1 Kasım seçimlerine doğru CHP: Liderlik, Örgüt ve Söylem

1 Kasım seçimlerine doğru CHP: Liderlik, Örgüt ve Söylem

30 Eylül günü CHP Seçim Beyannamesi ve kampanyada öne çıkarılacak vaatler, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından kamuoyuyla paylaşıldı.

Önce bu konuşmadan ve yazılı metinlerde elde ettiğim izlenimi kısaca paylaşacağım. Ardından seçimlere giderken CHP’nin lehine olduğuna inandığım bazı nesnel koşulları ortaya koymaya çalışacağım.

Parti liderliğinin bu fırsatların farkında olduğu söylenebilir. Beyanname ve vaatler, bu farkındalığın göstergeleri. Ne var ki asıl kritik görev, Örgüt’e umut aşılanması ve öne çıkarılması gereken hususlarda bilgilendirilmesi.

Haziran seçimlerinden önce hem CHP Seçim Beyannamesini hem de kampanyasını ele alan yazılar kaleme almıştım. Yeni beyannameye de epeyce emek harcanmış. Yaklaşan “yeni” seçimin ruhuna hitap etmeye gayret edilmiş. Zira bu tekrar seçim değildir. Bambaşka koşullarda yapılacak “yeni” bir seçimdir ve bu mesajı vurucu biçimlerde partililerle ve seçmenlerle paylaşabilmek gerekiyor.

Seçimlerin hemen ardından CHP yönetimi çok sayıda uzman, akademisyen ve partiliyle uzun görüşmeler yaptı. Bunların bazılarında ben de yer aldım ve önerilerimi paylaşma imkanı elde ettim. Yeni seçime böyle hazırlanıldı. Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, kesinlikle dinlemeyi biliyorlar.

Geçen seçim kampanyasına iki genel eleştirim olmuştu: Kampanyada gençlik ayağının gölgede kaldığını gözlemlemiştim. Bu biraz da istemeden ortaya çıkan bir durumdu. Emeklilerle ilgili vaatler gündem yaratınca, CHP istemeden yaşılar partisi algısını derinleştirdi.

Gençler sadece söylem düzeyinde değil, kampanyanın aktif özneleri, görünen yüzleri olmalıydılar. Seçmenlerin yarısının 30 yaş altında olduğu bir ülkede böyle bir vurgu kaçınılmazdır.

Bu bildirgede iki ana vurgu var: Gençlik ve Ekonomi. Bu da demektir ki gençliği merkeze alan bir kampanya yürütülecek. Oy verme eğilimleri ebeveynlerinden giderek farklılaşan, rasyonel ve cesur söylemlere açık olduklarını düşündüğüm gençlere hitap edemeyen partiler, kısa ve uzun vadede kaybeder.

Sahiden de 2000’lerin başında gençlerin oy verme eğilimleriyle ebeveynleri arasında belirgin bir fark ölçemiyorduk. Oysa özellikle 2014 yerel seçimlerinden sonra gençlerin oy verme davranışlarında ciddi değişimler yaşanmaya başlanıldı. Elbette bardağın neresinden bakacağınız önemli: Bu risk olduğu kadar fırsatlar da barındıran bir kopuştur. Zira gençler statükocu duruştan uzaklaşma işaretleri vermektedirler.

Geçen kampanyada bir diğer eksiklik, ekonomiyi fazlaca öne çıkarırken, demokrasinin refah ve güvenlik için ne denli önemli olduğu vurgusunun gölgede kalmasıydı.

Tamam, çatışmacı dilden uzak durulmak istenmişti ama yine de ekonomi ve demokrasi arasındaki ilişki, çok daha net ve anlaşılır biçimlerde ortaya konulabilirdi. Bu defa bu eksiklik fark edilmiş ve aşılmaya çalışılmış görünüyor.

Aslında geçen seçimde de CHP demokratikleşme konusundaki oldukça somut önerilerini kamuoyuyla paylaşmıştı. Daha çok gazetecilere ve entelektüel çevrelere yönelik bu öneriler, iletişim diline özen gösterilerek “sıradan” seçmenlerle de paylaşılmalıydı.

Bu çalışmalardan bazılarını zikretmek istiyorum; çünkü önümüzdeki seçimlerde de yararlanılması gereken malzemeler bunlar:

22 Soru, 22 Cevap: CHP’nin Türkiye’nin Kürt Sorununa Bakışı, Çözüm Çerçevesi.

Bu kitapçığı çok önemsiyorum. Eksikleri yok mu? Elbette ama bu haliyle sözgelimi AK Parti’den çok ileride. CHP, Kürt meselesiyle ilgili TBMM içerisinde yaptıklarını, kendisine yaptırılamayanları çok iyi anlatabilmeli. Doğal olarak siyasi rakibi olan HDP’den farklılıklarını da özgüvenle ortaya koyabilmeli. Bu kitapçık, partililerin özellikle HDP’lilerle konuşurken kılavuzu olmalı.

Bir diğer çalışma ise demokratikleşme süreciyle ilgili vaatleri barındırıyor: CHP Demokrasi, Hak ve Özgürlükler Bilgi Notu: CHP Hangi Konuda Ne Yapacak?

Bu çalışmada HSYK’dan tutun yargı alanı ve oradan medya alanına kadar yapılması planlanan peç çok düzenleme önerisi mevcut. Çeşitlilik barındıran öneriler demokratikleşme alanında ülkeyi rahatlatacak nitelikte. Kolayca yasalaşabilecek somut öneriler bunlar.

Son olarak da CHP Araştırma, Bilim ve Yönetim Platformu tarafında hazırlanan AKP İktidarı ve Rejimin Otoriterleşmesi kitabından bahsetmek istiyorum.

Bu çalışma kuramsal bir otoriterleşme tartışması barındırdığı gibi son dönemde yaşadığımız vahim süreçlere dair bir arşiv niteliği de taşıyor.

Bu çalışmalardan neden bahsediyorum? Birincisi bunlar CHP’nin genelde demokratikleşme ve özelde de Kürt meselesiyle ilgili boş durmadığının, söyleyecek sözleri olduğunun kanıtı.

İkincisi partililerin çoğunluğu bu çalışmalardan haberdar değiller. Bu çalışmaların bazı çıktıları parti örgütü tarafından kullanılmalıdır. Bu da bizi CHP’de cidden aksayan bir noktaya getiriyor: Örgüt içi iletişim.

Bu çalışmalar entelektüel çevrelerle de yeterince paylaşılabilmiş değil. Üstelik, bizim iddiamız, bunların daha az eğitimli seçmenlere de anlatılması gerektiği yönünde. Sanırım helva var, ama helvanın varlığını bilen ve onları komşulara dağıtacak mekanizma yok?

CHP geçen seçimlerde iyi bir kampanya yürüttüğü halde istenilen oy artışını gerçekleştiremedi. Bu elbette parti örgütünü olumsuz etkiledi. Ne var ki siyaset bir maraton ve umutsuzluğa kapıldığınız anın ortasında aslında aşılmaz sanılan surda bir çatlak yaratmış olabiliyorsunuz.

Bu defa CHP’nin oldukça lehine nesnel koşullar var. Örgütün bu imkanlarla ilgili hazırlanması, partililere umut aşılanması gerekiyor. Bu seçimde medya imkanlarının kısıtlı olacağı anımsandığında bu durum daha da önem kazanıyor. Bugün seçimleri kazandıran güç hala ağırlıklı olarak örgütlerdir.

CHP’nin söz konusu avantajlarını kısaca özetlemeye çalışayım:

CHP söylemleri bakımından kimlik partisi algısını aşmaya başlamıştır. Kültürel kutuplaşma sürecinin bundan daha işe yarar bir buzkıranı yoktur.

Ama bu zaman alacaktır. Uzun zamanda oluşan algılar, kısa zamanda aşılamıyorlar. Ama aşılabilirler ve biz buna pozitif siyaset diyoruz.

CHP’liler ve sol görüşlüler, siyasal çalışma yaparlarken asla ama asla bu ülkede “yüzde 30 solcudur yüzde 70 sağcıdır” ifadesini dikkate almamalıdırlar. Bu kültürel bölünme asla kabul edilmemeli, tüm çalışmalarımızda yok sayılmalıdır. Bana göre “sağa sıkışan doğal seçmenlerimiz” vardır. CHP işte onlarla iletişim kurma yolunda önemli adımlar atmıştır. Gittiği yol doğrudur. Bundan asla vazgeçmemelidir.

Bugün kutuplaşmacı dile en az prim veren parti CHP’dir ve yüzde yüz inanıyorum ki bunun faydaları mutlaka hissedilecektir. Sabırla devam etmek gerek.

CHP, kendi içerisinde kavgalı parti algısını aşmayı başarmıştır. Örgüte önseçim gibi değerli bir mekanizma kazandırırken, kavgacı parti imajının büyük ölçüde aşılması son derece önemlidir. Gelgelelim Örgüt bunun ne kadar farkındadır?

Sanırım Örgüt mensupları, parti içi meselelerle ilgili kırgınlıklarını bir kenara atmayı öğrenmeliler. En azından sıradan seçmenlerle konuşurken, partilerine dair bu negatif dil alışkanlığını terk etmeliler. Bu yaşamsal önemde bir meseledir. CHP’liler partileriyle ilgili pozitif algı oluşturma göreviyle karşı karşıyadır. Üstelik ortada güzelce bir helva da var. Olmayan şeyle ilgili algı oluşturmak zor şey ama neyse ki bu durumda değil CHP.

CHP, “ekonomiden anlamayan parti” algısını kırmış, ekonomi aktörlerine güven veren parti konumuna gelmiştir. On yıllarca bu nedenle eleştirilen bir partinin, bu algının kıymetini bilmesi gerekir. Üretici tüm güçler ve örgütleriyle konuşabilen, onları tasfiye etmek gibi gizli ajandası olmayan bir CHP algısı, çok önemli bir kazanımdır.

CHP, demokratikleşme sürecinde ve Kürt sorununun çözümünde kilit aktör haline gelmiştir. 2000’lerin ortasında AK Parti bu avantaja sahipti. Artık değil. CHP, Kürt sorununun silahsız, barışçıl çözümü konusunda aktif olduğu sürece, sosyal demokrat parti kimliği sağlamlaşacaktır.

Koalisyon süreci topluma şunu gösterdi: Bugün Türkiye’de her partiyle ve meşru aktörle konuşabilen yegane parti CHP’dir. İşte seçimlere giderken öne çıkarılması gerekenler bunlardır…

İç ve dış politika ayrımının ortadan kalktığı; dış politika hatalarının içeride seçim dahi kaybettirdiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu konuda da CHP’nin avantajları var: “Komşularla sıfır sorun” söyleminden sıfırlanan dış politikaya nasıl gelindi? Bölgeye üstten ve sert ideolojik yargılarla bakılması yüzünden. Oysa CHP, sadece Türkiye’de değil, bölgede de meşru her aktörle konuşabilen; sorunların değil, çözümlerin parçası olan bir parti olabilme avantajına sahiptir. Mezhepler-üstü duruşu sayesinde bölgede taraf tutan değil, herkese eşdeğer yaklaşan bir yerde konumlanabilir. Bu da bölge barışı için etkin parti algısını güçlendirir.

Peki söz konusu dış politika mesajları “sıradan” seçmene aktarılabilir mi? Elbette. Bölgede güven kaybının ve şiddetin ülkemize olumsuz yansımalarının farkındadır büyük çoğunluk. Aktif barış diplomasisinin evimize güven ve refah getireceğini herkes anlar.

Demek ki seçimlere giderken CHP örgütünün yararlanabileceği pozitif söylemler mevcut.

Bunun için Örgüt’e söz konusu avantajların çok iyi anlatılabilmesi gerekiyor. Bu ülkede öğrenen parti olmadan değişimin kilidi olmanız mümkün değil. Önce bilgiden istifade etmek öğrenilmeli.

Bunun için de “her şeyi bildiğiniz, çok eğitimli olduğunuz” yönündeki özalgıdan kurtulmanız lazım. CHP örgütü henüz bilgiden istifade edebilen, öğrenen parti kültürünü içselleştirebilmiş değil. Daha çok yol alınması lazım…

2009 yılında doçent, 2015'de profesör derecesini almış olup halen Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde akademik faaliyetlerine devam etmektedir. New York Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Merkezi (1999-2000), Hollanda'daki Modern Dünya'da İslam Çalışmaları Uluslararası Enstitüsü'nde (ISIM) 2005-2006 sonbahar döneminde ve ABD'deki Northwestern Üniversitesi, Buffett Uluslararası ve Karşılaştırmalı Araştırmalar Merkezi'nde 2011-2012 bahar döneminde misafir öğretim üyesi olarak bulunmuştur. Prof. Yüksel'in yayınlanmış kitapları; Anti-Komünizmden Küreselleşme Karşıtlığına: Milliyetçi Muhafazakâr Entelijansiya; AKP Devri: Türkiye Siyaseti, İslâmcılık ve Arap Baharı; 1960’tan Günümüze Türkiye Tarihi'dir.

Düşüncenizi Paylaşın