Hiç Olmayan Barış Süreci

Hiç Olmayan Barış Süreci

7 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan çatışmalar ve Meclis’ten geçen yeni tezkere ile beraber “barış süreci”nin rafa kalktığı tescil edildi.

Peki gerçekten bir barış süreci var mıydı?

2005 yılında ilk kez Kürt sorununu dile getiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın barış sürecine yaklaşımı AKP’nin doğudan alacağı oyların ötesine geçemedi.

2009 ile 2011 yılları arasında Türkiye ve PKK arasında başta Oslo olmak üzere bazı Avrupa şehirlerinde görüşmeler gerçekleşti.  Abdullah Öcalan ile görüşmelerle başlayan süreç 2013 yılında çatışmaların sona ermesine  ve bu yılın 28 Şubat’ında da Dolmabahçe mutabakatının imzalanmasına kadar uzandı.

Her ne kadar son zamanlarda artan şiddetin bu süreci sekteye uğrattığı iddia edilse de iki taraf arasında gerçek anlamda bir barış süreci hiç bir zaman olmadı.

Aksaklıklar

Örneğin müzakereler kapsamında dünyadaki örneklerinin aksine bir arabulucu yoktu. Bu durumun eksikliği görüşmelerin adil ve tarafsız bir şekilde yürütülmesine izin vermedi.

Oluşturulan Akil Adamlar Heyeti iki taraf arasındaki farklılıkları ortaya çıkarmak için önemli bir çaba olabilirdi. Fakat politik kaygılar nedeniyle hakikat ve uzlaşma komisyonlarının kurulmasına gidecek bir sürece evrilmedi. 1990’larda yaşanan insan hakkı ihlalleri kara bir kutu olarak kalmaya devam ediyor.

Tüm bunların dışında iki tarafın da barıştan tam olarak ne anladığı ve üzerinde anlaştıkları noktalar net değil.

Kürtler ne istiyor?

Kürtlerin büyük kısmı ana dillerinin devlet okullarında öğretilmesini ve kimliklerinin devlet tarafından tanınmasını istiyor. Barış süreci ile demokratik bir özerkliğe ulaşıp “Kürt bölgelerini’ yönetmeyi ve kendi yöneticilerini seçmeyi talep ediyor. Kuzey İrlanda ve İsrail-Filistin örneklerine bakarak Kandil’deki PKK’lı militanların ve İmralı’daki Öcalan’ın  affedilerek Türkiye’deki siyasi hayatın parçası olmasını istiyorlar.

Ankara ne istiyor?

Ankara için Kürt sorunu kültürel, ekonomik ve sosyal bir sorun olmanın ötesine geçemiyor. Kürt kimliğinin tanımasına Ankara sıcak bakmıyor.

Erdoğan için ise Kürtler sadece başkanlık sistemi için bir araç. Erdoğan, bunun için her türlü adımı atmak için hazır olsa da Kürt sorunu dışında “Türk sorunu” ile karşı karşıya kalmaktan korkuyor. MHP’nin son seçimlerdeki  oy artışı sonrası Erdoğan’ın milliyetçi gömleğini giymesi bu açıdan bir rastlantı olmasa gerek.

Ankara ana dille eğitime, PKK’lıların siyasi hayata katılmasına ve güç-yetki paylaşımına da sıcak bakmıyor. Bu noktada Erdoğan’ın olası bir başkanlık için Öcalan’ın serbest kalmasına razı olduğu anlaşılıyor. Öcalan için ise barış süreci tüm aksaklıklarına karşın kendi serbestliği için bir vize.

Bunlara ek olarak Irak ile Suriye’deki istikrarsızlık ve Rojava ile Kobani’deki gelişmeler görüşmeleri daha da zora soktu. Zaten Irak, Suriye ve İran’daki Kürtlerin durumunu göze almadan devam eden görüşmelerin ciddi bir sonuca ulaşması da beklenemezdi. Tüm bunların ötesinde Türkiye kamuoyunun olası bir barışa ya da diğer deyişle bir güç paylaşımına ne kadar hazır olmadığı artan çatışmalar sonrasında bir kere daha anlaşıldı.

Bu noktada barış süreci olarak tanımlanan durum Erdoğan ve Öcalan’ın aracılar üzerinden yaptığı görüşmelerin ötesinde bir şey değildi.

Tıpkı var olan çatışmaların bu iki kişinin güç mücadelesinden başka bir şey olmaması gibi…

Oxford Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmasını sürdürmektedir. Daha önce Cumhuriyet, TRT ve BBC Türkçe’de gazeteci olarak çalışmıştır. Hurst Yayınları’ndan basılacak olan The New Turkey and its Discontents adlı kitabın eş yazarıdır.

Düşüncenizi Paylaşın