İrkildim Uyandım, Bir Daha Uyuyamadım

İrkildim Uyandım, Bir Daha Uyuyamadım

Postal Sesleriyle Uyandım.

Boğazdan Kan Akıyordu,

İrin Akıyordu.

İrkildim

Uyandım

Bir Daha Uyuyamadım

Sevgili Ressam Muzaffer Akyol’un 2015 İş Bankası Kibele Sanat Galerisinde gerçekleştirdiği sergisi sonrasında İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan “Muzaffer Akyol Retrospektif” kitabının giriş yazısından alıntıladığım yukarıdaki şiir, Türkiye’nin son dönemde içinde bulunduğu sosyolojik durumu oldukça güzel özetlemektedir. Askeri vesayetten sivil vesayete doğru ülke ayarlarının hızla değiştirilmesini maalesef yaşamaktayız!

1980 ihtilalini bizzat yaşayan 1970 ve öncesi doğumlu kuşak içerisinden geldiğim için belki bugün içinden geçtiğimiz sıkıntılı durum bizler için çok da yeni bir görünüm yaratmıyor olabilir. Fakat Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren tek parti yönetimi altında geçirilen 23 yılın ertesinde, 1946 sonrasında çok partili siyasi yaşama adım atan Türkiye’nin malum siyasi tarihinde her on yılda bir gerçekleşen askeri darbeler ile demokratik yönetim esasları ve toplumsal katmanlardaki özgürlük ihtiyacındaki ortak yaşam mücadeleleri oldukça ciddi yaralar almıştır. Kemalist ve Laik anlayışın hakim olduğu Atatürk sonrası tek partili siyasi yaşam anlayışı, çok partili siyasi dönemin içerisinde büyük ölçüde asker hakimiyetinin siyasi parti kararları içerisine nüfuz etmesi suretiyle sıkıntılı bir şekilde ilerleyebilmiştir. Adnan Menderes, Süleyman Demirel ve Turgut Özal ile merkez sağ’da konsolide edilerek ilerleyen “Muhafazakar Milliyetçi, Serbest Piyasa Ekonomisi ve Devlet Kapitalizmi” işbirliği hatırlanacağı üzere Turgut Özal’ın meşhur 4 eğilimi bir araya getirdiğini ifade eden iki avucunu bir araya başının üzerinde sallayarak toplumun bir kesiminde karşılık bulmuştur.

Turgut Özal’ın vefatının akabininde merkez sağ ve merkez sol partiler ile birlikte milliyetçi muhafazakar partinin koalisyonu ile yitip boşa kürek sallanan 1990’lı yıllarda Türkiye’nin ortalama büyümesi %3.4 seviyesinin üzerine çıkmayı başaramamıştı. (Son 3 yıl büyüme ortalaması %3.2) Çoğulcu Türk Siyasi yaşamı içerisinde Kemalist, Laik, Muhafazakar, Milliyetçi kesimlerin tek başına veya koalisyonlar ile bir araya gelerek toplumun ilgili katmanlarının TBMM çatısı altında temsiliyetinin gerçekleşmesinin ardından 2000’li yıllara kadar toplum nezdinde mağdur edildiği, dışlandığı ifade edilen Muhafazakar Dindar kesimi temsil eden Milli Görüş çizgisindeki anlayış Erbakan’ın yaşamının son yıllarında çizginin kapsama alanını genişletmek suretiyle Erdoğan tarafından son 13 yıldır Türkiye’de tek başına temsiliyet başarısı ile artık geride bırakılmış bulunmaktadır. Bu noktada toplum içerisinde yer aldığı mevcudiyetin (15 milyon vatandaş) koalisyon ortağı şeklinde temsiliyet fırsatının henüz gerçekleşemediği Kürt Vatandaşlarımızın tercihleri tam olarak 7 Haziran 2015 seçimlerinde vuku bulmuştur. (Seçim hükümeti içerisinde ancak temsil edilebilecektir.) Kısaca izah etmeye çalıştığım Türk Siyasi yaşam evresi içerisinde 7 Haziran seçimine kadar toplum kesimleri içerisinde hiçbir katman kendilerini temsil eden fikirlerin TBMM nezdinde karşılık bulmadığını, kendilerinin yoğun olarak mağdur edildiği fikrine dayanarak toplumsal çatışmayı körükleme hakkına artık sahip değildir.

7 Haziran seçim sonuçlarının %93 seviyesinde temsil sonucu ile meclis içerisine Türk, Kürk, Laik, Muhafazakar tüm kesimleri kapsayıcı bir şekilde buluşturmuş olması Türk Demokrasinin toplum içindeki 55 Milyona yakın seçmen nezdinde sağduyulu bir şekilde karşılık bulduğunun önemli bir göstergesi olmuştur. Türkiye’nin Doğu Coğrafyası içerisinde on yıllardır gözlemleyemediğimiz çoğulcu demokratik seçim ve eylemlerin Türkiye’de Batı Standartlarında henüz uygulanamıyor olmasına rağmen, Doğu toplumlarının çok ilerisinde olması Cumhuriyetin bizlere getirdiği en önemli kazanımdır. Seçim sonuçlarının iktidar temsilcisinden başlayarak her bir siyasi parti liderine ortak ülke idealleri uğruna şahsi menfaatlerinizden sıyrılarak uzlaşın ve birlikte medeni ölçülerde müzakere etmek suretiyle Türkiye’yi tek parti iktidarından bir çok Batı ülkesinde olduğu gibi Koalisyon ile yönetilebileceğini Türk Halkına ve tüm Dünya’ya göstermelisiniz mesajının verildiği seçim sonuçlarında iktidar partisi başta olmak üzere milliyetçi muhafazakar partinin uzlaşmaz tavırları ile birlikte hiç olmaması gereken Erken Seçim kararının alınması ile Türkiye’ye zaman kaybettirilmektedir!

Siyaset toplum yararına ülkenin daha iyi bir şekilde yönetilebilmesi için siyasetçiler tarafından özveri, kişisel hırs ve egolardan sıyrılarak dürüstçe yapılabilecek toplum tarafından geçici bir süre için verilen emanet bir görevdir. Toplum tarafından verilen emanet ulvi bu göreve ihanet ederek koltuğu bırakmamak adına yapılan tüm gayri ahlaki eylem ve kararlar yine toplum tarafından sağduyulu bir şekilde cezalandırılması gerektiği açıktır. Toplum kendisi için irrasyonel karar alan siyasetçileri sonsuza kadar başında tutmasına güvenmek Demokratik Sistem kural ve teamüllerinin uygulanmadığı anlamına gelir ki, o aşamada toplumsal ayrılıklar ve çatışmacı anlayışlar çok daha kolaylıkla kontrolden çıkarak ülkeyi içinden çıkılması zor durumlar ile karşı karşıya bırakabilir.

2001 krizinin ardından Merkez Sağ’da konsolide olan toplumsal temsiliyet gücü, artan siyasi baskılar, temel hak ve hürriyetlerde yaşanan kesintiler, Adalete olan İnanç anlayışının toplum içinde kaybolması ve yozlaşması, Uluslararası Hukuk normlarından uzaklaşılarak keyfi kararlar ile ülkenin yap boz bir şekilde yönetilmeye çalışılması gibi bir çok siyasi eylemler toplum içerisindeki kutuplaşmayı belirgin ölçüde yükseltmiş bulunmaktadır. Haziran seçimi öncesinde iktidar partisi ile diğer tüm partiler arasında kutuplaşma kuzey-güney kadar belirgin bir karşı çizgiye oturmuş durumdaydı. Futbol takımı tutar gibi kemikleşmiş partiler içerisindeki oy tabanlarının, kendi içlerinde konsolide olmasının ardından yapılan bir takım siyasi mühendislik hamlelerinin 1 Kasım Erken Seçiminde oy tabanları üzerinde belirgin bir farklılık yaratmayacağını düşündürmektedir.

Bu nedenle alınan erken seçim kararı öncesinde 7 Haziran seçim sonuçlarına başta iktidar partisi olmak üzere tüm siyasi parti liderleri ve temsilcilerinin saygı duyması gerektiği kanaatindeyim. 1 Kasım 2015 Erken Seçimi ile +/-1-%2 seviyelerinde değişebilecek olan parti oyları ile Türkiye’ye başta terör olmak üzere ekonomik, sosyolojik ve psikolojik alanlarda tahribat yaratılmakta olunması karar alan siyasilerin sorumluluk hanelerine yazacak olumsuz sonuçlar olacaktır. Demokrasiye şayet inanıyorsak, farklılıklarımızın bulunduğunu bilerek bu topraklarda Özgürce, Adilce birbirimize güvenerek yaşamak istiyorsak mevcut çatışmadan siyasi çıkar ne elde edebilirim fikrinden bir an önce sıyrılmak gerekmektedir.

Ülkenin geçtiğimiz 2 ay içerisinde yaşadığı terör belasının getirdiği koşullar 3 yıldır Çözüm Süreci içerisinde Güneydoğu ve Doğu Anadolu illeri başta olmak üzere Barış ve Özgürlük ortamını soluyan kadim ülke insanları başta olmak üzere tüm Türk Halkına karşı yapılan büyük bir ihanet olmaktadır. Barış ve Özgürlük temel hak ve özgürlükler olarak saygı duyulması gereken en yüce değerlerdir. Geçtiğimiz 3 yıl içerisinde bölge illerinin bir çoğunu gezme, ortak tarihimizi bizzat yaşama, bölge insanları ile sohbet ederek günlerce bir arada olabilmiş bir kişi olarak son iki aydır yaşanan olağanüstü hal koşullarından oldukça üzüntü duyduğumuz ifade etmek isterim.

Erken seçime kadar geçecek önümüzde 2 aylık kritik bir süreç bulunmaktadır. Demirel’in de zaman zaman söylediği gibi Türk Siyasetinde bazen 24 saat bile çok uzun zamandır. Dolayısıyla erken seçime kadar geçecek 2 aylık zaman diliminde artık silahların sustuğu, Barış ve Özgürlük söylemlerinin tekrar devlet ve toplum nezdinde karşılık bulduğu bir şekilde geçmesi en büyük arzumdur. İçinden geçtiğimiz kaotik ortamı bu ülke insanları hiç ama hiç hak etmiyor.

Son Söz: İnsanı hayatta 3 büyük kusur yok eder.

Ego, Hırs ve Açgözlülük…

AZ Notus Portföy Yönetimi A.Ş. Yönetici Ortağı olarak profesyonel yaşamını sürdürmektedir. 2006-2011 yılları arasında İş Yatırım Risk Yönetimi Müdürü olarak görevde bulunmuştur. 2007 yılında Türkiye’nin ilk serbest yatırım fonunun ihraç, risk ölçüm ve yönetim esasları, portföy risk limitlemeleri, risk raporlama ve izleme çalışmalarında aktif olarak yer almıştır. Doktora çalışmasını Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü’nde tamamlamış, 2008 yılında Muhasebe-Finans Ana Bilim Dalında Doçentliğe hak kazanmıştır. 2002 yılından itibaren özel üniversitelerin lisans ve yüksek lisans öğrencilerine yönelik olarak ilgili konularda verdiği eğitimler ile akademik çalışmalarına devam etmektedir.

1 Yorum

  1. Ayten Aydin says:

    Sayin Bolgun’un yaziyi takdimi ve de bitirisi, icinde bulundugumuz durumu etiyle, kemigiyle ve ruhuyla ve de butun benligi ile cok iyi kavramis birisi oldugunu gosteriyor. Her Turkiye vatandasinin onun resmettigi sahneden etkilenmesi ve yaziyi bitirisinde soyledigi su uc soze yani “Ego, Hırs ve Açgözlülük…” e esir olmamasinin bu turbulansli akimdan yegane kurtulma yolu olabilecegini ima etmesini cok zamanli ve yerinde buldum. Tamamen katiliyorum. Sanirim bundan alinacak ders: hem butun vatandaslarin ve hem de butun onlari temsil eden milletvekillerinin tek degil cok sesli bir parlamento yaratilimina katilmalari gerektigini hatirlayalim. Secim icin kurulacak gecici hukumetin ilk isi ve de hem vatandaslik ve hem de insanlik odevi bu kisa devrede konulari dagitmayip secim icin gerekli yuzdeyi % 5 lerin altina dusurulmesi ve medeni bir sekilde birlikte yasamayi ogretecek bir cok sesli meclis yaratilmasini savunmalari beklenir. Aksi halde bir nevi agalik ve padisahlik geri gelir ki bu da insanliga bir geri gidis ornegi vermek olur ve de kisisel mutluluklar onlenir. Farkinda olarak veya olmayarak bu durumu destekleyenler olabilir bu yuzden ve buna ragmen de cok sesli bir koalisyon ile cesitliikten kolay yikilamiyacak bir birlik-orkestra yaratma yolunu secmeliyiz. Bu da Evren’in ve Doga’nin da kanunudur. Bunu bilen ve bilmeyenle birlikte Hatirlayalim.

Düşüncenizi Paylaşın