Yeni Türkiye’nin Kaosu: İç Savaş ile Erken Seçim

Yeni Türkiye’nin Kaosu: İç Savaş ile Erken Seçim

Kötü bir dönem içinden geçtiğimiz kesin. Suruç’ta 33 vatandaşımızı kaybettiğimiz intihar saldırısından sonra ülke belki de dönüşü olmayacak bir dönemin içine girdi. Çözüm sürecinin tamamen rafa kaldırılması, büyükşehirlerde terörün hortlaması ile IŞİD hedeflerine aynı anda saldırı başlatılması – ya da saldırı başlatıldığının iddia edilmesi – siyasetimizin içine sokulduğu çıkışsızlık ortamı insana iyi günlerin uzakta olduğu hissini de veriyor. Bugüne kadar 50’ye yakın güvenlik görevlisi PKK tarafından öldürüldü; Varto’da yaşananlar ise bu sayının daha da artacağının da bir işareti gibi. Son bir ayda yaşananlara koalisyon görüşmesi oyalaması da eklenince, siyasetin bu girdabı çözebileceğini de söylemek zor.

Oysa 7 Haziran’da, AKP’nin güç kaybıyla beraber yani yüzde 60’lık bir karşı çıkışın etkisiyle bir umut dalgası muhalif olan her kesimi sarmıştı. Aynı umut dalgasını, Cumhurbaşkanı başdanışmanlarından Prof. Dr. Burhan Kuzu “ülke kaosu seçti” diyerek yorumlayacaktı. Yeni Türkiye’nin dillere pelesenk “milli irade” kavramına belki ilk resmi kaynaktan karşı çıkış olarak yorumlamak mümkündü. HDP’nin barajı geçmesi ve MHP ile eşit sayıda vekile sahip olması, hem MHP hem de AKP’yi HDP’ye karşıt pozisyonlarını konumlandırmaya devam edecekti. Çözüm süreci “seni başkan yaptırmayacağız” söylemi ile siyasi söylemle “buzdolabında” tutulacaktı. CHP ile hükümeti kurma görevi verilen AKP heyetinin görüşmeleri çıkmaz sokaklarda son bulacaktı. Ülke 1,5 ayda umut dalgasından bir kaos ortamına, siyasetin bilerek sokulan açmazlarıyla sokulacaktı. İşin garip tarafı, bütün bu gelişmeleri veya olacakları bir sızıntı hesabından ya da aktrollerin siyasi pozisyonundan öğrenmenin mümkün olmasıydı!

Geçtiğimiz hafta, koalisyon görüşmeleri yerini erken seçim tartışmalarına bıraktı. Muhtemelen kasım ayında bir erken seçime doğru bir yol uzuyor. Partilerde AKP’nin 3 dönemlikleri partiye dönme hazırlığında, CHP’nin ön seçim yapıp yapmayacağı belirsiz, HDP’de aralarında eşbaşkanları Selahattin Demirtaş’ın da olduğu 2 dönemliklerin yeniden aday olup olmayacağı belirsiz. Tüm bu belirsizlik ortamını, yine AKP’nin bakanlarından oluşan bir “geçiş hükümetiyle” yaşıyor olmamız siyaset denkleminin en ağır yanlarından biri. Birbirini tamamlıyor aslında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Davutoğlu’na hükümet kurma görevini geç vermesi, koalisyonun bir türlü kurulamaması, olağanüstü bir savaş hükümetinin kurulmuş olması ile Erdoğan’ın “Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir” açıklaması birbiri üzerine konunca ortaya çıkan tablonun ülkeyi bir iç savaşa doğru itelemeye çalıştığının da işareti. Makul bir siyasi akıl, ülkedeki iç savaşa dönecek bu durumu körüklemek yerine çözüm getirecek önerileri siyasetin önüne koyabilirdi.

Yeni Türkiye söylemi, “demokratik, müreffeh ve öncü ülke” ilkelerine dayanıyordu. Yeni Türkiye, askeri vesayete karşı demokrasi mücadelesi, demokratikleşme paketleri ile çözüm süreciyle inşa ediliyordu. Kısa vadede altı çürümüş bu girişimler, 7 Haziran’dan sonra bir savaş hükümetine doğru ilerledi. Bugün, muhalif siyasetin sesinin kısıldığı ve etki alanının kalmadığı bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde, bizlere düşen, her türlü savaş çığırtkanlığına karşı sağduyu ve anti – demokratik girişimlere karşı demokrasi mücadelesi vermektir. Bu ülkenin insana değer veren vatandaşları olarak elimizden gelecek olan ve siyaset diline hâkim olmasını umduğumuz ton bu olabilir.

Bu satırları yazarken #savasyoktemizlikyapıyoruz etiketi sosyal medyada yayılmaya başladı. Yeni Türkiye’nin siyasi söylemlerinden biri de bu işte.

Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde ders vermekte ve doktora çalışmasını “1950 - 1960 Türkiye siyasetinin karikatürler üzerinden siyasi ve kültürel anatomisi” başlığı altında ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümü’nde sürdürmektedir. 2012-2014 yılları arasında Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nda (TEPAV) görev almıştır. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Yönetim Kurulu Üyesidir.

Düşüncenizi Paylaşın