Yeni Dünya Yalanı: Hakikate Dönüş İçin Yeni Arayış

Yeni Dünya Yalanı: Hakikate Dönüş İçin Yeni Arayış

Siyasetin kodları dünyanın her yerinde kökünden değişiyor. Alt ve orta sınıflar başkaldırıyor, Batı tipi liberal demokrasi kan kaybediyor. Brexit referandumu, Trump`ın ABD Başkanı seçilmesi, Avrupa`da aşırı sağ partilerin yükselişi küresel siyasette tehlikeli bir evreye girildiğine işaret ediyor.

Halbuki 1990`lı yılların başından itibaren yerleşmiş kanı artık Batı liberal demokrasisinin ideolojiler savaşını nihai olarak kazandığı yönündeydi.

Batı tipi liberal demokrasi ve onun kurumları sütten çıkmış ak kaşık değil. Bu yapının adaletsizlikleri ve temel sorunları özellikle gelişmiş ülke toplumlarının alt ve orta sınıflarında ciddi tepki doğurdu. Bu tepkinin siyasal yansımalarını izolasyonist, popülist ve otoriter siyasal aktörlerin yükselişinde görüyoruz.

Bu eğilim tepkisel. Batı demokrasilerinde seçmen popülist aktörler çok iyi olduğu için değil, müesses nizam partiler güven vermediği için popülist partiler henüz denenmediği için oy veriyor.

Ama bu süreçte kazanan da dün söylediğinin bugün tersini söylemekten çekinmeyen, siyasi çıkarları uğruna halkı kutuplaştırmaktan tereddüt etmeyen rejimler oluyor.

Tehlike Görünenden Daha Büyük!

Benzer bir ideolojik kırılmayı dünya 1930`larda yaşamıştı. Bugün risk ekosistemi daha karmaşık ve riskli. Askeri çatışmaların bedeli yüksek olur. Bu yüzden tehdidi iyi anlamamız, mücadele yöntemlerini ortaya koymamız lazım Bu popülist ve omurgasız siyasi dalgayı anlamak için küreselleşmenin son yirmi yılda kimin hayatını iyileştirdiğini, kime zarar verdiğini iyi anlamamız gerekiyor.Mevcut durumun nedenlerini tahlil edelim:

En temel neden tabiki ekonomik.  Yoksulluk ve gelir adaletsizliği üzerine çalışan iktisatçı Branko Milanoviç 1988-2008 yılları arasında 100 ülkede hanehalkı verisini inceledikten sonra bu dönemin kazananlarının sadece Asya ülkelerinin orta sınıfı ve dünyanın en zengin %1`lik kesimi olduğunu ortaya koyuyor. Bu sürecin kaybedenlerinin ise gelişmiş ve Asya hariç bütün ekonomilerin alt ve orta sınıfları olduğunu gösteriyor. Yani küreselleşme sadece gelişmiş ülkelerdeki en üst %1`lik kesime yarar sağlamış, alt ve orta sınıflara ise ekonomik olarak zararı olmuş. Bu sürecin kaybedenleri ise gelişmiş ve Asya hariç bütün ekonomilerin  orta sınıfları.  Bu veri aslında içinde bulunduğumuz süreci net bir şekilde ortaya koyuyor. Gelişmiş ülkelerdeki alt ve orta sınıflar statükodan memnun değil. Bu sınıflar geçtiğimiz 20 sene ekonomik ve sosyal olarak kaybetmişler. Yani verdikleri bu tepki aslında iddia edildiği gibi irrasyonel ve anlamsız değil, gayet rasyonel.

İkinci temel neden sosyal. Küreselleşme hayatları kökünden değiştirdi. Yaşamın hızlandığı, kültürlerin iç içe geçtiği, sınırların ortadan kalktığı, iletişimin saniyelerle ölçüldüğü bu dönem beraberinde sosyal değişimler de getirdi. Toplumlar artık homojen değil. İnsanlar kolay ve hızlı yer değiştiriyor. Orta Doğu`da yaşanan krizler Avrupa ve Batı ülkelerine göç yarattı. Hem ekonomik statüsü bozulan, hem de parçası olduğu toplumda “yabancıların” arttığına tanık olan halklar yaşadıkları yapısal sorunları bu göçün sonucu olarak görmeye başladı. Ekonomik sonuçların üzerine göç dalgasının yarattığı güvenlik sorunları da eklenince orta sınıfların tepkisi de büyüdü.

Üçüncü temel neden yeni teknolojilerin hayata devasa etkisi. Sosyal medya Arap Baharında ve birçok toplumsal harekette demokrasi lehine olumlu rol oynadı. Fakat sosyal medya ve diğer iletişim teknolojilerinin otoriter rejimler lehine oynadığı roller de görmezden gelinmemeli. Otoriter ve popülist liderler için saniyeler içerisinde üretilmiş yalan haberleri yaymak ve insanları mobilize etmek kolaylaştı. Teknoloji birçok mesleği arkaik hale getirdi. Eski yetenek ve becerileri geçimini sağlayamayan milyonlarca insan var. Bu sosyal ve ekonomik sınıflar küreselleşmenin getirdiği bütün zorlukları bizzat demokrasi ve liberal sistemle ilintili görüyor.

Hakikat Sonrası Dönem

Kimileri bu dönemi “hakikat-sonrası” dönem olarak adlandırıyor. Hatta bu ifade Oxford İngilizce sözlüğünde de yer buldu. Şaşırtıcı değil: Popülist ve otoriter liderlerin başat düşmanı doğruluk ve gerçek. Çünkü otoriterlerin önemli bir ortak noktası var o da güçlerini yalandan almaları.

Bu yüzden otoriter ve popülist liderler her zaman özgür ve bağımsız medyayı düşman görüyor, siyasi ve düşünce farklılıklarını ötekileştirme ve kriminalize etme eğiliminde oluyorlar.

Ülkemizde gazetecilerin yaşadığı zulm bunun bir örneği. Amerikan demokrasisinde bu seviyede baskı mümkün olmasa da, Trump`ın gazetecilere karşı kullandığı saldırgan dil bunun başka bir seviyede dışa vurumu.

Popülist ve otoriter rejimler her yerde aynı:

Türkiye`de iktidar sürekli yalan söylüyor. Trump başkanlık seçimleri kampanyasını yalan söyleyerek kazandı.  “Amerika`yı tekrar büyük Amerika yapacağız” sloganı ile halkı istismar etti. Halbuki kendisi liberal demokrasiden ve küreselleşmeden en çok fayda gören zümrenin neredeyse sembol ismi. Küreselleşme sayesinde dünyanın farklı yerlerinde oteller açtı, servetine servet kattı.

Batı tipi liberal demokrasi kusursuz değil. Fakat popülist ve otoriter siyasetin sorunları çözme irade ve kabiliyeti yok. Daha iyi ve adil bir sistem yaratabilmesi mümkün değil. Popülist ve otoriter partilerin küresel iktidarı sürecinde yapısal ve kalıcı problemler çözülmeyecek, bizzat oylarıyla iktidara geldiği alt ve orta sınıfların hayatı uzun vadede daha da zorlaşacak.

Yani popülist siyaset sürdürülebilir değil. Eninde sonunda Trump`ın Amerika`yı yeniden “Eski Amerika” yapamayacağı ortaya çıkacak. İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılması, İngilizlerin mevcut ekonomik ve sosyal problemlerine derman olmayacak. Burada sol ve sağ da fark etmiyor. Yunanistan`da da halk tepkisel davranıp, ekonomik krizi ortaya çıkaran müesses nizam partileri cezalandırdı. Yunanistan`da Syriza’yı iktidara getiren popülist siyasetin Yunanistan ekonomisini şahlandıramayacağı çoktan görüldü. Halbuki Syriza demogojiden başka bir çözüm getirmiyordu. Anketlere göre Syriza çoktan merkez sağın gerisine düştü.

Popülist siyaset uzun dönemde kaybetmeye mahkum. Hakikat ve temel değerler çerçevesi olmadan günümüz siyasi ve ekonomik sorunlarına çözüm üretmek mümkün değil.

Popülist ve otoriter siyaset toplumların tepkisini istismar edip iktidara geliyor. Halbuki demokratik siyasetin toplumların sosyal ve teknolojik değişimlere uyum sağlamasında öncü rol oynaması, halklarla omuz omuza şartları düzeltmesi gerekiyor.

Demogog siyasetçiler yalan, manipülasyon ve ellerindeki güç çözüm sağlamayınca kendilerini ayakta tutamayacaklar. 21.yüzyılda aynı anda otoriter rejim, güçlü ekonomi ve güvenlikten üçünü birlikte elde edemezsiniz. Belki ikisini aynı anda elde edebilirsiniz. Ama üçünü birlikte asla!

Bu yüzden değerler ve hakikat siyasetine sahip çıkmamız, demokrasiyi güçlendirecek yeni, adil ve ilerici bir merkez siyaset yaratmamız gerekiyor.

Sorun Değil, Çözüm Üreten Siyaset

Siyasetin sorun değil, çözüm üretmesi şart. Bu yüzden yeni siyasetin günümüzde ve gelecekte karşılaşacağımız sorunlara yeni çözümler sunması gerekiyor.

Endüstri 4.0 devriminin yok edeceği mesleklerin yerine yenilerini nasıl koyacağız?

Toplumu yeni ekonominin gerektirdiği beceri ve yeteneklerle nasıl donatacağız?

Sosyal güvenlik sistemini nasıl sürdürülebilir hale getireceğiz?

Teknolojinin imkanlarından faydalanarak nasıl temsili demokrasiden direkt demokrasiye geçiş yapacağız?

Toplumun her kesiminin hayat standardını nasıl yükselteceğiz?

Göçmenlerin toplumlara entegrasyonunu nasıl başaracağız?

Ortaya çıkan yeni sosyal ve kültürel sınıfları nasıl kucaklayacağız?

Bu soruları yanıtlayabilmek için yeni bir siyaset gerekiyor. Bu siyaseti ancak günümüz değer ve araçlarıyla oluşturabiliriz.

Fikirsel ve kurumsal reform, bu reformu gerçekleştirmek için de Yeni Arayış gerekiyor.

Omurgalı, rasyonel, hakikat-temelli siyasetin geçmiş hatalarından dersler çıkarıp, popülist-siyaset (hakikat) sonrası döneme hazırlanması gerekiyor.

Popülist siyaset dönemi uzun olmayacak. Yeter ki bu süreçte hasarı kontrol edelim.

Popülist ve Otoriter Siyaset En Büyük Hasarı Türkiye`ye Verdi ama Türkiye Merkeze Dönüşümü Daha Erken Yaşayacak

Türkiye popülist ve otoriter siyasete erken teslim oldu.  Hakikat temelli siyaset önce Türkiye’yi terk etti. Sisteme, rejime, topluma büyük hasar verdi.

Türkiye siyaseti yalanlarla doldu.

Gezi başkaldırısının uluslararası bir komplonun parçası olduğu yalanı söylendi.

İktidar medyası camilerde içki içildiği, Kabataş`ta başörtülü kadınlara saldırıldığı yalanını yaydı.

Saray danışmanları “Telekinezi” ile Erdoğan`a suikast planı olduğu saçmalıklarına sarıldı.

Komşularla sıfır sorun yalanı dış politikayı felç etti.

Daha birkaç sene önce işbirliği yaptığı Gülencilerin darbe girişiminden muhalefeti sorumlu tuttu.

Dün siyah dediğine bugün beyaz dedi. İlkesizlik, omurgasızlık, yalan, dolan aynı diğer popülist ve otoriter rejimlerde olduğu gibi Türkiye`de de iktidarın ana damarı oldu.

Ama kredisi tükendi!

Darbe girişiminin, yaşanılan ekonomik krizin kendi hatalarından değil de dış faktörlerden kaynaklandığını kimseyi inandıramayacak.

İşte tam da bu yüzden sığ popülist/otoriter siyasetin sürdürülemezliğini kanıtlamış ilk ülkelerden biri olacak.

Dünyada bu trend belki biraz daha sürecek ama Türkiye merkeze demokratik dönüşümü daha erken yaşayacak.

Bu sorumluluk Türkiye’deki muhalif demokratlara küresel bir misyon da sağlamış oluyor.

Evimizde, Türkiye’de, değerler ve hakikatlere sahip çıkacak Yeni Arayışın tam zamanı.

Var mısınız bu topraklardan yeni bir umut yeşertmeye?

Washington merkezli Sidar Global Advisors (SGA) politik risk ve makroekonomik araştırma firmasının sahibi ve yöneticisidir. Türkiye Rüyası Yeni Siyaset kitabının yazarıdır. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’dan (SAIS) yüksek lisans derecesi bulunmaktadır.

1 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Sorunun buyuk capta artisi ve kamufle edilisinde suphesis ekonomi odakli kuresellesmenin rolu sonsuz.Bunu destekleyenlerin gorus vizyon ve uygulamadaki becerileri de tek tarafli ve de soylemek caiz ise durust degildi. Kisa omurlu olacagi belli idi ama simdi ati alan Uskudara gecti. Bir muddet sonra tukenecegi biline biline veya buyuk bir zumre eblehlestirilerek bir cikmaza girildi.Bir kehanet: Simdi her ulke ve hatta her cografya kendine benzeyerek yeniden dogacak. Herseyden once insani yeniden yaratmak gerekecek. Bu da herkesin kendini tanimasi ile baslayacak. Hur egitim ve doga sevgisi taban olarak ve estetik ve gizem insanin ic dunyasini zenginlestirerek yeniden bir yasam olusacak. Bu guc ve zor ama mumkun.

Düşüncenizi Paylaşın