Sıra Demokrasiyi Demokratikleştirmekte

Sıra Demokrasiyi Demokratikleştirmekte

15 Temmuz’da denenen darbe girişiminin akim kalmasında kuşkusuz en büyük pay siyasilerin. Başta iktidar olmak üzere tüm muhalefet partilerinin darbeye karşı duruşu çok önemliydi.

Medyanın kamusal yayın yapması ve darbeye karşı olanların sokağa çıkması da önemlidir.

Darbeye karşı duruşun ortak talebi ise “demokrasi” oldu. Nitekim sokakta olanlar “demokrasi nöbeti” tuttuklarını ifade ediyorlar.

Özetle siyasal pozisyonları çok farklı olsa da demokrasi ortak paydası, darbeye karşı duruşun zemini oldu.

Ancak kabul edelim ki siyasi partilerden sokağa çıkanlara kadar herkesin farklı bir demokrasi tasavvurları var?

Ancak tüm farklılıklara rağmen demokrasi konusunda asgari uzlaşmalar sağlayamazsak, darbe karşıtlığında yaşanan uzlaşma kısa sürede farklılıkların derinleşmesine yol açabilir.

DEMOKRASİ NEDİR?

Eski Yunan’da “demokratia” sözcüğünden gelen kelime, halkın kendi kendini yönetmesi olan; demos (halk) + kratos (yönetim) biçiminde formüle edilebilmektedir.

Genel tanım bu olsa da; demokrasi, tarihin her döneminde farklı bir yoruma tabi olmuştur. Kent-devletinin doğrudan demokrasisinden ulus-devlet ile hayata geçen temsili/klasik demokrasiye kadar farklı coğrafyalarda farklı pratiği hayat bulmuştur.

19.yy’dan sonra Batı’da ulus-devlet sisteminin özü demokrasi oldu. Vatandaşların kullandıkları oy ile iktidarın belirlenmesi demokrasiyi meşruiyet aracı haline getirdi. Bu temsili klasik demokrasidir.

Herkesin bir oyunun olduğu, belli dönemde yapılan seçimlerde herkesin o bir oyunu kullandığı ve çıkan sonucu sonraki seçime kadar kabul ettiği bir modeldir. Özetle bu, eşit oy sistemine dayanan bir temsil mekanizmasıdır.

Bu modelin en büyük zaafı da, seçimden çıkan sonuca müdahale etmenin teorik olarak mümkün olmamasıdır. Yani seçilenlerin denetlenmesindeki sıkıntıdır.

NASIL BİR DEMOKRASİ?

Bu yüzden demokrasiyi teknik bir mekanizma indirgeyen temsili klasik demokrasi, kriz yaşamakta ve “nasıl bir demokrasi?” sorusu tartışılmaktadır.

Bu tartışmanın özü, temsili klasik demokrasinin zaaflarını giderecek bir dizi ara mekanizmanın geliştirilmesidir.

Bunlar, sadece oy verme değil, seçileni yani her türlü iktidarı inşa edilecek ara mekanizmalarla denetleyebilmektir. Seçimleri ölçeğe bağlama, karar süreçlerinin arttırılması, ara denetim mekanizmaları üretme ve şeffaflık bu ilkelerden bazılarıdır. Bunun özü ise karar süreçleri çoğaldıkça yerleşme yani ademi merkeziyetin norm olarak kurumsallaşmasıdır.

Bu ise temsili klasik demokrasinin çoğulcu/katılımcı demokrasiye dönüşmesidir. Bugün ABD başta olmak pek çok Avrupa ülkesinde bunun uygulamalarını görmekteyiz.

Demokrasinin bu dönüşümü onu salt bir teknik düzenlemeden çıkarıp bir zihniyet içinden ahlaki normlarla beslenmesidir.

BU FIRSATI KULLANALIM

Bu yüzden önümüzde, 15 Temmuz gecesi demokrasiyi korumak için karşı çıktığımız darbe girişiminden sonra; koruduğumuz demokrasiyi demokratikleştirmek gibi bir sorumluluk durmaktadır.

Bu sorumluluk sadece AKP ve AKP’lilerin değil tüm Türkiyelilerin sorumluluğudur.

Demokrasiyi demokratikleştirmek, salt seçilmişlerin ve onları seçenlerin haklı ve güçlü olduğu varsayımından kurtarmakla başlar.

Yani demokrasi çoğunluğun değil çoğulculuğun iktidarıdır.

Son yıllarda Erdoğan/AKP iktidar bloku dünyada dönüşen demokrasi modelinin tersine yönelimler içinde oldu. Bu demokrasinin alanının daralmasına ve çoğunluğun iktidarı anlamına gelmektedir.

Farklılıkların yok sayıldığı, eleştirel olanların ötekileştirdiği bir demokrasi ismen demokrasi olabilir ama zihniyet olarak otoriterdir.

Bunun için 15 Temmuz darbe girişimi, bize bir fırsat sunmuştur.

Çoğulcı/katılımcı demokrasi nasıl farklılıkların bir arada yaşaması için bir platform oluşturuyorsa, AKP iktidarının da bunu sağlayacak bir zihinsel dönüşüme girmesi gerekmektedir.

Demokrasinin demokratikleştirilmesi, çoğulculuğun, farklılığın bir değer olduğunun kabulü ve farklı olanla ortak bir gelecek kurmayı baştan kabul etmekten geçer.

Temennimiz bu, umarız gerçekleşen de bu olur.

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü’nden yüksek lisans derecesi bulunan gazeteci ve yazar, Yeni Şafak gazetesinde editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. Yeni Şafak'tan atıldıktan sonra T24 internet gazetesinde yazdı. 29 Ekim 2014′ye çıkan Millet Gazetesi’nde köşe yazmaya başladı. Millet'e el konulduktan sonra haberdar.com'da yazdı. Başörtüsü-Türban ve Sosyal Demokrat Parti Krizi ve Sol Arayışlar adlı kitapları bulunmaktadır.

1 Yorum

  1. Ayten Aydin says:

    Farkliligin bir deger oldugunu anlayinaya kadar insan evrimi dondurulacak demektir. Aslinda bu cok zor ve surekliligi zor bir durum. BOYLE BIR DEGISIM KAVRAMI retorikten oteye nasil ureyecek?

Düşüncenizi Paylaşın