15 Temmuz Sonrası Ordu-Devlet-Millet Üçgeninde Yeni Türkiye

15 Temmuz Sonrası Ordu-Devlet-Millet Üçgeninde Yeni Türkiye

Türkiye’nin çağdaşlaşma öyküsü ordu-devlet-millet kavramları arasındaki etkileşim üzerinden kolaylıkla incelenebilir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bu kavramların içi yeniden doldurulmaya çalışılıyor. Gelin isterseniz bu kavramların yeni yapılandırma sonrası alacakları olası hallere bir göz atalım.

Ordu:  1908 Hürriyet İhtilalinden bu yana Ordu modern Türkiye siyaset sahnesinin karar veren, kurgulayan ve zaman zaman uygulayan en önemli oyuncusu oldu. Atatürk donemi dışında Türkiye’nin ortanın sağı ve solundaki tüm siyasi hareketleri politikalarını ordunun tepkisine göre ayarladı. 1960, 1971 ve 1980 darbeleri rejimin ordunun yörüngesi dışına çıkması durumunda TSK’nin ne denli müdahale yanlısı olduğunu gösterdi. Doksanlı yıllarda Güneydoğu’da PKK’ye karşı yapılan operasyonlarla kamuoyunda en güvenilir kurum olarak görülen TSK 28 Şubat 1997’de tankları Sincan’da Erbakan hükümetine karşı yürüttüğünde pek fazla kişi ses çıkaramamıştı. 2007 senesine kadar böyle ilerleyen Türkiye siyaseti AKP’nin orduya karşı net tutum almasıyla birlikte yeniden şekillenmeye başladı. Balyoz, Sarı Kız, Ay Işığı ve benzeri düzmece davalarla TSK’nin içindeki siyasete hevesli olduğundan şüphelenilen ulusalcı subaylar içeri alınırken, 1982 Anayasasında TSK’ye bahşedilen pozitif ayrımcılığa da son verildi.

TSK için son dönemeç 15 Temmuz 2016 sonrasında dönüldü. Çoğunluğu Gülen Hareketine bağlı olduğu iddia olunan subaylar tarafından gerçekleştirilen kalkışma girişimi sonrası TSK’nin eğitim, yönetim, karar verme mekanizmaları doğrudan siyasi otoriteye bağlandı. Bu dönüşümün alacağı şekil biraz da Türkiye’nin dış politikasında Silahlı Kuvvetleri ne ölçü ve etkinlikte kullandığıyla ilintili olacak. TSK’nin dış ülkelere yönelik geleneksel sınırlı müdahale politikası yayılmacılık ekseninde değiştiği müddetçe TSK siyasi iktidarın yörüngesi altına girecek, siyasete ve dolayısıyla darbelere daha da açık hale gelecektir. Su anda süregelen Fırat Kalkanı operasyonunu bu bağlamda değerlendirmek mümkün. Erdogan ve AKP bu çelişkinin ne kadar farkında emin değilim .

Devlet: ilk, orta ve lise öğrenimimiz boyunca tarih derslerinde Türkler için devletin ne denli önemli olduğu, tarih boyunca kurulmuş olan 16 Türk devletinin hangi nedenlerle yıkılmış olduğu ibretlik hikayeler olarak devamlı anlatıldı. Dış düşmanların içimizdeki hainleri kullanarak çıkarmış oldukları kardeş kavgası sonrası yıkılan devlet ve ardından perişan paramparça olan Türk kavimleri. Ve bu nedenle adeta bir kutsal haline getirilen devletin bekası ilkesi : “ ya devlet başa, ya kuzgun leşe”. Devletin vazgeçilmezliğinin bireyin ve dahi halkın yaşamından daha önemli olduğu anlayışı herhalde bu sözden daha güzel anlatılamaz. Devlet kavramı bu nedenle Kürt hareketi dışında -onların kutsalları biraz daha farklı-  Türkiye siyasetinin düzen partileri tarafından her zaman el üstünde tutula geldi. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında CHP’nin edinmiş olduğu parti-devlet statüsü bugünlerde AKP tarafından kendi anlayışı çerçevesinde yeniden kurgulanıyor. MHP’li Agah Oktay Güner’in 1980 darbesi sırasında söylemiş olduğu “fikirlerimiz iktidarda ama biz içerideyiz” sözü ise geçerliliğini koruyor. Erdogan ve Gülen Cemaatinin birbirlerine yönelik düşmanlıkların altında iste bu devlete kimin sahip çıkacağı kavgası yatıyor. Bankaları, okulları, şirketleri, bürokrasisi,  yargı, polis ve asker içindeki oluşumları ile “paralel devlet yapılanması” kuran Cemaat işte tam da bu nedenle devletin bugünkü sahipleri tarafından affedilmesi imkânsız bir günah işlemiş oluyor. Türkiye’de devletin başında “bir”lik olduğu müddetçe dirlik olacağı düşüncesi oldukça güçlü şekilde siyaset dünyamızı tasarlamaya devam ediyor.

Millet: Millet Türkiye’de sağ cenahın gelişigüzel kullandığı terimlerin başında geliyor. İlginç olanı bu kavramın içeriğinin on yıllardır pek de fazla değişiklik göstermemiş olması.  Millet kavramıyla kastedilen Kürtler, Aleviler, Demokratlar, Aydınlar, Solcular ve Kadınlar değil elbette. AKP’nin Millet kategorisine dahil olmak için Türk, Sünni, Dindar, Otoriter, Sağcı ve Milliyetçi Erkekler olmak gerekiyor. Buna son donemde değerlenen ortaokul-ergen cehalet hali ve İmam Hatipli olma ayrıcalığı gibi özellikleri de katmak gerekiyor.

İşte yeniden tanımlanan bu üçgen içinde Suriye’de askeri müdahaleye girişen, Irak’a askeri yürütmeye yeltenen, içeride yükselen baskı ve şiddet dalgasıyla ülkemizi nasıl bir gelecek beklediği sorusunun yanıtını okuyucularımızın değerlendirmelerine bırakıyorum. Savaş sürecinde ortaklıklar önemli olacak. Bu konulara bir sonraki yazımda değineceğim.

Doktorasını George Mason Üniversitesi'nde çatışma çözümlemesi alanında tamamlayan Doğa Ulaş Eralp, Washington'da American Üniversitesi`nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. "Politics of the European Union in Bosnia-Herzegovina: Between Conflict and Democracy" ve "Turkey as a Mediator: Stories of Success and Failure" adlı kitapların yazarıdır.

Düşüncenizi Paylaşın