CHP: Seçmenlerini Örgütleyemeyen Parti

CHP: Seçmenlerini Örgütleyemeyen Parti

CHP’nin son yıllarda ülkenin temel meseleleriyle ilgili söylem ve politikalarında önemli değişiklikler yaptığı açık. Yine parti içi demokrasinin işleyişi bakımından da atılan adımlar küçümsenmemeli. 7 Haziran seçimlerine giderken milletvekili adaylarının belirlenmesinde önseçim yöntemine başvurulması, bunların en önemlilerindendir.

Türkiye siyasetinde alışkın olmadığımız bir durumla karşı karşıya kaldık: Bir siyasi partinin genel merkezi, önseçim yaparak, kısa vadede belki de “güç” kaybetmesine yol açabilecek bir ilkeyi hayata geçirmeye yöneldi. Elbette önseçim risk demekti. Bazı acemilikler yaşanacaktı. Ama örgüt emekçilerinin güçlenmesine yol açacak her reform, parti yararınadır. Örgüt, önseçim hakkına kıskançlıkla sahip çıkacak, bundan sonra elindekinden geri adım atılmasına izin vermeyecektir.

Gelelim CHP’nin aşmakta zorlandığı meselelere. Bu yazıda ele alacağımız mesele, CHP’nin kendisine oy veren seçmenlerini örgütleyememesi veya harekete geçirememesidir. CHP seçmenlerinin partiye üye yapılmaları elbette önemlidir. Üyelik ilişkisine sıcak bakmayan “parti dostlarına” nasıl ulaşılacağı, hangi yöntemlerle bu seçmenlerin harekete geçirilebileceği üzerine kafa yorulmalıdır. Zira Batı’da gördüğümüz gibi CHP seçmenlerinin bir bölümü de, klasik parti üyeliği ilişkisine sıcak bakmamaktadır. Bu durumda daha gerçekçi modeller oluşturulmasına gayret edilmelidir.

Rakamlar bize ne söylüyor?

CHP 7 Haziran 2015’da 11.5 milyon oy almıştı. Partinin Aralık 2014 tarihinde üye sayısı toplam 1 milyon 100 bine yaklaşmıştı. Bu durumda CHP, kendi seçmenlerinin sadece yüzde 9,5’unu örgütleyebilmiş durumdadır. AK Parti’nin üye sayısının 10 milyon civarında olduğu söyleniyor. Elbette bu sayıda iktidar olmanın avantajları nedeniyle abartılı olabilir. Parti deki temayül yoklamalarına toplam 170 bin partilinin katılmış olması çok şey anlatır. Yine de söz konusu üyelik rakamını veri alıp, AK Parti’nin son seçimde aldığı 18 milyon 867 bin oya oranlarsak, partinin seçmenlerinin yüzde 53’ünü örgütlemeyi başardığı sonucuna ulaşırız. Yüzde 53 karşısında CHP’nin yüzde 9.5’u çok şey anlatıyor. Fazla söze gerek yok…

CHP’nin yeniden uygulamaya soktuğu önseçimlerin sağlıklı işleyebilmesi için, herhangi bir gurubun diğerlerini rahatlıkla saf dışı bırakamayacağı bir sosyolojik çoğulluğa ulaşması gerekiyor. Karmaşık ve değişken ittifaklar kurulma zarureti ve başarılı partililerin ödüllendirilmesine dair artan bilinç, önseçimi daha işlevsel kılacaktır. Bunun da yolu, öncellikle sadık seçmenlerini doğrudan katılım süreçlerine ikna edilmesinden geçiyor.

CHP’nin Aralık 2014 verilerine göre, tüm üyelerinin sadece yüzde 30’u kadınlardan oluşuyor. 1984 doğumlu olanlar temel alındığında partililerin yüzde 12’si 30 yaş altı. Bu rakamlar bile, CHP’nin orta yaş üstü erkeklerin partisi olduğunu göstermeye yeter.

Bundan sonra İstanbul’a dair bazı veriler sunarak, değerlendirmelerimi paylaşacağım:

7 Haziran seçimlerinde CHP’nin İstanbul örgütüne üye olanların sayısı 234 bindi. Yakın zamanda bu sayının 250 bine dayandığına dair duyumlar aldık. Umarız asıl itici güç yığma üye yazımı değildir!

İstanbul’da 10 milyon civarında seçmen mevcut. Yani CHP, seçmenlerin sadece yüzde 2,3’ünü örgütleyebilmiş durumda.

İstanbul seçmenlerinin yüzde 25,6’sı 18-29 yaş aralığındaki gençlerden oluşuyor (2 milyon 598 bin). CHP üyelerinin 18-29 yaş arasındaki üyeleri, tüm üyeler arasında yüzde 10’u oluşturuyor. CHP örgütü gençlere ulaşabilmiş değil. Genç seçmenlerden yüksek oy desteği görmemesinde elbette bunun da rolü var.

Bir de CHP’nin İstanbul’da örgütlenemediği yeni kentsel alanlar gerçeğine bakalım. Partinin İstanbul’a göç etme tarihleri yeni olan seçmenlerden oy alamama gibi ciddi bir sorunu var: Adalar ve Arnavutköy ilçelerini karşılaştıralım: Adalarda seçmen sayısı 12.087. Burada CHP’nin üye sayısı 1.098, oy oranıysa yüzde 34,9. Arnavutköy’de seçmen sayısı 145.551. CHP üye sayısı 1.371. CHP’nin oy oranıysa yüzde 10. İlginç bir karşılaştırma da parti üyelerinin önseçime katılma yüzdelerinden yapılabilir: Adalarda üyelerin yüzde 59’u (667 üye) önseçime katılmışken bu oran Arnavutköy’de yüzde 44,5 olmuş (600 üye).

Bu oranlar, CHP’nin İstanbul’daki yeni kentsel alanlardan yeterince oy alamadığını, buralardaki üyelik durumunun da oldukça zayıf olduğunu gösteriyor. Sözgelimi 201.062 seçmene sahip Sultanbeyli’de CHP üye sayısı sadece 1504 kişiyle sınırlı kalmıştır. Partinin oy oranı da yüzde 6,4’tür.

Önseçimlerde oy kullanan parti üyelerinin sayısı 113.923’tü. Yani toplam üyelerin sadece yüzde 49,5’u oy kullanmıştır. Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor. Oy kullananların büyük bir bölümü, seçim kampanyasında aktifleşmemiştir. Önseçim sürecinin yarattığı heyecan, yorgunluk ve doğal olarak başarılı olamayanların edilginleşmeleri, önseçim sonrası kampanyanın ivme kaybetmesine yol açtı. Parti yöneticileri ve seçilme şansı olan vekil adaylarının ekiplerinin oluşturduğu seçim ekibi, 10 bin kişiyi ancak bulabildi.

Yukarıda ifade ettiğim gibi, parti söylem ve politika önerileri bakımından önemli gelişmeler göstermiştir. Özellikle yoksul kesimlere yönelik politika önerileri, İstanbul’un yeni kentsel alanlarına yeterince taşınamamıştır. Hem kampanya aktivistlerinin azlığı hem de örgüt modelinin yeterli olmaması bu iletişimsizliği doğurmuştur.

Buradan iki sonuç çıkarılabilir: CHP’nin nispeten varlıklı seçmenlerini parti örgütüne üye yapması oldukça güçtür. Bu kesimleri ancak gönüllülük ilişkisi üzerinden harekete geçirebilir. Bu kesimleri partinin de içerisinde yer aldığı bir STK ağının içerisinden harekete geçirmek hedeflenmelidir. Bu ağın yaratılması ve işlevselleştirilmesi için iletici kayış, yerel yönetimler olabilir.

Bir örnek vermek gerekirse, üniversite öğrencilerinin yoğun olarak yaşadığı alanlarda Öğrenci Konukevi yapılması için CHP’li belediyelerin öncülüğünde kaynak yaratma projeleri geliştirilebilir. Çağımız küçük miktarlarda ama büyük sayıda insanın kaynak yaratma yoluyla aktive edildikleri bir çağdır. ABD’de siyasetin seçmenlerle kurduğu ilişkinin dinamosu budur. Türkiye’de ise partiler, kendi üyelerinden aidat almayı bile ikinci plana iten, devlete yaslana kurumlar niteliği göstermektedir. CHP’nin 11.5 milyon seçmenini kaynak yaratma süreçleri üzerinden harekete geçirmeyi öğrenmesi gerekmektedir. İl ve ilçe yönetimlerinin, parti üyelerini ve parti dostlarını kapsayan kaynak yaratma birimlerini hızla etkinleştirmeleri gerekiyor. Kaynağın nerede harcanacağının ve harcandığının şeffaf biçime izlenebileceği modeller olmalıdır, bunlar.

CHP’nin yeni kentsel alanlardaki örgütlenmesinin hedefiyse, klasik parti üyeliğini nicelik ve nitelik bakımından güçlendirmek olmalıdır. Buradaki insanlar, AK Parti’ye üye oluyorlarsa, CHP’ye de üye olmalıdırlar. Fakat bu kesime ulaşmak için de mevcut il/ilçe hiyerarşisine dayalı örgütlenme modeli yeterli olmamaktadır.

İstanbul’da yapılması gereken, üç seçim bölgesini esas alan bir yapı oluşturmaktır. Belki İl Başkanlığı’nın iç bölgede üç ayrı şubesinin olması da zorlanabilir. Parti, diyelim Bağcılar’da oy artışı için çalışma yürütmek istiyor. Burası yarım milyonluk küçücük bir ilçe. CHP’nin buradaki oyu yüzde 13’ü aşmıyor. Üye sayısı da 5600.

Bağcılar’daki çalışmalar seçimden önce başlamalı ve bazı pilot bölgeler seçilmeli. Bağcılar, İstanbul Üçüncü bölgededir. Burada mevcut belediyeler, ilçe örgütleri ve gönüllülerden oluşan bir yapının çalışma yürütmesi sağlanmalıdır. Bölgede 13 ilçe arasında 6 CHP belediyesi mevcuttur. Dolayısıyla Bağcılar’da yürütülecek seçim çalışması, 6 belediye, 13 ilçe örgütü ve gönüllüler yapısı üzerinden planlanmalıdır. Bu yapının en temel hedeflerinden birisi, mevcut ilçedeki sosyal meseleleri çözmek adına kaynak yaratılması olmalıdır. Diğer bölgelerde de benzer bir yapılanmaya gidilmelidir. Tekrar vurgulamak gerekirse, parti örgütü, belediyeler ve gönüllüler üzerinden üçlü bir yapının oluşturulmasına gayret edilmelidir. Yine il ve ilçe hiyerarşisine aldırmadan, önemli sorun alanları için konu temelli örgütlenmelere gidilebilir. Kentsel dönüşüm alanlarında örgütlenmek gibi…

Görüldüğü gibi, CHP’nin önce kendi seçmenlerini harekete geçirmek, daha sonra da seçmen tabanını geliştirmek gibi çetin bir görevi vardır. Örgüt yapısını güçlendirmek ve önseçim mekanizmasını her alanda daha geniş katılımlara açmak bu yoldaki en önemli araçlar olacaktır

2009 yılında doçent, 2015'de profesör derecesini almış olup halen Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde akademik faaliyetlerine devam etmektedir. New York Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Merkezi (1999-2000), Hollanda'daki Modern Dünya'da İslam Çalışmaları Uluslararası Enstitüsü'nde (ISIM) 2005-2006 sonbahar döneminde ve ABD'deki Northwestern Üniversitesi, Buffett Uluslararası ve Karşılaştırmalı Araştırmalar Merkezi'nde 2011-2012 bahar döneminde misafir öğretim üyesi olarak bulunmuştur. Prof. Yüksel'in yayınlanmış kitapları; Anti-Komünizmden Küreselleşme Karşıtlığına: Milliyetçi Muhafazakâr Entelijansiya; AKP Devri: Türkiye Siyaseti, İslâmcılık ve Arap Baharı; 1960’tan Günümüze Türkiye Tarihi'dir.

Düşüncenizi Paylaşın