Türkiye’nin AB Üyeliği Kimin Umurunda?

Türkiye’nin AB Üyeliği Kimin Umurunda?

Son bir haftadır Türkiye’nin gündem maddelerinden birini, Türkiye-AB ilişkileri oluşturdu. Terör, toplumsal kutuplaşma, genel seçimler gibi büyük ve derin iç sorunlarımızın yanında, AB’nin eklenmesinin nedeni aslında Suriyeli mülteciler. Son birkaç aydır AB gündeminin baş aktörü haline gelen Suriyeli mülteciler, bu ilgiyi aslında AB’nin sınırlarını karadan ve denizden canları pahasına aşarak, Avrupa içlerine kadar ilerleyebilmiş olmalarında borçlular.
Türkiye de AB’de son haftalarda kendisine olan artan ilgiyi Suriyeli mültecilere borçlu. Göçmen krizine Türkiye olmadan çözüm bulunamayacağını ve Türkiye’nin “stratejik ortaklığını” Suriyeli mülteciler sayesinde hatırlayan AB liderleri, üyelik müzakerelerinin hızlanması gerektiğinde uzlaştılar.
Dahası, AB ve Türkiye arasında mülteci eylem planı üzerinde anlaşmaya varılması sayesinde her yıl Ekim ayında yayımlanan İlerleme Raporu’nun açıklanması 1 Kasım seçimlerinden sonrasına bırakıldı.  İlerleme Raporu’nda yer alacak eleştirilerin sertliği nedeniyle açıklanması ertelenen rapor, Türkiye’nin bugünlerde AB nezdindeki taleplerinin karşılık bulduğu yorumlarına neden oldu.
Genel seçimler öncesinde üst düzey ziyaretleri uygun görmeyen AB teamülünü ihlal ederek Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in bir Pazar günü Türkiye’ye teşrif etmesi de yine esasen Suriyeli mülteciler konusundaki uzlaşının netleştirilmesi amacıyla yapıldı.
Diğer bir deyişle,  vize muafiyeti değilse de vize kolaylığı, geri kabul, 3 milyar euro mali yardım ve üyelik müzakerelerinde yeni fasılların açılması konusunda varılan uzlaşma, aslında Türkiye ile AB arasında Suriyeli mülteciler konusunda sağlanan uzlaşmanın bir ürünü. Yani aslında, Suriyeli mülteciler, iradeleri dışında Türkiye-AB ilişkilerinin canlanmasında hayırlara vesile oldular.
Türkiye’nin AB üyeliği hangi tarafın önceliği?
Şu durumda, Türkiye’nin AB üyeliği kimin umurunda?
Kabul etmek gerekir ki, Türkiye’nin AB ile yürüttüğü üyelik müzakereleri, şu sıralar ne AB’de ne de Türkiye’de öncelikli konular arasında yer almıyor. Evet, Türkiye 2014 yılını “AB yılı” ilan etti; yeni bir AB iletişim stratejisi belirledi; ikili ilişkilerin ilerlemesi yönünde bazı adımlar attı ve yeni fasılların açılması için ısrarcı oldu.
Ancak, 2015 yılının gittikçe derinleşen kutuplaşma ortamında, 7 Haziran genel seçimlerinin ardından “ne keder,  ne de bir zafer Türkiye’yi birleştiremezken”,  ülkede AB üyeliğini dert edinmek yerine,  “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde” kaygıları yine öne geçti. AB’nin demokrasi ve insan hakları gibi temel değerlerlerini hatırlatanların sesi, güvenlik endişesinin haklılığı söylemleri ile kısıldı.
Son yıllarda, Türkiye’nin AB üyeliğine verilen desteğin düşük olması,  özellikle basın ve ifade özgürlüğü gibi konularda Avrupalı liderler ve AB kurumlarından Türkiye’ye yönelik sert eleştiriler de ikili ilişkilerin ilerlemesine engel oldu. Hem içerde hem de özellikle Ortadoğu’da çetin sorunlarla yüzleşen Türkiye, AB üyelik müzakerelerine ağırlık veremedi.
Kendi ekonomik ve siyasi sorunları ile boğuşan AB’nin de öncelikleri arasında Türkiye’nin AB üyeliği yer almadı.  Son aylarda Suriyeli mültecilerin Avrupa kapılarına dayanması ile AB zirvelerinin ana gündem maddesi mülteci krizi oldu. Özellikle İzmir’de sahile vuran Suriyeli bir çocuğun cansız bedeni, Avrupalılara mültecilerin uluslararası hukuktan doğan iltica haklarını ve sorunun büyüklüğünü tekrar hatırlattı.
Hem Türkiye’nin hem de AB’nin kendi iç sorunlarına fazlasıyla odaklandığı bir dönemde, AB ve Türkiye’nin ortak gündem maddesinin Suriyeli mülteciler olması ikili ilişkilerdeki ani yakınlaşmaya sebep oldu.
Her iki taraf, ortak ve devasa bir soruna çözüm bulmada işbirliği içinde olmalarının getirdiği zorunluluk sayesinde üyelik müzakerelerine hız kazandırma konusunda uzlaştı. Yani, Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri,  mülteci krizinin tırmandığı bir konjonktürde ivme kazanacak gibi görünüyor.
Suriyeli mülteciler kimin umurunda ?
Peki, üzerinde son bir haftadır Türkiye AB ilişkilerinde yeni bir canlanmaya sebep olan Suriyeli mülteciler kimin umurunda? Zira AB ve Türkiye arasındaki “göçmen krizi pazarlığı” olayın insani boyutunun göz ardı edildiği eleştirilerine neden oldu.
Dünyada 2015 yılı itibariyle en fazla mülteci barındıran ve yaklaşık 8 milyar dolar harcama yapan bir ülke olarak elbette Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri Suriyeli mülteciler. Rusya’nın da dâhil olması ile iç savaşın seyrinin ne olacağının daha da belirsizleştiği ve hatta yeni bir mülteci akınından çekinildiği bu günlerde, Türkiye 2 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Haklı olarak uluslararası toplumun yeterli seviyede maddi katkı sağlamasını bekleyen Türkiye, AB’nin de 3 milyar euro kaynak tahsis etmesi gerektiğinde ısrarcı.

Yeni bir mülteci akını riskine karşı önlemler kapsamında Türkiye, AB’nin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurguluyor. Bu aynı zamanda,  Suriyelilerin daha insani koşullarda barındırılması amacını da taşıyor.
AB ise özellikle son birkaç aydır Suriyeli mülteci sorunu kendi sınırlarına dayandığında idrak etti ve Suriyelilerin Avrupa’ya akınını durdurmak amacıyla Türkiye’ye mali destek vermeyi taahhüt etti. AB kamuoyunda mültecilere yönelik olumlu bir yaklaşım sergileyen kesimlere karşın, genel eğilim Suriyelilerin AB sınırlarını aşmasını engellemek ve özellikle Türkiye ya da komşu ülkelerde barınmalarına katkı sağlamak.  Türkiye ve AB arasında bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Suriyeli mülteci sorunu, Türkiye’de insani kaygılara daha fazla ağırlık verilerek ele alınan bir konu elbette…
Suriyeli mülteci krizi Türkiye-AB ilişkilerinde hayırlara mı vesile oldu ?
Türkiye ve AB’nin inişli çıkışlı ilişki seyri hepimizin malumu… Son birkaç yıldır Türkiye’de ifade özgürlüğüne ilişkin AB tarafından yapılan eleştiriler, yargı bağımsızlığı gibi konulardaki endişeler de yeni fasılların açılmaması için AB tarafından öne sürülen gerekçeler. Suriyeli mülteciler konusunda Türkiye ve AB arasında vize kolaylığı, geri kabul ve yeni fasılların açılması gibi konularda sağlanan anlaşma, ikili ilişkilere yeni bir ivme kazandırmış gibi görünüyor.
Ancak Türkiye ve AB ilişkilerinde üyelik müzakerelerinin ilerlemesinde temel kriterlerin demokrasi, insan hakları ve yargı bağımsızlığı gibi konular olduğunu hatırlamakta fayda var. Bu ölçütü,  Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker de mülteciler üzerinde varılan uzlaşının ardından, “bunun temel kriterlerden taviz vermek ya da Türkiye’ye bedava bilet ” anlamına gelmeyeceğini söyleyerek hatırlattı.
Geldiğimiz aşamada kabul etmek gerekir ki, Suriyeli mülteci krizi her iki tarafın birbirilerine olan ihtiyacını teyit eden bir konjonktür yarattı. Bu konjonktür sayesinde, iki taraf arasında çetin bir pazarlığa konu olan ve kendi kaderlerini tayin edemeyecek durumda olan Suriyeli mülteciler, ikili ilişkilerde bir canlanmaya sebep oldular. Bu anlamda, mülteciler Türkiye’nin AB üyelik müzakere sürecinde hayırlara vesile olmuş gibi görünüyorlar.
Diğer bir deyişle, Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri, hem Türkiye’nin hem de AB’nin üyeliğe öncelik verdikleri bir dönemde canlanmadı aslında.  AB üyelik müzakerelerinin her iki taraf açısından ortak bir soruna çözüm bulunması amacıyla ivme kazanması, uluslararası ilişkilerin mülteci sorunu gibi bir konuda bile, insani kaygılar yerine, ulusal çıkarlar ve reel politik ile şekillendiğinin de teyidi aynı zamanda…

Düşüncenizi Paylaşın