Türkiye’de Mutlu Olmanın Maliyeti

Türkiye’de Mutlu Olmanın Maliyeti

Birleşmiş Milletler her yıl yaptığı “Dünya Mutluluk Raporu 2015” çalışması geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Rapor, Dünya genelinde yaşayan insanların Mutluluğunu belirleyen temel kriterleri ve her yıl yaşanan değişimlerin altında yatan ana unsurları tespit etmek suretiyle insanlığın karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne yönelik ampirik olarak elde ettiği sonuçlar üzerinden katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Ülkeler ve bölgeler arasındaki farklılıkların 4’te üçü, altı temel değişkendeki farklardan kaynaklanmaktadır. Bu değişkenlerin her birisi yaşamın içerisindeki bir çok evreyi içermektedir. Birleşmiş Milletler’in raporundaki bu altı değişken şu şekilde sıralanmaktadır;

  • Satın Alma Gücü Paritesine Göre Uyarlanmış Kişi Başına GSYİH
  • Ortalama Yaşam Süresinin Sağlıklı Yılları
  • Toplumsal Destek (Sıkıntılı Döneminizde Yakınlarınızda Güvenebileceğiniz Birilerinin Olmasına Göre Ölçüm Yapılmaktadır.)
  • Güven (Devlette ve Şirketlerde Yolsuzluk Yapılmadığı Algısına Göre Ölçülmektedir.)
  • Hayati Kararlara Dair Algılanan Özgürlükler
  • Cömertlik (Gelir Farklılıklarına Uyarlanmış Bir Şekilde Toplum Yararına Yapılan Bağışların Miktarına Göre Ölçümleme)

“Toplumsal Destek, Gelir ve Sağlıklı Yaşam Süresi Farklılıkları” Mutluluğun Maliyetini belirleme açısından en önemli 3 kriter olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya genelinde her üç kriter üzerinden en yüksek puanı alan ülke İsviçre’dir. (Hayatta Genellikle Nötr Olabilmeyi Başarabilmek Önemli Bir Beceridir.) Daha sonraki sıralama da İskandinavya, Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya, Kosta Rika, Avusturya gelmektedir. ABD sıralamada 15. iken, Türkiye ölçüm yapılan 158 ülke arasında 76. sırada bulunmaktadır. Afrika ülkeleri tahmin edilebileceği üzere son sıralarda bulunmaktadırlar.

Mutluluk kavramı psikolojik, sosyolojik anlamlarda davranış bilimlerinin ana inceleme konusunu oluşturmakla birlikte hadisenin sayısallaştırılmasının ötesinde ruhsal, metafizik açılardan derin anlamları da içerdiğini düşünmemiz gerekmektedir. Mutluluk olgusu haliyle yukarıda ifade edilen sadece 6 temel faktör üzerinden araştırılarak kesin hükümlere varılabilecek kadar basit bir olgu olmamaktadır. İnsanın ruhsal ve zihinsel durumunun gelişimi ve değişimine göre iniş çıkışları sürekli benliğinde yaşadığı ve çevresindekiler de yaşattığı çok daha zengin ve bir o kadar da karmaşık bir yapıdır. Beyin araştırmalarında Mutluluk için 4 nörolojik merkez bulunduğu tespit edilmektedir;

  • Sürdürülen Olumlu Duygu
  • Olumsuz Duygulardan Kurtulmak
  • Empati ve Pro-Sosyal Davranış
  • Zihinsel Avarelik, Düşüncelilik ve Duygusal Yapışkanlık (“Duygu Tarafından Yakalanmış Dikkat” olarak da Bilinmektedir.)

Duygular ve Hayat Değerlendirmeleriyle farklı şekillerde bağlantılı bu dört nörolojik bileşenin önemine yönelik bulgular hızla yükselmektedir.

Dünya Mutluluk Raporu bu çerçevede 4 temel tavsiyeye yer vermektedir;

  • Devletler halkın mutluluğunu arttırmayı ve özellikle sefaleti azaltmayı birinci hedef olarak belirlemedirler.
  • Ödemeye İsteklilik fiziki bir fayda ölçütü olmadığında, devletler fayda ölçütü olarak mutluluğu esas alan yeni politika analizi yöntemlerini geliştirmelidirler.
  • Bütün politika değişiklikleri, bunların mutluluğa etkilerinin düzenli olarak ölçüldüğü kontrollü bir politika izlenmelidir.
  • Toplum Biliminin başlıca hedeflerinden biri, mutluluğun nedenlerine, nasıl ve maliyetle arttırılabileceğine ışık tutuyor olmalıdır.

2008 küresel krizinin yaşandığı ABD’den başlayan Avrupa ülkeleri başta olmak üzere tüm kriz koşullarının dayattığı ani gelir kayıpları, yüksek işsizlik ortamı, yükselen borç yükleri ve düşük büyüme problemleri Dünya genelinde gelişmiş bir çok ülkede mutsuz genç ve orta yaşlı insan topluluklarını beraberinde getirmiş bulunmaktadır. Özellikle Avrupa’da Yunanistan, İspanya, İtalya başta olmak üzere Güney Avrupa ülkeleri, Ortadoğu’da Irak, İran, Suriye, Libya, Mısır gibi ülkelerin savaş koşullarının hafiflemesi durumunda bile en az 2025-2030 yıllarına kadar mutsuz insan yığınları içerisinde yaşamlarını devam ettirmelerini bekliyor olmamız mutlak bir gelişmedir. Dolayısı ile “Mutlak Yaşam Değerlendirmesinde” en hızlı gerilemeyi yaşayan ilk 10 ülkenin, genellikle ekonomik kriz, bölgesel savaş gibi politik ve toplumsal sıkıntıları uzun bir müddet yaşayan ülkeler içerisinde çıkmakta olduğunu Türkiye’nin bağlı bulunduğu coğrafya çevresinde son yıllarda artan bir savaş ve şiddet ortamı içerisinde yoğun biçimde gözlemlemekteyiz.

Yapılan araştırma sonuçları göstermektedir ki, “Toplumsal ve Kurumsal Sermaye’nin Değeri”, sadece öznel mutluluğa sağladığı doğrudan destekte değil, aynı zamanda dış şoklara ve krizlerde cepheleşme yerine işbirliğine dayalı olarak verilen toplumsal tepkileri besleme yeteneğinde ortaya çıkmaktadır. Toplumsal Doku yeterince güçlü ise, bir kriz, insanlara iyi bir amaç için birlikte çalışma ve karşılıklı toplumsal desteğin gücünü hayata geçirme ve takdir etme şansını tanıyarak daha yüksek bir öznel mutluluğa neden olabilmektedir. Diğer taraftan da toplumsal kurumların yaşanan zorluklar karşısında yetersizliği ortaya çıktığında toplum içerisindeki baskılar neticesinde mutluluk kaybı hızla yükselmektedir. Zira toplumsal ve kurumsal güven, öznel mutluluğun en önemli dayanaklarının başında gelmektedir.

Türkiye özeline indiğimizde yakın tarihimizde 2001 yılında yaşanan finansal kriz, toplumsal aile dokusunun yoğun olması sayesinde 1-2 yıl gibi kısa bir süre içerisinde işgücü içerisindeki genç nüfusun fazla zarar görmemesini sağlayarak atlatılabilmiştir. Türkiye’de o tarihten bugüne sabit dolar fiyatlaması üzerinden %60’a yakın düzeyde bir kişi başı zenginleşmeye yaşanmıştır. Ancak krizden bu yana geçen 15 yıl sonunda kişi başına yaşanan bu zenginleşme imkanı diğer taraftan kişi başına borç seviyesinin de 10 kat artması ile gelmiş olması hane halkı üzerinde finansal bağımlılığı ve dolayısı ile insanların geleceğe yönelik duydukları kaygı ve tehdit algılamasını da bir o kadar yüksek seviyelere çıkarmış bulunmaktadır.

2008 Avrupa krizinden bu yana geçen 7 yılda ise, Türkiye ekonomisinde yeni bir hikaye yaratamamış olmasının getirdiği sıkıntıları, toplumsal güven duygusunun hızla kaybolmasını, yaşanan yolsuzlukları ve adaletsizliklerin hızla artmasının getirdiği toplumsal yozlaşmayı ülke içerisindeki mutsuz yığınların her gün bir arada vahşi ahbap çavuş kapitalizm kuralları çerçevesinde işleyen bir ekonomik ve sosyal düzeni yaratmış olduğu ortamın sıkıntıları çekmektedir. Ülkeyi yöneten siyasi liderlerin mutlu insan profili sergilemek bir yana her gün çatışma, kavga, siyasi öç duyguları içerisinde hareket etmeye çalışmalarının ülkenin kaybettiği mutluluğu geri kazanım maliyetini de her gün bir o kadar arttırmaktadır. Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Obama’nın eşi ve kızları ile birlikte ormanda yaptığı uzun bisiklet gezisi ne kadar insani bir davranış ise, Türkiye’yi yöneten siyasi liderlerin toplumdan uzak yüzlerce koruma ile birlikte gündelik yaşamın uzağında metazori yarattıkları gündemler içerisinde Türkiye’yi oyalayarak topluma mutsuzluk aşılamaları da bir o kadar tezatlıklar içermektedir. Siyaset toplumun yararına yapılması gereken bir çalışmadır. Siyaset ömür boyu yapılması zorunluluk içeren bir meslek hiç değildir. Ülkemizde kendilerini 20-30 yıl boyunca siyaset yapmak zorunda hisseden siyasetçilerin toplum yararına toplamda ne gibi bir fayda sağladıklarını ölçmeye herhalde gerek bulunmamaktadır!

Pozitif veya Negatif Duygular acısıyla tatlısıyla yaşadığımızı hissettiren, yaşıyor olduğumuzun göstergeleri sayılan Hayat İşaretleridir. Gallup araştırmasında pozitif yaşantı işareti olarak tanımlanmış olan “Doya Doya Gülmek, Keyif Aldığınız Bir Aktivite Yapmak, Yeni Bir Şey Öğrenmek, Dinlenmiş Hissetmek, Saygı Görmek” gibi deneyimlere atıf yaparak “Dün Bu Deneyimi Yaşadınız Mı? şeklinde sorulan örneklem kitlesine Türkiye’de “Evet” yanıtını verenlerin oranı, Dünya’daki 150’yi aşkın ülke arasında en düşüklerden birisi olması hiç birimizi şaşırtmamalıdır. Çalışmada birinci Sudan ikinci Tunus, Bangladeş, Sırbistan ve Türkiye ise, sondan üçüncülüğü birlikte paylaşmaktadırlar. Büyük şehirleri son 15 yıl içerisinde Beton Yığınları şeklinde toplu konut, rezidans ve gökdelenler ile çevreleyerek nefes alınabilecek ortak yaşam imkanları için herhangi bir yeşil alan bırakmayarak “Beton Çağını” yaşadığımız bu günler için ne kadar gurur duysak azdır. Bu süre içerisinde inşaatçılar, onların tedarikçileri, taşeronları, imar rantlarından fayda sağlayan kentsel dönüşüm aracıları ve ipotek piyasasının düşen faizler neticesinde borçlanarak projelerden ev almak suretiyle büyük şehirlerde son 5 yıl sonunda ortalama %125 değer artışı yaşayan mutlu bir azınlık yaşananlardan şimdilik belki memnun gözükmektedir. Her gün 3-4 saat trafikte büyük şehirlerde güne başlayan ve geceleri ancak evlerine dönebilen aktif işgücüne dahil insanlar mutluluk endeksinde doğal olarak son sıralarda kendilerine ancak yer edinebilmektedirler.

Sonuç olarak mutlu bir insan, huzurlu bir toplum yaratamamanın nedenlerinde kendi içimize dönerek mutluluğu tekrar aramaya başlamaktan başka bir çaremiz yoktur. Biz nerelerde hatalar yaptık, neden Batı Toplumları daha mutlu olabiliyorlar da şark zihniyetinin temsilcisi Ortadoğu ülkelerinde insanlar bir o kadar mutsuz yaşamları yıllardır sürdürmektedirler. Ölümün sıradanlaştığı Ortadoğu coğrafyasından gelen artçı sarsıntılarında ve toplumsal hezeyanların yaşanmakta olduğu Türkiye’de bu tür düşüncelerinde kanıksanıyor olmaya başlaması en büyük tehlike olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’yi Ortadoğu coğrafyasının hakim olduğu şark zihniyetinden ayırt etmeye yönelik hamleler Cumhuriyet öncesinden başladığını unutmayarak Cumhuriyetin değerini çok daha fazla özümsemeye çalışarak daha dikkatli bir şekilde hareket etmenin zamanı hızla geçmektedir.

Son Söz: Esasında Vatandaşı Olmasak Türkiye Oldukça Heyecan Verici Bir Ülke!

AZ Notus Portföy Yönetimi A.Ş. Yönetici Ortağı olarak profesyonel yaşamını sürdürmektedir. 2006-2011 yılları arasında İş Yatırım Risk Yönetimi Müdürü olarak görevde bulunmuştur. 2007 yılında Türkiye’nin ilk serbest yatırım fonunun ihraç, risk ölçüm ve yönetim esasları, portföy risk limitlemeleri, risk raporlama ve izleme çalışmalarında aktif olarak yer almıştır. Doktora çalışmasını Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü’nde tamamlamış, 2008 yılında Muhasebe-Finans Ana Bilim Dalında Doçentliğe hak kazanmıştır. 2002 yılından itibaren özel üniversitelerin lisans ve yüksek lisans öğrencilerine yönelik olarak ilgili konularda verdiği eğitimler ile akademik çalışmalarına devam etmektedir.

1 Yorum

  1. Ayten Aydin says:

    “Siyaset toplumun yararına yapılması gereken bir çalışmadır”. Anlayana ve dogru kavrayana cok dogru bir hatirlatma. “Esasında Vatandaşı Olmasak Türkiye Oldukça Heyecan Verici Bir Ülke!” Degerini bilelim ve bu cennet gibi ulkeyi hem bir insan olarak ve hem de bu guzel cografyanin sakinlari olarak her hareketimizde hatirlayalim. Aksine yani onu cehenneme cevirmeye calisan hic kimsenin burada olmaya hakki yok. Bu hakka biz sahiplenelim ve onu savunalim.

Düşüncenizi Paylaşın