Siyaset Üstü Bir Hedef Olarak Barış

Siyaset Üstü Bir Hedef Olarak Barış

PKK ile çatışmaların tekrar başlamasıyla yaşananları “üst akıl ve lobiler” ile açıklamaya çalışanlar dışında, Türkiye’de büyük bir kesim çatışmaları seçimlere yönelik siyasi hesaplar ile yakından ilgili olduğunu düşünüyor. Daha önce müzakereleri destekleyen “üstakıl ve lobiler” kesimi ile, müzakereleri kesinlikle reddeden milliyetçi-muhafazakar kesimler çözümün tek yolunun PKK’nın tek taraflı silah bırakması olduğunda bugün hem fikir. Bu iki kesimin bir iki hafta içinde ortak paydada buluşabilmiş olması da yine birçok yorumcu tarafından seçime yönelik siyasi hesaplar olabileceği şeklinde yorumlanıyor. Bu yazının amacı ise yaşananları yorumlamaktan öte, teknik bir perspektiften barış inşası ve silah bırakmanın sağlıklı ve sürdürülebilir olarak hayata geçirilmesi için gerekli olan koşullara dikkat çekmek.

Siyaset Üstü Süreç:

Travmatik iç çatışmaların yaşandığı ülkelerde barışa giden yol kırılgan bir süreç olarak görülmelidir. Zaten kırılgan olan bu yolda en temel konu, barışın siyaset üstü bir ulusal hedef olarak kabul edilebilmesidir. Siyaset üstü ile sözü edilen, sürecin çatışan taraflar arasında açık müzakerlere olanacak sağlayacak ve herhangi bir siyasi partinin ya da liderin tekeline bırakılmayacak şekilde planlanması ve yürütülmesidir. Ülkemizde barış sürecinin siyasallaştırılması ve neredeyse bir kişinin (ve onun etrafında kümelenen siyasi-ekonomik kaynakların paylaşımı sisteminin) devamlılığı üzerine kurulmuş gibi bir görüntü var. Barış görüşmelerini başlatmak siyasi riskleri yanında getirir, ve doğal olarak böyle bir riski alan her siyasi hareket kendisine bir çıkar sağlamak ister. Ancak, çözümü sadece bir kişinin mutlak liderliği ile elde edilebileceğini, aksi taktirde tek seçeneğin çatışma olduğuna ısrar eden bir siyasi tavrın kalıcı barış getirebileceğini söylemek zor. Bu duruşun devletin istihbarat ve güvenlik güçlerini kullanarak ve kendine bağımlı bir medya gücü ile topluma dayatılmaya çalışılması da zaten kırılgan olan bir süreci yönetilemez hale getirmesi kaçınılmaz oluyor. Kısacası ancak bu yaklaşım terk edilirse ve çözümün siyaset üstü bir hedef olarak ortaya konulmasıyla toplumun geneli tarafından kabul görecek sürdürülebilir bir süreç başlatılabilir. Peki böylesine travmatik bir çatışmada çözüm süreci toplumun geneli tarafından nasıl kabul edilir?

Doğru İletişim

Yukarıda sözü edilen siyaset üstü ve geniş kitlelerin desteklediği bir süreç için doğru bir iletişim stratejisi gerekiyor. İletişim, bir siyasi partinin kendi mesajını devlet kaynakları ve medya gücüyle topluma kabul ettirmeye çalışmasıyla değil, toplumu – özellikle çatışmadan etkilenen insanları – dinleyebildiği ve alınan mesajları sürece uygulanabilir projeler olarak aktarabildiği seviyede etkili olur. Türkiye’de çözüm sürecinde iletişim alanında gözle görülür tek girişim akil insanlar heyetiydi. Ancak, iktidara yakın ya da iktidarı eleştiremeyen isimlerden oluşan bu gibi heyetler ile sürece toplumsal desteği sağlamanın mümkün olmasını beklememek lazım. Nitekim akil insanlar heyetinin de bu nedenle yanlış yönetilmiş ve etkisiz kalmış bir girişim olarak tarihe geçti. Toplumsal destek için öncelikle çatışmadan etkilenen bireyleri ve toplulukları tartışmanın merkezine almak gerekiyor. Bu noktada, süreci yönetenlerin geçmişte dolaylı ya da direk müzakere ettikleri bir örgüte bugün hergün televizyonda katil demesi, ve yine geçmişte barış süreci çerçevesinde görüşmeler yaptığı siyasi bir harekete terör destekçisi muamelesi yapması, toplumsal destek üzerinde olumlu bir etkisi olmayacağı aşikar. Bu nedenle siyasi çıkarlar uğruna siyaset üstü bir hedef olan barışı tehlikeye atacak söylemlerin de bir an önce durması gerekiyor.

Müzakereler, Barış Antlaşması ve Silah Bırakma

Geçtiğimiz haftalarda özel bir televizyon kanalında bir milletvekili kendinden son derece emin bir şekilde barış antlaşmalarının sadece iki egemen devlet arasında olabileceğini ve tek çözümün PKK’nın koşulsuz silah bırakması olduğunu söylemişti. Buna benzer ifadeler iktidar ve iktidara yakın kesimler tarafından son günlerde daha çok dile getirilmeye başlandı. En basit haliyle, bu ve benzeri ifadelerin gerçekleri çarpıttığını söyleyebiliriz. Dünyada egemen bir devlet ile silahlı grupların imzaladığı sayısı antlaşma ve protokol var. Örneğin geçtiğimiz Mayıs ayında iki Afrika ülkesinde (Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti) barış antlaşmaları imazalandı. Sözü edilen açıklamaları yapanlar bu antlaşmalara kimlerin hangi seviyede imza attığını ve bu belgelerin ne gibi konuları kapsadığına bakabilirler. Filipinler’deki çatışmanın çözümünde Filipinler hükümeti ve Moro İslami Kurtuluş Cephesi arasında devam eden barış görüşmelerini izlemek ile görevli uluslararası temas grubunda yer alan Türkiye devletinin benzer müzakereler ve barış süreçlerinden en azından haberdar olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Barış antlaşması esasen müzakereler sonrası çatışan taraflarca ulaşılan bir yol haritasıdır. Bu harita üzerinde anlaşılan her konuyu tartışır, ve alınan kararların uygulanması için belirli maddeler içerir. Örneğin, özerk yönetim, güç paylaşımı, silah bırakma, çatışmaya katılanların (vatandaşlar ve yabancı savaşçılar) hangi süreçlerden geçeceği, yerlerinden edilen bireyler, topluma geri dönüş koşulları, hangi uluslararası örgütlerin sürece dahil olacağı, hakikat komisyonları, vb. konular bu belgelerde detaylı şekilde ele alınır. Müzakereler ise gizlilikten çok ihtiyatlı bir şekilde yönetilir, toplumun süreci takip etmesine olanak tanınırsa etkili olabilir. Kamuoyunda Oslo görüşmeleri olarak bilinen görüşmeler bu perspektiften değerlendirildiğinde doğru, ancak yanlış yönetilmesi bakımından başarısız bir adım olarak görülebilir.

Silah bırakma ise sözü edilen yol haritasının bir projesidir. Taraflar arasında yapılan görüşmelerde silah bırakmanın koşulları ve kimlerin bu projeye dahil olacağı gibi konular üzerinde anlaşıldıktan sonra silahsızlanma denilen süreç başlar. Bu süreç esasen bir silahlı örgütün demobilizasyonu, yani lağvedilmesidir. Bu programlara devletin silahlandırdığı grupların da (örneğin köy korucuları) dahil edilmesi önerilebilir. Süreç bölgesel sosyo-ekonomik kalkınma programları çerçevesinde yürütülebilir ve farklı toplum grupları arasıda sosyal uzlaşıyı destekleyen bir model üzerinden uygulanabilir. Kısacası, barış süreci bir örgütün silahı bırakmasını sağlamak kadar, çatışmadan etkilenen bireylerin, ailelerin ve toplulukların travmaya atlatmarı ve sosyal ve ekomonik olarak iyileşmeleri için atılan adımlar olarak görülmelidir.

Barış Hala Mümkün mü?

2005’te ilk adımları atılan ve 2009’da resmi olarak başlatılan çözüm sürecinin Türkiye tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olduğunu ve toplumun büyük bir kısmı tarafından desteklendiğini biliyoruz. Ancak bu sürecin iyi yönetilemediği ve hatalardan ders alınmadığı da bugün (belirli bir kesim dışında) kabul edilmiş durumda. Aniden bozulan çatışmasızlık siyasilleştirilmiş ve tek bir siyasi hareketin tekeline bırakılmış bir sürecin taşıdığın riskleri topluma gösterdi. Bugün askeri seçenek olarak adlandırılan ve toplumun genelinde siyasi hesaplara dayandığına dair bir kanı yaratmış olan yaklaşım ile çözüme ulaşmak mümkün görünmüyor. Seçimlerden sonra oluşabilecek toplumu daha geniş temsil eden bir meclis ve yeni bir hükümetle, Türkiye’nin barışı siyaset üstü bir hedef olarak konumlandırabilmesi mümkün. Yeni bir yol haritası üzerinde silah bırakma gibi teknik konuların, yani projelerın, sağlıklı bir biçimde hayata geçmesi ve yönetilmesi de mümkün olacaktır.

Murat Onur kırılgan ve çatışmalardan etkilenen ülkelerde sosyal kalkınma alanında çalışmaktadır. Güney Sudan, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Ruanda, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Mali gibi ülkelerde barış-inşası ve silahsızlanma, demobilizasyon ve topluma kazandırma projelerinde çalışmıştır. Uzmanlık alanı çatışmadan etkilenen toplumlarda silahsızlanma, yetişkin ve çocuk askerlerin rehabilitasyonu, ve sosyal uzlaşmadır. Türkiye’de Bilkent Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkilker alanında lisans, ABD’de George Washington Üniversitesi’nden Güvenlik ve Kalkınma üzerine yüksek lisans dereceleri vardır.

Düşüncenizi Paylaşın