uğramıştır. Doğu Anadolu (1,5), Ege (0,3), Güneydoğu Anadolu (0,8) ve Marmara’daki (0,9) oy artışı ise anlamlı değil. 41 ilde oy artışı yaşasa da, bu ancak yüzde 7,3-0,1 düzeyinde kalıyor. Bu illerin çoğu zaten CHP’nin Türkiye ortalamasının üzerinde oy aldığı iller.

RAKAMLARIN SÖYLEDİĞİ

7 Haziran’a göre 100 seçmenden 8’inin parti değiştirdiği, bu değişimin ya da oynaklığın Doğu Anadolu’da yüzde 12, İç Anadolu’da 10, Güneydoğu’da 11, Karadeniz’de 10 düzeyinde olduğu bir seçimde CHP oyları ancak 1 puan düzeyinde artıyorsa, kendisine oy vermeyen seçmenleri yanına çekemediğine, bu anlamda Türkiyelileşememe sorunu yaşadığına şüphe yok.

CHP’nin sosyolojik anlamda toplumun derinliklerine, farklı seçim coğrafyalarına nüfuz edememesi büyük ölçüde partiye dair algı ve imajla ilgili olup, gidilecek bir olağanüstü Kurultay’da lider ve yönetim değişiminin partiyi değiştireceğini ummak sığ ve düz mantığın ürünüdür. Partide lider adayı olarak adı geçenlerin görmesi gereken; lider değiştirmeye odaklı Kurultay mesaisinin CHP’yi Türkiyelileştirmeyeceğidir.

Asıl olan; partiye dair algı ve imajın nasıl değiştirilebileceği sorusuna yanıt aramaktır. Selim Tuncer’in de ifade ettiği gibi imaj, algılanan herhangi bir nesnenin bireyin zihnine yansıyan görüntüsü iken, algı belirli bir zaman diliminde dış dünya ya da çevremizde varolan nesne ya da olayların duyumlar yoluyla zihnimize yansıması olup, algılama doğrudan sürece, imaj ise sonuca işaret etmektedir. CHP’nin imaj ve algısının hal-i pür melalini anlayabilmek için ekşi sözlükteki CHP entrilerine bakmak yeterli. Okumuş yazmışların dünyasında dahi negatif imaj ve algıya sahip partinin Türkiye toplumunun ortalamasının zihninde nasıl bir yer işgal ettiğini anlamak zor değil.

BAŞARI TÜRKİYELİLEŞMEKTEN GEÇİYOR

CHP’ye dair bu negatif imaj ile algıda büyük ölçüde toplumun farklı kesimlerine açılmak yerine, içe kapanmayı tercih eden parti örgütlerinin payı gözardı edilemez. Partiyi kitleyle buluşturmanın ana mekanizması olan yerel teşkilatlar bugünü anlama, geleceği okuma yerine, dünün ideolojik referanslarına takılıp kalmaktan kendilerini bir türlü kurtaramıyor. Parti üst yönetimi Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde Atatürk’ün yol göstericiliğinden taviz vermeden katı Kemalist çizgiden uzaklaşmış olsa da, teşkilatlarda halen dünün ideolojik hegemonyası baskın. Bu; toplumun diğer kesimlerine karşı kapsayıcı olmak yerine dışlayıcı bir parti imajı yaratıyor. CHP’nin kaderini dert etmeden, “Bizlerin birliği”ne dayanan yerel teşkilatlardaki katı dışlayıcı ideolojik türdeşlik partinin geniş toplum kesimlerinin aynı referanslarla kucaklanabileceği yanılgısına yolaçıyor. Partiyi toplumla buluşturma adına yürütülen mesai seçim dönemleriyle sınırlı kalırken, seçimler dışında tek kaygı parti içi iktidar mücadelesinden galip çıkmaya indirgenmiş durumda.

İktidara yürümek isteyen bir partinin Türkiyelileşmesinden, ülkenin tüm seçim coğrafyasında aşağıdan yukarıya uzanan biçimde toplumun tüm kesimlerini kapsayıcı olmasından başka seçeneği yok. Bu ise ancak Türkiyelilerin taleplerini doğru okuyarak, bunlara el uzatmakla mümkün.

3 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Ulasilmak istenen topluluklarin fikir ve onerilerini burada da gormeliyiz. Bu yazilar sadece unvan sahibi olanlara degil mehmetciklere de acik ve davetkar olmali. Yasar Kemal ve onun gibileri yani turkiyeliligin tam ne oldugunu anlayanlari arayip bulmali. Yani acik kapanmali. Turkiyeliye benzemek gerek.

  2. sinan kayalıgil says:

    CHP’de geçmişin ideolojik referanslarından kurtulmanın yolları hakkında çok az bilgi ve girişim var. Bir defa bu referansları nedir ve hangi sorunları yaratmaktadır? İkincisi neyin yerine neyi ve neden koyacaktır?

    Bunu ancak yaşamın pratiği içinde takınılacak tavrı, yaygın biçimde görüşmeye açma ve talep etme sürecinde yaratabilir. Mahalledeki kentsel dönüşümden kentin sanayileşmesine, okul öncesi çocukların bakım ve eğitiminden tüketici örgütlenmesine, dayanışmacı konut edinme modellerinden kimlik anlayışına dek gündelik dil ile ve hayatın sunduğu her fırsatta, sahada masaya yatırılacak ve savunulacak pozisyonlar almanın temeli atılabilir.

  3. Birisi says:

    Cevap ne mi? Türkiye, diğer İslam coğrafyası ile aynı şekilde halen Orta Çağı yaşamaktadır çünkü. İşçi sınıfı falan yok, serfler var. Kemalizm bir tür Luther reformu gibi, halkın bir kısmını kendine çekti, ama kalanını çekemedi. Türkiye’de açık ve net olarak bir din savaşı vardır. Ülkenin yarısını kaplayan İslamcı çoğunluğu Katoliklere, laik kesim ve dini nisbeten daha yumuşak yorumlayan Alevileri de Protestanlara benzetmek mümkün. MHP’nin de belli bir kısmını İslamcı kategoriye alabiliriz. HDP zaten ayrı bir “ülkenin” insanı, onları sayma. Yani bildiğin reform dönemi Fransa’sındaki sosyolojik taban. CHP seçmeninin çaresi aynen Huguenotlar (Fransız Protestanları) gibi ülkeden kaçmaktır. Bizdeki Papa ya da Kral’a denk düşen, ya da her ne sayacaksanız sayun, o malum şahıs %50’sini üzerimize salmadan, kendi St Barthelemy katliamımızı yaşamadan hem de. Bu olacak, açık ve net kesin belli. CHP Türkiyelileşemez, çünkü kalan nüfus ile mevcutta bulunulan iç savaşta düşman taraf konumunda ve bir gün sokakta kelleleri palayla kesilen taraf olacaklar.

Düşüncenizi Paylaşın