Futbol Sadece Futbol Değildir!

Futbol Sadece Futbol Değildir!

Fado, Fatima, Futbol. 3 kelimenin baş harfinden oluşan 3F: 1926-1974 yılları arasında Portekiz’e hükmeden Salazar diktatörlüğünün sihirli formülü. Fado geçmiş güzel günleri çağrıştıran müziği, Fatima 1917’de Meryem Ananın Portekiz’de bir kasabada 3 çocuk tarafından görüldüğüne dair efsaneyi, futbol ise ekonomik ve siyasi sorunlarla boğuşan bir toplumun spor başarılarıyla avunmasını sembolize ediyor. Erdoğan Türkiye’si birçok açıdan Salazar Portekiz’ini çağrıştırıyor. Biri Bizi Gözetliyor, Esra Erol ile Evlilik, Acun Ilıcalı’nın Survivor gibi televizyon programlarının milyonları ekran başına kilitleyerek uyuttuğu, seçim meydanlarına Kuran-ı Kerim ile çıkmaktan maden facialarının fıtrat, bu facialarda hayatını kaybeden madencilerin şehit olarak nitelendiği; kısaca dinin her türlü siyasi çıkar için kullanıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Ancak AKP rejiminde futbolun, Salazar Portekiz’ine rahmet okutacak cinsten bir rolü var. Gelin bir yıl önce oynanan bir hazırlık maçına yakından bakalım.

26 Temmuz 2014. İstanbul’da Başakşehir Stadyumunun açılışında iki takım karşılaşıyor. Takımlarda forma giyen oyuncular arasında hiç alışık olmadığımız isimler var. Bir takımda dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, oğlu Bilal Erdoğan, futbol federasyonu başkanı Yıldırım Demirören, AKP İstanbul il başkanı Aziz Babuşçu, Başakşehir takımının başkanı ve Emine Erdoğan’ın ağabeyinin damadı Göksel Gümüşdağ, Milli takımın başına getirilmiş ve halen Başakşehir’in teknik direktörlüğünü yapan Abdullah Avcı, gösteri adamı Acun Ilıcalı… Diğer takımdaysa Volkan Babacan, Mehmet Özdilek gibi yeni ve eski futbolcular, Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak gibi isimler var. Cumhurbaşkanlığı seçiminden iki hafta önce yapılan futbol maçı Erdoğan’ın reklam kampanyasına dönüşüyor. Televizyonların canlı olarak yayınladığı maçta Erdoğan tam üç gol atarak “yıldızlaşıyor.” Tabii rakip takımın Erdoğan’ın gol atması için elinden geleni yaptığı, rakip kalecinin kalesini adeta Erdoğan’a açtığının altını çizelim. Ertesi gün yayınlanan iktidara yakın gazeteler Erdoğan’ın futbol gösterisinden ve attığı gollerden övgüyle bahsederken hatır şikesine kimse değinmiyor bile. (Erdoğan’ın gollerine ve her golden sonra yüzündeki müstehzi gülüşe bu linkten bakmanızı tavsiye ederim https://www.youtube.com/watch?v=gc08oH0hL2k)

Sorun işadamlarından televizyon yıldızlarına, futbolculardan teknik direktörlere kadar çok sayıda kişinin seçimler öncesinde Erdoğan’ın imajının cilalanması için seferber olmasıyla sınırlı değil. Maçın oynandığı stat, stadı inşa eden şirket ve o statta maçlarını oynayacak takım bize Türkiye’de kurulan ahbap-çavuş kapitalizmine (crony capitalism) dair çok şey anlatıyor. Eski adıyla İstanbul Büyükşehir Belediyespor (İBB) yeni adıyla Başakşehirspor, taraftarı olmayan bir futbol takımı. 3 futbol takımı Türkiye futbolunu domine eden İstanbul’un belediyesi, amatör futbolu desteklemek yerine neden taraftarı olmayan profesyonel futbol takımına milyonlar harcayarak Süper Ligde mücadele eder? Futbolun milyonlarca dolar sermayenin döndüğü bir endüstri haline geldiğini ve kulübün başkanlığını Erdoğan’ın akrabası Göksel Gümüşdağ’ın yaptığını söylemek yeterli bir cevap olacaktır sanırım.

İBB yıllardır maçlarını İstanbul Olimpiyat Stadyumunda sayıları yüz kişiyi bile bulmayan taraftarı önünde oynuyordu. İBB bir yandan sansasyonel transferler yaparken, diğer yandan da 2009’da Taner Gülleri gibi sakatlanıp sahalara dönemeyeceği konuşulan bir futbolcuyu yıllık 1.6 milyon lirayı renklerine katmaktan çekinmiyordu. Taner Gülleri’nin 2 sezonda kaç dakika forma giydiğini de yazalım: toplam sadece 45 dakika. Takımın taraftarsız hali birkaç kişinin ilgisini çekmiş olacak ki bu kişiler Boz Baykuşlar adıyla maçlara giderek “İBB’nin seyircisiz oynama cezası ne zaman bitecek,” “Bize her yer deplasman” yazılı pankartlarla kulüple dalga geçerek medyada yer bulmuşlardı.

İBB yöneticileri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve AKP iktidarı 80 bin kişilik İstanbul Olimpiyat Stadyumunun taraftarı olmayan takıma yetmediğine karar vermiş olacaklar ki sadece birkaç kilometre öteye vatandaşlardan toplanan vergilerle yeni bir stadyum inşa etmeye karar verdiler. Bunun için açılan ihaleyi Kalyon ve ASL İnşaat ortaklığı kazandı. AKP iktidarı vergilerimizden 135 milyon lira ödeyerek stadyumu bu şirketlere inşa ettirdi. Kalyon İnşaat’ın kurucusu Hasan Kalyoncu ve bugünkü başkanı Cemal Kalyoncu’nun Erdoğan ile dostlukları geçmişe dayanıyor. Şirket 3. Havaalanı, Taksim Yayalaştırma projesi, metrobüs hattı gibi çok sayıda kamu ihalesini kazanmasıyla dikkat çekiyor. Dahası Taksim Gezi Parkına inşa edilmesi planlanan AVM’nin de Kalyon İnşaata verileceği yönünde basında haberler çıkmıştı. Şirket 2013 yılında Sabah-ATV grubunu satın alarak AKP yanlısı medyanın amiral gemisinin dümenine geçti. İhaleyi kazanan diğer şirket ASL inşaatın ortaklarından biri AKP Rize eski milletvekili Abdülkadir Kart. Kart Erdoğan’ın Keçiören’de dairesinin yer aldığı apartmanda oturuyordu. ASL inşaatın adı 17 Aralık dosyasında Türgev için inşa edilen yurtta yapılan yolsuzluklara dair iddialarda yer almıştı.

Stadyumun inşa edilmesi sürecinde İBB’nin ismi Başakşehirspor olarak değiştirildi. En son teknolojiyle 135 milyon liraya mal olan 17 bin 300 seyirci kapasiteli stadyumda Başakşehirspor geçtiğimiz sezon maçlarını ortalama 2700 seyirciye oynadı. Bu rakamın büyük bölümünün deplasman takımlarının seyircisi olduğunun altını çizelim. Başakşehirspor AKP döneminde kurulan ahbap-çavuş kapitalizminin futbol, inşaat ve medya sektörlerini içeren bir modeli ve benzer örnekler artmakta. Erdoğan’ın doğup büyüdüğü mahallenin takımı Kasımpaşaspor 1964 yılında ikinci lige düşmüş ve o tarihten 2007 yılında kadar 43 yıl amatör ve alt liglerde yer almıştı. AKP’nin iktidara gelişiyle Erdoğan’ın mahallesinin takımı Kasımpaşaspor 2004-2007 arasında 3 yılda 3. Ligden Süper Lige çıkma “başarısını” gösterdi. 2011 yılında Kasımpaşaspor’u enerji, medya ve turizm alanlarında faaliyet gösteren Ciner grubu satın aldı. Hali hazırda kulübün yönetim kurulu başkanlığını Turgay Ciner yapıyor. Benzer bir örnek bu sezon Süper Ligde mücadele eden Osmanlıspor. Osmanlıspor’un onursal başkanı 1994’ten bu yana Ankara Belediye Başkanlığını yürüten Melih Gökçek.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Milliyet gazetesini satın alan ve iktidar yanlısı yayın politikasını benimseten Demirören Grubu’nun başındaki isimlerden Yıldırım Demirören’in Futbol Federasyonu başkanlığına gelmesi, şike iddialarının son yıllarda ortalığa saçılması, Erdoğan başta olmak üzere siyasetçilerin kulüplerin yönetimlerine müdahil olmaları, Süper Lig maçlarını yayınlayan Digitürk’ün iktidar partisinin yakın ilişkiler kurduğu Katar medya grubuna satılması. Tüm bunların neticesini merak mı ediyorsunuz? Onu da yazalım. En azından Salazar döneminde Portekiz Milli takımı ve Benfica başta olmak üzere futbol takımları dünyada fırtınalar estiriyordu. Türkiye ise futbolda adeta yerlerde sürünüyor. AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002 seçimlerinden birkaç ay önce Dünya Kupasında üçüncü olan Milli Futbol Takımı, son yıllarda bırakın şampiyonalara katılmayı daha elemelerde havlu atıyor. Türkiye 2002’de FIFA’nın dünya sıralamasında 9’uncuydu, bugün İran, Tunus, Arnavutluk gibi ülkelerin arkasından 45’inci sırada. Futbol sadece futbol değildir. Türkiye son yıllarda dış politikadan basın özgürlüğüne birçok alanda küme düşüyor. Liyakatin değil de partiye ve lidere sadakatin geçerli olduğu bir siyasi rejimde başka bir ihtimal mümkün mü?

Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yardımcı Doçent olarak görev yapmaktadır. Yale Üniversitesi Yayınları’ndan 2012 yılında çıkan From the Abode of Islam to the Turkish Vatan: Making of a National Homeland in Turkey kitabınn yazarıdır. New York Times, Huffington Post, Al Jazeera, Hurriyet Daily News, Open Democracy gibi uluslararası basın kuruluşlarında yazıları yayımlanmıştır.

2 Yorum

  1. Yazınızın ana fikrine tamamen katılıyorum. Sadece konuya teğet küçük bir detaya dikkat çekeceğim.

    Portekiz milli futbol takımının Salazar zamanında dünyada fırtınalar estirdiği doğru değil. Portekiz Dünya Kupalarına bu dönem içinde sadece bir kez, 1966 yılında, katılabildi. Onda da Dünya Üçüncüsü oldu. Bunun dışında ne Avrupa Şampiyonalarında ne de Dünya Kupası’nda hiç bir başarıları yok. Dediğim gibi elemeleri geçip Dünya Kupası’na ve Avrupa Şampiyomasına katılamadılar bile bir kere hariç.

    Bununla beraber Benfica’nın 1961 ve 1962’de arka arkaya Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasını kazandığı doğru, onu da ekleyeyim.

Düşüncenizi Paylaşın