Belediyeler ile İktidar Yolculuğu ve CHP’nin Sorumluluğu

Belediyeler ile İktidar Yolculuğu ve CHP’nin Sorumluluğu

3 Kasım 2002’den bugüne gelen 14 yılı aşkın AKP iktidarını anlamlandırmaya çalıştığımızda aslında AKP hareketinin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın “yerelde ve genelde hizmet bizim işimiz” algısını güçlendirmesi üzerinden önce yerelde ve nihayetinde geneldeki iktidarını inşa ettiği görülmektedir. Elbette ki bu durum tek başına AKP’nin iktidarını açıklamakta yetersizdir ancak AKP’nin toplumsal rıza ve ikna süreçlerinde en önemli sacayaklarından birisini RP döneminden itibaren kazandığı belediyeler aracılığıyla hizmet belediyeciliği algısını güçlü tutması ve bunun üzerinden siyaset kurgusunu iyi yapması oluşturmaktadır.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmadan önce RP İstanbul İl Başkanlığı görevini yürüten ve sadece kendi cenahında güçlü bir konumda olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini Türkiye kamuoyuna tanıtma imkânını bulması 1994 Yerel seçimlerinde %25,2 oyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı seçilmesiyle başlar.

Bu seçim sürecinde gerek Erdoğan’ın anlattıkları gerek çalışmanın içerisindekilerin yansıttıkları gerekse dışarıdan gözlemler göstermektedir ki; kampanya döneminde kent hayatının olduğu tüm noktalara temas edilmiş ve kentte biriken sorunların mağdurlarına dokunulmuştur. Yine Erdoğan, 1989 Yerel seçimlerinde Beyoğlu Belediye Başkan adaylığında şu cümlelerle siyasal iletişim stratejisini açıklamıştır: “İlk yenilik, bizim partimizde kadınların ilk defa Beyoğlu seçimlerinde aktif siyasetin içinde yer almalarıydı. O çok anlamlıydı ve bizimle beraber çok ciddi bir çalışma yaptılar. Beyoğlu’nun İstiklal Caddesi’ndeki tüm meyhanelerine varıncaya kadar girdik, dolaştık.”

Bu yazının amacı Erdoğan’ın siyasi yolculuğunu özetlemek değildir. Yukarıdaki hatırlatmaların amacı odaklanılması gereken noktanın elde tutulan belediyeler aracılığıyla kentteki hayata dokunulması gerektiğini vurgulamaktır. Belediyeler eliyle kentlerin tüm damarlarına sirayet etmek mümkün olacaktır. Şu bilinmektedir ki genel siyasi söylemler, ideolojik tartışmalar her eve girmez ancak belediyelerin hizmetleri her eve girmektedir. Burada kastedilen toplumun apolitik olarak ele alınması değil verili durumun realitesidir.

Belediyeler Üzerinden Toplumda Var Olmak

Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde oluşturduğu “danışmanlar kadrosu” ile kentin birikmiş tüm sorunlarını çözme iddiasında bulunmuş ve sosyal yardım belediyeciliğini başlatarak net popülist bir anlayışla orta ve alt kentli sınıfı hizmetlerinden memnun bir noktaya getirmeye çalışmıştır. Sorunları kökten çözmek yerine sadece görüntü olarak kısa vadeli olarak çözmek, teknolojinin getirdiği imkânlarla görünür hizmetlerin artmasının avantajını kullanmak Erdoğan’ın başarılı bir belediye başkanı olarak kabul edilmesinin etmenleridir.

Bu süreci ve üzerine kurgulanan siyasi pratiği kavrayabilmek için o yıllarda Fazilet Partisinin Kongresinde konuşan Yenilikçilerin adayı Abdullah Gül’ün konuşmasına da bakılabilir. Abdullah Gül FP’li belediye başkanlarına atfen: “Niçin partimizi, sizin belediyelerinizi yönettiğiniz gibi yönetmeyelim.” cümlesini kurar. Gelenekçilere karşı yeniliği kurgulayan bu anlayışın aslında sadece partiyi değil daha sonra kuracakları yeni partileri AKP aracığıyla ülkeyi de aynı model yönetim üzerinden yönetme eğiliminde olduğu görülmektedir. Zaten Erdoğan’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde kendisine en yakın isimlerin İBB Başkanlığı döneminden itibaren beraber yürüdüğü isimler olması da tesadüfi değildir.
Erdoğan’ın İBB deneyiminin de büyük etkisiyle AKP’nin belediyeleri kullanarak kentlerin tüm damarlarına ulaştığı özellikle sosyal yardımlar aracılığıyla toplumsal rızasını pekiştirdiği herkesin ortak kabulüdür.

Ancak mesele mevcut durumu kabullenmekten daha fazlasını yapmaktır, Türkiye’deki tüm belediyeler AKP’li olmadığına göre belediyeleri kullanmak AKP’nin siyasi tekelinde değildir. CHP de elinde bulundurduğu yaklaşık 175 belediye ile kendine siyasi olarak yakın olsun ya da olmasın toplumun tüm kesimlerine “hizmet götürme” fırsatını elinde tutmaktadır.

CHP, Belediyeleriyle İktidar Olabilir

İstanbul’da 39 ilçeden 14 ilçenin belediye başkanlığı CHP’dedir. Ayrıca bu ilçelere bakıldığında kent merkezi olarak kabul edilen noktaların neredeyse tamamının CHP’li belediyelerin sınırları içerisinde olduğu görülecektir. Yani kentlilerin gün içerisinde içinde olduğu, etkileşim kurduğu alanlar çoğunlukla bu ilçelerdedir.

Büyükşehirler arasında Belediye Başkanlığı konusunda nicel olarak en güçsüz kent Ankara olarak gözükmekte. CHP’nin Ankara’da sadece iki ilçe belediyesi var: Çankaya Belediyesi ve Yenimahalle Belediyesi. Ancak durumun hakikati öyle değildir, herkes bilmektedir ki Çankaya Ankara’nın yarısı hatta belki de daha fazlası demektir. Yine İstanbul örneğinde olduğu gibi kent merkezi denilecek tüm noktalar Çankaya sınırları içerisindedir. Yani kentlilere temas etme imkânı özellikle Çankaya’da çok kuvvetlidir. Yine Yenimahalle’de de durum benzer şekildedir.

İzmir’de CHP’nin elinde büyükşehir belediyesi ve 22 ilçe belediyesi bulunmakta Burada da yine aynı şekilde kentlilerin gündelik hayatlarını sürdükleri mekanlar büyük çoğunlukla CHP’li belediyelerin sınırları içerisinde yer alıyor. Bahsedilen imkânlar belki de en çok İzmir için geçerli gözükmekte.

Antalya, Mersin, Adana, Bursa, Eskişehir, Çanakkale, Hatay, Aydın ve sayıları daha da fazla olan kentlerde de yine merkez ilçelerde CHP’ye ait olan belediyeler bulunmakta. Türkiye geneli olarak düşünüldüğünde hem nüfus hem de ekonomik olarak CHP’li belediyelerin tuttuğu alanın hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğu görülüyor. Asıl mesele parti programını ve siyasetini belediye hizmetlerine şırınga ederek hem topluma CHP’yi göstermek hem de “Belediyecilik sosyal demokratların işidir” dedirtmek.

“Bu CHP Belediyesinin Hizmetidir” Algısı

Sadece hizmet belediyeciliği ya da sadece sosyal yardım yapaylığında belediyecilik sosyal demokrat belediyecilik anlayışını yansıtmamaktadır. Genel politikanın toplumcu belediyecilik formunda şekillenmesi ve tüm politikaların bu çerçevede kurgulanması bir gerekliliktir.
Çöp toplamak, kaldırım yapmak, altyapı hizmetleri vermek vb. hizmetler klasik anlamda belediyelerin zaten kamu görevidir. Salt bu hizmetleri vererek topluma dokunmak ve onu siyasi olarak etkilemek mümkün değildir. Bu hizmetlerden farklı olarak insanların düşünce dünyasına etki edebilmek, gündelik hayatlarında var olabilmek hayati bir noktadır.

Bu noktada belediyelerin toplum merkezleri, eğitim kuruluşları, kreşler ve kütüphaneler gibi kamusal alanları en etkin biçimde kullanması ve bir hedef doğrultusunda işletmesi gerekmektedir. Yurttaşlarla ilişkilerin en yoğun olduğu noktaları belediye içindeki sürgün yeri olarak kullanmak yapılacak en büyük hatalardan birisidir. Tam aksine, yurttaşlarla etkileşim kuracak belediye personelinin sorumluluğunun farkında nitelikli kişilerden seçilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; bir yurttaşın belediye ile kurduğu olumlu etkileşim ve ondan aldığı hizmetten memnun olmasından önce belediye başkanı ve belediye daha geniş kapsamda ise parti kazanacaktır.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Yılmaz Büyükerşen belki de bu konuda en öne çıkan örnektir. Yine son zamanlarda Alper Taşdelen başkanlığında Çankaya Belediyesinin de hem klasik belediyecilik hizmetleri hem de yurttaşlarla etkileşim bakımından çalışmaları göründüğü kadarıyla bu doğrultudadır. Çankaya’da yapılan kültür merkezleri, öğrenci yurtları ve kent hayatı ile kurulan etkileşimin olumlu geri dönüşü Çankaya Belediyesi kadar CHP açısından da büyük kazanımlar getirecektir. Hiç kuşkusuz örnekleri saymakla bitmeyecek bütün CHP’li belediyeler bu farkındalıkla çalışmakta daha doğrusu çalışmak durumundadır. Belediyelerin kazandığı her olumlu puan partinin de hanesine yazılmaktadır, bu unutulmamalıdır.

Bu bağlamda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun her belediye başkanından özellikle yoksul mahallelerde mutlaka kreş yapılmasını istemesi önemli bir noktadır ve incelenmesi gerekmektedir. AKP döneminde eve hapsedilen, sadece çocuklarına bakması beklenen kadınların evlerinin yakınlarında çocuklarını bırakabilecekleri kreşlerin olması aynı zamanda bu kadınların da kendilerine ait bir gündelik pratik kurma imkânını doğuracaktır. AKP’nin genel tüm politikalarının kadını iş hayatından, toplumsal hayattan dışlamak üzerine olduğu mevcut koşullarda kadınların üzerinden bu kuşatmayı aşmak için CHP’li belediyelerin üzerinde büyük bir sorumluluk bulunmakta. Bunun tek yolu sadece kreş değil elbette, kadın=anne=ev hanımı denklemini kırmak için CHP’li belediyeler kadınlara iş fırsatı sunacak projeler geliştirmeli, diğer insanlarla etkileşim kuracakları ve eve kapanmayacakları alanlar yaratmalıdır.

İktidarın genel politikalarına alternatif yaratabilecek belediye hizmetlerinin genel anlamda taban örgütlemesini kurabilmek için ne kadar önemli olduğu gayet açıktır. Yerelden başlayarak yurttaşlarla temas edecek bir yürüyüşün başarıya ulaşma ihtimali sanıldığından çok daha fazladır.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü mezunu olan Egemen Aldoğan Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Medya incelemeleri, yakın siyasi tarih, basın tarihi ve yeni medya üzerine çalışıyor.

1 Yorum

Düşüncenizi Paylaşın