Erdoğan’ın Cici Rejimi

Erdoğan’ın Cici Rejimi

AKP’nin önce Gezi ardından 17-25 Aralık yolsuzluk iddialarına ilişkin operasyonlarını yok saymak için önce demokrasi, sonra hukuku askıya alma sürecinde yeni bir evreye geldik.

Bir süre önce parlamenter sistemi bekleme odasına aldığını ifade eden Erdoğan bir adım ileri daha gitti. Rize’de yaptığı konuşmada bekleme odasına aldığı sistemin değiştiğini ilan etti. Erdoğan; “İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir”. ifadelerini kullanarak sisteme meydan okumaya devam etti.

ERDOĞAN’IN SÜRREEL HAYALİ

Erdoğan bu konuşmasıyla kendince ‘meşru’ gördüğünün ‘yasal’ hale gelmesini istiyor. Halk oyu ile seçilmiş olmayı muktedir olmak için yeterli saymakta ve durumunun “meşru” ama “yasal” olmadığını ima etmektedir. Bu haliyle Erdoğan bir sürreel hayalin peşindedir.

Peki Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı meşru mudur?

Bu meşruiyet, yasallık için yeterli midir?

Anayasal değişiklik ile Cumhurbaşkanını halkın seçmesi bir sistemin tek başına değişmesi için yeterli midir?

HERŞEYİ YÖNETMEK İSTİYOR

Erdoğan’ın halk tarafından seçilmiş olması sistemin değişmesi için tek başına yeterli değildir. Hatta Erdoğan seçildiğin günden bu yana yürüttüğü Cumhurbaşkanlığı görevi ile sahip olduğu toplumsal meşruiyetin tartışılır hale gelmesine yol açmıştır. Erdoğan, başından bu yana Türkiye’nin değil AKP’lilerin cumhurbaşkanı gibi davranmaktadır.

Erdoğan’ın sistem değişti çıkışı, bireysel hırslarının sonucudur. Bu hırsın arkasında ise ortaya çıkmasından korktukları gerçekler ve örtmek istedikleri vardır.

Bunun için Erdoğan’ın uzun süredir tek hedefi var: Sadece AKP’yi değil ülkeyi tek başına, denetimsiz ve keyfi biçimde yönetmek, tüm anayasal kurumlara hükmetmektir.

Yasama, yürütme ve yargının kendisine ayak bağı olmasını istemektedir. Kendisinin ‘Türk tipi başkanlık’ dediği de budur. Oysa yasal dayanağı evrensel hukuk olan hiç bir modelin Türk tipi olma şansı yoktur.

ERKEN SEÇİM YATIRIMI

Yukarıda ifade ettim. Erdoğan seçildiği 10 Ağustos’tan itibaren tarafsız bir cumhurbaşkanı gibi davranmadı. Daima taraflı oldu ve partili cumhurbaşkanı olarak davrandı. Millet olarak tanımladığı meşruiyet sınırı AKP’lilerle sınırlı kaldı. AKP’liler dışında kalan kimsenin cumhurbaşkanı olmadı. Neredeyse her gün anayasayı ihlal ederek her gün suç işleyerek bunu yaptı.

7 Haziran seçimi, Erdoğan’ın bu sürreel hayaline dur dedi. MHP’nin HDP’yi PKK’nın yanına iten siyasi basiretsizliği, AKP’siz bir Türkiye’nin önünde geçti. Bugün AKP’siz Türkiye’nin siyaseten gerçekleşememesinin tek sorumlusu Devlet Bahçeli’dir.

Erdoğan’ın gerçek olmayan bu çıkışının esas amacı erken seçimdir. Bu açıklama ile hedefi, milletim diye tanımladığı AKP tabanının konsolide etmek ve son dönemde hızlanan oy düşüşünü engellemektir. Bu çıkışla arzulanan var olan ‘AKP ve Ötekiler’ algısını yani kutuplaşmayı erken seçim sürecinde sertleştirmektir.   Erken seçime giderken Erdoğan yeni siyasal kamplaşmalar üreterek var olan kutuplaşmayı derinleştirmek istiyor.

ADI KONULMAMIŞ SİVİL DARBE

Son tahlilde hedefi bu olsa da rejimin değişmediğini kendisi de biliyor. Ama bu konuşma başlı başına suçtur. Siyasal olarak bu açıklama bir tür sivil darbe ilanıdır.

Erdoğan ve AKP’nin bir süredir cemaatle mücadele adı altında sürdürdüğü devleti AKP’lileştirmek, parti devlet eklemlenmesini tamamlamaktır.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi tek başına sistemin değişmezini zorunlu kılmaz. Avrupa’nın pek çok ülkesinden Cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği parlamenter sistemler vardır. Bu açıdan Türkiye’nin sorunu Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi dışında parlamenter sistem içinde Cumhurbaşkanının sahip olduğu olağanüstü yetkilerdir. Halen içinde olduğumuz parlamenter sistem içinde 1982 Anayasası ile tanımlandığı biçimde cumhurbaşkanının görev ve sorumlulukları olması gerekenin üzerindedir.

Bu açıdan yeni anayasa ile yapılması gereken Erdoğan’ın dediği gibi kendince meşru olanı yasal hala getirmek değil, yasal olanı meşru hale getirmektir. Yani Erdoğan’ın partili cumhurbaşkanı olarak felce uğrattığı parlamenter sistemi revize etmek ve güçlendirmektir.

Parlamenter sistem, özünde farklı siyasal partilerin, görüşlerin birbirleri ile konuşup ortak bir gelecek inşa edebilmesinin en güçlü araçlarından birisidir. Bunu tek bir kişinin insafına bırakmak Türkiye’yi adım adım otoriterleşmeye götürmektir. Erdoğan’ın istediği budur. Yani kendi cici rejimi kurmak.

 

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü’nden yüksek lisans derecesi bulunan gazeteci ve yazar, Yeni Şafak gazetesinde editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. Yeni Şafak'tan atıldıktan sonra T24 internet gazetesinde yazdı. 29 Ekim 2014′ye çıkan Millet Gazetesi’nde köşe yazmaya başladı. Millet'e el konulduktan sonra haberdar.com'da yazdı. Başörtüsü-Türban ve Sosyal Demokrat Parti Krizi ve Sol Arayışlar adlı kitapları bulunmaktadır.

Düşüncenizi Paylaşın