Daha İyi Bir Yaşam Mümkün

Daha İyi Bir Yaşam Mümkün

Murathan Mungan ‘’Başkalarının Gecesi’’ şiirinde der ki:

Görünmeyeni görmenin azabı

İçimizde durmadan ödediğimiz

ne ruhumun ay ışığı

ne yırtıcı hayvanlarla güreşen

yorgun bedenim

ihtiyar atlar gibi kapandım içime

yasını tutuyorum sonsuz bir kehanetin

2008 yılından itibaren Türkiye ekonomisi için azap görünmeyeni değil açıkça görünen değişim ve reform ihtiyacının bir türlü siyasi iktidar tarafından kabul edilmemesi oldu. Türkiye ekonomisi için ihtiyaç duyulan bu yeni arayış geçen 7 yıllık süre zarfında Türkiye ekonomisi ile ilgili çalışan akademisyenlere, analistlere, üreticilere adeta kehanetin bir sonsuzluk içerisinde ancak yası tutulabilecek bir olgu gibi gözükürken 7 Haziran seçimleri Yaşanacak bir Türkiye diyerek umudu arttırdı.

Yine aynı şiirinde Murathan Mungan der ki:

Dipteki arayış boş kovan

Başkalarının gecesi bitmedi daha

Bitmeyen geceler, hatta gündüze dönen geceler için siyasi iktidar tarafından dayatılan dipte arayışa bir son verme ihtiyacı var. Artık dipteki arayışı bırakıp ihtiyaç duyulan yeni arayışa adım atma vakti.

Yeni arayışın amacı açık. Daha nitelikli yaşamlar mümkün. Daha nitelikli yaşamlara imkan verecek gelirler elde etmek mümkün. Daha nitelikli gelirleri elde edecek becerileri kazandıran eğitim sisteminin kurulması mümkün. Gençlerinin yarınına yatırım yapan eğitim sistemleri ile eş zamanlı olarak bugün yaşam kalitesini artıran kentleşme ve imar mümkün. Kısacası daha iyi bir gelecek mümkün.

Bu daha iyi geleceğin inşası için Türkiye’nin en temel ihtiyacı bütüncül bir yaklaşımla bir reform paketini ortaya koyabilecek ve ortaya koyduğu bu reform paketini uygulama iradesini gösterebilecek bir siyasi iktidar. Bu bütüncül yaklaşım ekonominin demokrasi ve özgürlüklerden bağımsız olmadığı, hukukun üstün olmadığı yerde yatırımların da olmayacağı, çocuklarına eğitim ile ihtiyaç duydukları becerileri kazandırmayınca yenilikçi üretim faaliyetlerinin olmayacağı gerçeğinin kabulünü gerektiriyor.

Reformların tasarımında böyle bir bütüncül yaklaşım ekonomik refahın artması ve bu refahın tabana yayılmasını mümkün kılacaktır. Böyle bir bütüncül yaklaşım her şeyden önce yapılan işe ve Türkiye ekonomisine yeniden güven duyulmasını sağlayacak ve reform paketinin etkinliğini garanti edecektir.

2004 yılından beri sürekli bir düşme eğiliminde olan tüketici güven endeksi güven duyulacak bir ekonomik reform paketine olan ihtiyacın göstergelerinden yalnızca birisi. Bütüncül yaklaşım gösteren bir reform paketi ile birlikte bu paketin uygulanmasını öncelikli görev edinecek bir siyasi irade gereklidir. Yeni arayış hem yeni fikirler ve bir reform paketi hem de bunu uygulayacak yeni bir siyasi anlayışı da içermeli.

Böyle bir yeni anlayış Türkiye’nin kendisine hedef olarak salt ekonomik büyümeyi değil nitelikli bir büyümeyi ve insanca yaşamı koymasını gerektirir. Ortaya konan hedeflere ulaşmayı sağlayacak reform önerileri ile halkın iradesine başvuran siyasetin de bu hedeflere ulaşıp ulaşılmadığı üzerinden değerlendirilmesi gerekir. Öyle ki, belki de değerlendirme çerçevesinin böylesine değişmesi de yeni bir arayışın bir parçası olarak düşünülebilir.

Böyle bir değerlendirmenin yapılabilmesi için ölçülebilir ve değerlendirilebilir bir hedef koymak gereklidir. O zaman yeni reform paketinin hedefi daha nitelikli hayatlara dair bir ölçüm olan İnsani Gelişmişlik Endeksinde Türkiye’yi şu anda olduğu 69. sıradan ilk 20’ye taşımak olmalıdır.

Bu hedefe ulaşmak için ihtiyaç duyulan reform paketinin ne olması gerektiğine dair arayış için uzağa değil, günlük hayatlarımıza bakmamız yeterli. Veriler de aynı yöne işaret ediyor. Uluslararası demokrasi endekslerinde (Economist Intelligence Unit) Türkiye 98. sırada ve hibrid demokrasi olarak tanımlanıyor; Dünya Hukuk Projesi 2015 verilerine göre Türkiye 80. sırada. OECD ülkeleri arasında Türkiye gelir eşitsizliğinde Şili ve Meksika ile birlikte ilk 3 ülke arasında yer alıyor. Cinsiyet eşitliği ölçüsünde Türkiye dünyada 125. sırada. Kadınların işgücüne katılım oranı Türkiye’den daha yüksek olan 131 ülke mevcut. Gençlerimizi kaybediyoruz, OECD ülkeleri arasında çalışmayan, çalışmadığı halde eğitimde veya stajda olmayan gençlerin oranı en yüksek ülke Türkiye. Uluslararası değerlendirme sınavı PISA’da eğitim alan gençlerimizin durumuna dair tablonun da aynı derecede olumsuz olduğu ortaya çıkıyor. PISA sınavlarında Türkiye ilk 40 ülke arasına giremiyor. OECD’nin ‘Yaratıcılık ve Problem Çözme’ konusunu değerlendirmek için yapılan sınavlarda öğrencilerimizin başarı oranı sadece yüzde 2,2 ile OECD ortalaması olan yüzde 12’nin çok altında. İhracatımızın içerisinde ileri teknolojinin payı yüzde 3 ile sınırlı. İlk 500 küresel marka arasında ise hiç bir markamız yer almıyor. Bu veriler ihtiyaç duyulan reform paketinin neler barındırması gerektiğine dair açık bir tabloyu ortaya koyuyor.

Ataol Behramoğlu’nun dizeleri ile bitirelim.

Bir halkın oğlu olmak, ona ilişkin ne varsa bilmek değil midir?

Anlatabilmeli değil midir, ne varsa yaşadığı, düşlediği?

Yeni bir arayışla biz de bu halkın çocukları olarak yaşadıklarımızı anlatabilmek ve düşlediklerimizi gerçeğe dönüştürerek daha iyi bir yaşama hep birlikte ortak olmak istiyoruz.

 

TBMM 25. Dönem İzmir Milletvekilliği ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevlerini sürdürmektedir. 2010 yılında doçentlik derecesini almış, 2011-2014 yılları arasında Bilkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı, 2013-14 yılları arasında Bilkent Üniversitesi İktisadi ve İdari Sosyal Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı olarak akademik çalışmalarını yürütmüştür. 2011 yılından beri TÜBİTAK Sosyal Bilimler Araştırma Grubu (SOBAG) Danışma Kurulu ile Füsun Sayek Sağlık ve Eğitim Geliştirme Derneği kurucu üyesidir.

Düşüncenizi Paylaşın