Tarihsel Süreklilik ve Günümüz Türkiye’si

Tarihsel Süreklilik ve Günümüz Türkiye’si

Hamit Bozarslan “Türkiye Tarihi-İmparatorluktan Günümüze” isimli kitabının ilk bölümünde Osmanlı İmparatorluğunun yönetişim mekanizmasını ana hatlarıyla aktarır.Bu mekanizma oldukça özgündür ve bu özgünlüğü sayesinde batılıların hayretine rağmen 600 yıldan fazla ömrünü sürdürebilmiştir.Sultanların danışmanı İbn Haldun’a göre herhangi bir hanedanlığın ömrü genellikle 3 kuşağı aşmazdı. Bozarslan,bu mekanizmayı kitabında ayrıntılı anlatıyor. Bu yazıdaki muradım, Bozarslan’ın ifade ettiği kurumsal mimari ile günümüz AKP arasındaki benzerliğe işaret etmek

Öncelikle Osmanlı ve AKP arasındaki en temel benzerliğin iki yapının da ülkeyi yönetirken tek amacının “İktidarı sürdürmek” olduğunun altını çizerek başlayalım. Bu ulvi amacın öznesi ve ana faydacısının Osmanlı’da sultan, AKP’de RTE olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. 2002’den beri yaşanan önce liberaller ve AB yanlıları ardından fetullahçılar ve son olarak ulusalcıların zımni iktidarları ve kaçınılmaz tasfiyeleri Osmanlı tarihindeki kardeş katli, kardeş katlinin yasaklanması,bürokrasideki türk niteliği ve daha sonra Türk unsurların devşirmelerce tasfiye edilmesi ve benzeri olay ve düzenlemelerle birlikte okunabilir.

İkinci önemli konu ise devletin dinsel bir niteliğe sahip olurken, asla teokratik bir nitelik kazanmaması onun yerine taktik ve stratejik planlar doğrultusunda din ve etrafındaki uygulamaların kullanışlı hale getirilmesidir.Buna örnek olarak dışta Suudi Arabistan ve Katar’la tesis edilmeye çalışılan sünni çemberini, içte ise özellikle diyaneti ve milli eğitimde İmam Hatipleri araçsallaştırarak ve sürekli yeni tasfiyelerle rakip cemaatleri işlevsiz kılmayı hedefleyen uygulamaları görebiliriz.Gezi esnasında gericiliğin sembolü olan topçu kışlasının,sonra adına önce Saray sonra Külliye denen yapıların sembolleştirmesi 1331’de İznikte ilk medreseyi kurarak dini kurumsallaşmanın ilk adımını atan Orhanla süreklilik arzeder.

Osmanlı-AKP sürekliliğinde üçüncü ve belki de en önemli köşe taşı ise merkez-çevre ilişkisi. Bozarslan, Osmanlı’nın kentsel alanda tesis ettiği homojen olmayan özerklik kavramına işaret eder. Bu özerklik kenti salt bir coğrafi olan olarak tanımlamaktan öte kolektif bir kişiliğin ifadesidir. Böylece vergi, güvenlik, temsil gibi görevler çevreye de nüfuz edecek şekilde bu kolektif kişilikten beklenir. Tıpkı AKP’de yerel idare ve Belediye İktisadi Teşekkül(BİT)’lere verilen geniş özerklik, bu idarelerin yerel iş adamları ile kurduğu denetime muhtaç ilişkilerde olduğu gibi.

Amacım bir karşılaştırmalı tarih örneği vermek değil. Sadece AKP’nin dayandığı sınıfsal ve kültürel zümre ve yönetim kadrosu arasındaki ilişkiyi anlamak için geçmişe bakmak gerekli. Bunun yanı sıra iktidara geldiğinden beri muhalefetin yaptığı becerisizliklerin ayrıca ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Bugün geniş tabanlı bir kitlesel patlamanın gerçeklememesinin sebebi AKP’nin ve aslında RTE’nin çevrenin etrafına kurduğu duvarlar. Burada ifade ettiğim çevre genel sosyoloji kabulündeki çevreden biraz daha farklı zira ben çevre ile artık ezberlediğimiz sahillere sıkışmış seçmen kitlesi ile kürt illerini kastediyorum. Konu onların %49,5 diğerlerinin %50,5 alması değil. AKP tıpkı Osmanlı’nın yaptığı gibi çevrenin kendi kurallarını işletmesine izin veriyor. RTE ve yeni dönem AKP sözcülerinin kadın hakları, kürtaj, azınlıklar vb alanlarda ortaya attığı  semboller üzerinden yürüyen tartışmaları bir kenara bırakırsak AKP Geziye kadar tıpkı Osmanlı’ının yaptığı gibi vergisini veren, devlete asker sağlayan ve ekonominin taşıyıcı gücü şehirlere pek karışmıyordu aslında. Önce haziran ayaklanması ve 7 Haziran seçimleri sonrasında artık geri dönüşü olmayan bir yola girildi. Tıpkı Osmanlı’nın 2. Viyana Kuşatması gibi.

Dolayısıyla AKP’nin nasıl yenileceğini öngörebilmek için Osmanlı’nın nasıl yenildiğini iyi anlamak gerekir. Hele ki duraklama dönemine girdiğimiz bu günlerde…

1975 İstanbul doğumlu olan Bilgehan Baykal, İTÜ Makina Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra sırasıyla University of Maine’de Pre-MBA, İngiltere’de Henley Management School’da MBA ve Marmara Üniversitesi’nde kalkınma iktisadı üzerine yüksek lisans yaptı. 2016 yılında Marmara Üniversitesi'nde Avrupa Birliği iktisadı üzerine doktorasını bitiren Bilgehan Baykal, 20 yılı aşkın süredir bilişim sektöründe hem yerel hem çok uluslu şirketlerde yöneticilik yapmıştır. 2008-2015 yılları arasında Radikal, Birgün, Yeni Harman, Techinside gibi mecralarda köşe yazıları yazan Bilgehan Baykal "Teknik Değişimin Ekonomisi" kitabının yazarları arasındadır. Baykal, TÜSES Vakfı Yönetim Kurulu üyesidir.

1 Yorum

  1. Ayten Aydin says:

    Osmanli imparatorlugu Muhtesem Kanuni Suleymandan sonra yokus asagi gecti de 1683 te bunun anlasilmasi ve sonra da can cekisme devresine girme devridir. Ama o zaman hersey alcak viteste gidiyordu. Simdi ise dusus hizli olacaktir. Umalim can cekisme cok acili olmasin. Bu ara alt yapi guclenecektir. En azindan oyle umit edelim.

Düşüncenizi Paylaşın