Göç Krizinde Türkiye-AB

Göç Krizinde Türkiye-AB

Dünya, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki en büyük göç krizi ile karşı karşıya, tabi Türkiye de. Yaşanan kriz çeşitli boyutlarıyla günlerdir hem ulusal hem de uluslararası medya ve kamuoyunda tartışılıyor. Özellikle, Türkiye’nin de içinde olduğu devletler düzeyindeki tartışma “biz bu kadar yardım yaptık, siz neredesiniz?, siz suçlusunuz, biz çok iyi şeyler yaptık, her şey de işte sizin yüzünüzden” kıvamında ilerliyor. Bu suçlamaların içerisinde en büyük payı Avrupa Birliği (AB) ve üye ülkeleri alıyor. 2015 yılı AB’ye yönelik bu eleştirilere damgasını vursa da ne tesadüftür ki bu yıl, AB’de “bizim dünyamız, bizim onurumuz, bizim geleceğimiz” sloganıyla “Kalkınma Yılı” olarak ilan edildi. İlk defa bu yıl AB, dış politikasına ve kendisinin global rolüne ilişkin bir politika alanına böyle bir öncelik verdi (1).

Arap Baharı sonrası Ortadoğu’da yaşanan kriz ve kaos ortamının etkenlerinden biri şüphesiz, AB ve üye ülkelerinin bölge ülkeleri ile “yumuşak güç” (soft-power) argümanıyla onlarca yıldır yürüttüğü ilişkilerde önceliği her zaman kendi güvenliğine, ekonomik ve siyasi istikrarına ve göç ile mücadeleye vermiş olması. Halbuki, 1995 yılında başlayan “Barselona Süreci”, onun daha da evirilmesiyle 2004 yılında hayata geçen ve hala devam eden “Avrupa Komşuluk Politikası” ile AB ve üye ülkeleri bölgedeki ülkelerle başta ekonomik kalkınma ve bir serbest ticaret alanının kurulması olmak üzere, işsizlikle mücadele, sivil toplumun, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün güçlenmesi, eğitim, sağlık, çevre alanlarında kalkınma gibi pek çok alanda işbirliğini hedefliyordu. AB’nin bu hedeflerini bölgedeki ortakları ile ne kadar başarabildiği bugün çok eleştiriliyor ve AB içinde de çokça tartışılıyor.

Tüm bunların yanında, “yiğidi öldür, hakkını ver” diyebileceğimiz gerçekler gözden kaçıyor, özellikle de bir AB aday ülkesi olmasına rağmen sürekli “Avrupa”ya karşı konumlandırdığı söylem ve eylemlerle var olma politikası yürüten Türkiye’de. Her yıl AB’nin kurumsal, üye ülkelerinin de ikili olarak üçüncü ülkelere verdiği dış yardımların toplam miktarı 50 milyar Avro’yu geçerek, bu alanda Avrupa’nın Dünya lideri olmasını sağlıyor. AB’nin kalkınma ve işbirliği alanında verdiği yardımlar dünyanın tüm bölgelerini, yüzden fazla ülkeyi ve insani yardımdan, eğitime, bankacılık ve finansal sektörlerden, sivil topluma birçok alanı kapsıyor ve en önemlisi bu yardımlar “şeffaf”, kaynakları belli (2). “Avrupa da tüm bunları hayrına yapmıyor herhalde” diyenler için Türkiye dahil tüm devletlerin ve uluslararası kuruluşların verdiği dış yardımların hangi amaçlara yönelik olduğu başka bir tartışma konusu olabilir.

AB’nin kalkınma yardımlarına detaylı bakınca sürekli AB’yi ve üye ülkelerini eleştiren Türkiye’deki siyasiler açısından işin ilginç yanı, yüzlerce ülke arasından AB kurumlarının 2006’dan beri, AB ile üye ülkelerinin de toplamda 2009’dan beri en fazla yardım verdiği ülkenin Türkiye olması! Bu durumun başlıca sebebi, 2005’te Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine başlaması ve 2007 itibariyle AB’nin yeni bütçe dönemine geçmesi. Özellikle bahsi geçen yıllardan itibaren AB’yi hiç durmadan eleştiren, neredeyse hakarete varacak söz ve davranışlarda bulunan siyasilere sahip olan Türkiye’ye karşı -Burhan Kuzu’nun Türkiye’ye ilişkin 2012 AB İlerleme Raporu’nu çöp tenekesine atışı hala hafızalarda- Avrupalılar’ın bu cömert yaklaşımı göründüğü kadarıyla kimsenin diline dolanmıyor.

AB’nin Türkiye’ye Yardım Miktarları, Milyon ABD Doları

Yıl AB Kurumları AB Kurumları + Üye Ülkeler
2013 3,194.82 3,779.08
2012 3,208.18 3,599.64
2011 3,068.73 3,743.02
2010 3,405.14 3,793.5
2009 3,147.61 3,740.44
2008 3,249.26 4,048.13
2007 3,342.57 3,794.39
2006 1,486.5 1,841.85

Kaynak: OECD, EU Aid Explorer, https://euaidexplorer.ec.europa.eu/DonorAtlas2013.do

AB ve Türkiye’nin Toplam İnsani Yardım Miktarları, Milyon ABD Doları

Yıl AB Kurumları (ECHO)* Türkiye
2013 1,194 (258.33’ü Suriye’ye) 1,629.18 (1,571.28’i Suriye’ye)
2012 1,053 (117.55’i Suriye’ye) 1,040.03 (979.39’u Suriye’ye)
2011 1,009 264.35 (18.95’i Suriye’ye)
2010 947 152.51 (Suriye’ye 0)
2009 774 49.75
2008 869 31.08
2007 729 46.12

Kaynak: OECD, AB 2013 Finansal Raporu, EU Aid Explorer

*ECHO (AB İnsani Yardım ve Sivil Koruma Genel Müdürlüğü). Üye ülkelerin ikili yardımları hariç.

Avrupa ülkelerinin göç konusunda sert ve ayrımcı politikalarının baskısıyla karar vermede hayli gecikilmiş olunsa da bugün AB ve üye ülkeleri, başta Suriyeli mülteciler olmak üzere, daha iyi bir yaşam için sınırlarını aşıp geçen mültecilere ilişkin yeni bir yol haritası çıkarıyor, iş bölümü yapıyor ve yaşadıkları mali sıkıntılara rağmen yeni kaynaklar yaratmaya çalışıyor. AB vatandaşları, binleri yollarda çiçekle, sloganla, alkışla karşılıyor. Başbakanlarına hiç çekinmeden sosyal medyadan ağır mesajlar iletiyor, harekete geçmeye çağırıyor. Aynı AB vatandaşlarının %67’si, Eurobarometre araştırmalarına göre ekonomik krize rağmen AB’nin bütçesini artırması gereken politika alanının dış yardımlar olduğunu dile getiriyor(3).

Avrupa’daki göçmen karşıtlığı bir günde ortadan kalkacak, oradaki mülteciler için hayat bir anda güllük gülistanlık olacak değil. Ancak, ölmek pahasına milyonlarca insanın Avrupa’ya varmaya çalışmasının bir nedeni olmalı. Ekonomik, toplumsal ve siyasi kurumların birlikte geliştiği ve birinin temeli sağlam olmadan diğerlerinin sağlıklı gelişemeyeceği bilinciyle refah ve demokrasi seviyesinin hala tüm dünyada en yüksek olduğu yer Avrupa. Bu durumun bir bedeliymişçesine yaşanan insani krizde global anlamda en fazla sorumluluk alması, liderlik yapması beklenen taraf da yine Avrupa. Ancak yaşadığımız çağda, artık belli konularda, özellikle sıkıntılı konularda yükü, iç politikaya yönelik sivri dilli konuşmalarla tek bir tarafa, hatta çoğu zaman “Batı”ya atarak ama canımız isteyince de “dünyanın en büyükleri arasındayız, bölgesel lideriz, milyar dolarlar harcadık, biz de söz hakkı istiyoruz” diyerek evrensel sorunların çözülmesi bir yana Türkiye’nin bir katkı sunması da mümkün değil.

Bugünlerde bir televizyon programında konuşmasını dikkatle dinlediğim, Türkiye’ye göç ve mülteciler konusunda çalışan bir Başbakan danışmanının dediği gibi, “AB, Türkiye ile işbirliği yapmalıdır”. Evet, çok doğru yapmalıdır ama, zaten Türkiye AB aday ülkesiyken, bu kadar fazla teknik ve pratik konuda onlarca yıldır işbirliği yapılıyorken, her sene AB vatandaşlarının milyarlarca dolar vergisi Türkiye’ye veriliyorken, son dört senedir de Türkiye vatandaşlarının milyarlarca dolar vergisi Suriye’ye insani yardım olarak gidiyorken, bu alanda bir işbirliği yapılmıyorsa ve AB’den teklif bekleniyorsa işte sorun buradadır.

 

(1) Detaylar için bknz. https://europa.eu/eyd2015/en

(2) AB kalkınma ve işbirliği yardımlarının detayı için bknz. EU Aid Explorer, https://euaidexplorer.ec.europa.eu/

(3) https://europa.eu/eyd2015/en/european-union/posts/eurobarometer-survey-citizens-views-development-cooperation-and-aid

Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde doktora çalışmasını sürdürmektedir. Tez araştırma konusu Avrupa Birliği (AB)’nin ve üye ülkelerinin kalkınma ve işbirliği politikalarının analizi üzerinedir. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nde Siyasette Şeffaflık Projesi’nin koordinatörlüğü görevini yürütmektedir. Daha önce İktisadi Kalkınma Vakfı’nda (İKV) AB uzmanı ve İstanbul Politikalar Merkezi’nde (İPM) proje asistanı olarak çalışmıştır. Londra’daki King’s College’dan Avrupa Çalışmaları alanında (2008), Atina Üniversitesi’nden de Güneydoğu Avrupa Çalışmaları üzerine (2009) yüksek lisans dereceleri bulunmaktadır. Sabancı Üniversitesi Toplumsal ve Siyasal Bilimler Lisans Programı mezunudur (2007).

Düşüncenizi Paylaşın