Cihangir Saldırısı: Bir İslamcı Faşizm Vakası

Cihangir Saldırısı: Bir İslamcı Faşizm Vakası

Cihangir`de ‘Velvet Indiegrounds’ adında küçük bir plak dükkanı. Sahibi Koreli Seogu Lee. Ülkesinde yahut dünyanın başka bir yerinde yaşamayı ve iş kurmayı tercih etmemiş. Herhangi bir sebepten dolayı ülkesinden binlerce kilometre uzaktaki İstanbul`a yerleşmiş. Belki elinde ne var ne yok Türkiye`ye yatırmış. Müzik zevki ve ilgi alanıyla ilgili küçük bir işletme açmış. Belli ki sevdiği işi yapıyor.

Dünyaca ünlü Radiohead`in yeni albümünü kutlayan bir etkinlik düzenlemiş. İstanbul`daki Radiohead hayranlarını davet etmiş, gelenlerden bazıları da içki satılmayan dükkana elindeki içkilerle gelmiş.

Etkinliği Periscope üzerinden yayımlarken içeriye giren eşkiyalar etrafa saldırmaya, şiddet uygulamaya “bir daha burada içki için de görelim” , “size içeride yakarız” gibi tehditler savurmaya başlıyor. Bu topraklarda insanların gerçekten diri diri yakılma örneği olmasa belki ciddiye almasak da olurdu. Ama biliyoruz ki aynı kafa Sivas`ta sadece 23 yıl önce insanları diri diri yaktı.

Eşkiyaların gerekçesi Ramazan ayında içki içilmesi. Bağnaz ve IŞİD-vari kafalarında “makul ve meşru” bir eylem yapmışlar. Mahallerinde çocukların kafasında nasıl bira şişeleri kırdıklarını gururla anlatmışlardır.

Belli ki hiç sorgulamıyorlar: Mübarek Ramazan ayında kendi kendine, kimseye zarar vermeden eğlenmek mi günah, yoksa masum insanlara şiddet uygulamak, onları öldürmekle tehdit etmek mi? Bu sorunun akıllarına hiç gelmediği ortada.

Bu olayı münferit bir vaka olarak ele almak büyük bir hata olur. Bu durum ülkenin mevcut siyasi durumuyla ve nereye sürüklendiğiyle ilgili önemli veriler sunuyor. Bu nedenle bu mikro denebilecek meselenin makro anlamını iyi analiz etmemiz gerekiyor.

Bu olaydan ne gibi sonuçlar çıkarabiliriz?

1-              Kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı söylem sosyal olarak sonuçlarını göstermeye başladı: Cumhurbaşkanı Erdoğan Gezi olayları yaşanırken “Ülkenin yarısını evde zor tutuyorum” demişti. İktidar muhalifleri terörist, paralel, ajan ve vatan haini olarak suçluyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı her vatandaşı kucaklamıyor. Ülkeyi “biz ve onlar” olarak görülüyor. Bu grupların aleyhinde yapılan her şey mubah olarak görülüyor. Belli ki artık bu söylemlerden de güç alan bir grup ev ve mahallelerinde rahat durmuyor. Kendisi gibi düşünmeyeni, davranmayanı yok etmeyi hak ve vazife görüyor. En tepedeki faşist söylem tabanda kendini sokaklarda eylem olarak göstermeye başladı.

2-              Ülkede hukukun katledilmesi vandalizm ve keyfiliği artırıyor: Rüşvet veren işadamının, yolsuz siyasetçinin sokakta elini kolunu sallayarak gezdiği, salt muhalif yazılar yazan gazetecilerin içeri atıldığı, devletin özel işletmelere ve gazetelere el koyduğu bir hukuksuzluk ortamında iktidara ve onun hayat tarzına yakın olanlar bu hukuksuzluktan güç alıyor. Biliyor ki Cihangir`deki dükkana saldırdığı zaman bunun bir yasal bedeli olmayacak. Belki faydası olacak. Çünkü en yukarıdaki de kendisi gibi düşünüyor. Tarafını kendince “doğru” seçmiş. Güçlü ve haklı olan o! Bir eylem yaparsa göstermelik olarak birkaç gün içeri alınacak. Belki Beyoğlu Belediyesinde ve başka bir yahut kamu kurulusunda kendisine kadro sağlanacak. Aynı ölen madenci yakınlarını dövdükten sonra yükselen Yusuf Yerkel gibi… Berkin Elvan`ı öldürenlerin hala görevine devam etmesi gibi… Rüşvet dağıtan Zarrab`a Yılın ihracatçısı ödülünün verilmesi gibi… Hukuksuzluk, usulsüzlüğü, vandalizmi ve keyfiliği tetikliyor.

3-              Hukuksuzluk ve belirsizliğin hakim olduğu sistemlerden yatırım kaçıyor: Olay yaşandıktan sonra Koreli girişimcinin dükkanı tahliye etmek zorunda kaldığı iddia ediliyor. Bu kararı bugün vermediyse yarın verebilir, kimse de eleştiremez. Neden? Çünkü biliyor ki bu ülkede hukuk yok. Hakkını, hukukunu savunacak bir kurum yok. En başta kendisini savunması gereken Beyoğlu Belediye Başkanı sosyal medyadan neredeyse saldıranları destekleyen bir açıklama yapıyor. Her ay kira ödediği mal sahibi belki korkusundan dükkanı tahliye etmesini isteyecek. Bölgedeki esnaf aynı olayın yarın kendi başına gelmeyeceğinden emin değil. Çünkü olay üzerinden yirmi dört saat geçmesinden sonra bile bir tane gözaltı yok. Aynı adamlar tekrar dükkana gelebilir. Seogu Lee ve arkadaşlarını diri diri yakabilirler. Bazen küçük olaylar büyük resmi gösterir. Devletin özel sektöre kayyum atadığı, kendisine yakın görmediği Holdinglere vergi cezaları kestiği bir ekonomik iklimde ne yerli ne de yabancı yatırımcı para yatırır. İşte bu yüzden de yabancı yatırımcı hukuksuz, istikrarsız ve güvensiz gördüğü ülkeden uzaklaşıyor. Ekonomi ihtiyacı olduğu inovasyon ve yüksek katma değer hamlelerini yapamıyor.

4-              İktidarın özel hayata baskısı artarak devam ediyor: Vatandaşların kaç çocuk yapacağını, bir kadınının nasıl “tam” yahut “eksik” olduğunu, doğum kontrolü kullanıp kullanmaması gerektiğini söyleyecek kadar vatandaşın mahremine giren iktidar artık evlere ve dükkânlara da bizzat giriyor. İktidar siyaseten yaşam alanı bırakmamak için büyük çaba sarf ettiği muhaliflere ve kendisinden başka hayat tarzına sahip olanlara sokakta da alan bırakmamak istiyor. Bu saldırı benzeri saldırıların farklı muhitlerde de tekrarlanabileceğinin sinyalini veriyor.

5-              Bu faşist anlayış ülkeyi iç savaşa sürüklemekten çekinmiyor: Kendi iktidarını devam ettirebilmek için birileri ülkeyi yakmayı göze almış. Haziran-Kasım ayında terörün tetiklenmesi ve buradan yaratılan siyasi faydada da bu gerçeğe tanık olduk. Hala Gezi`nin gündeme getirilmesi ve konu üzerinde ısrar bunun bir göstergesi. Ülkeyi yakmayı göze almış bir iktidarı dizginlemek için ülkeyi yakmaması için susmak mı , yoksa mücadele etmek mi vatanseverlik? Bunun cevabını siz verin fakat bu bencil ve çıkar odaklı siyaset anlayışının uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ortada. Pandoranın kutusu açılınca bir daha kolay kolay kapanmaz. Gezi yarım kalmıştı, tamamlanırsa kaybederler.

6-              Teknoloji faşist sistem ve bireylerin en büyük düşmanı ve demokratik mücadelede kullanılmak zorunda: Periscope adlı canlı yayın yapmanızı sağlayan sosyal medya platformu belli ki etkinliğin daha çok kişiye ulaşması hedefiyle Cihangir`deki kullanılmış. Saldırı öncesi, anı ve sonrası kayıt altına alınmış. Bu olayı canlı yayında ve sonrasında kayıt olarak milyonlara ulaşması bu kayıt sayesinde olmuş. Bu eşkiyaların kimlikleri ve yüzleri net olarak görülüyor. Oradaki grubun barışçıl ve kendi kendine zararsız bir şekilde eğlendiği ortada. Eğer bu kayıt olmasa iktidar medyası ve sözcüleri kim bilir ne iftiralar atacaklardı. Aynı Gezi`de Kabataş yalancılarının yaptığı gibi! Aynı Cami`de içki içiyorlardı iftirası gibi! Teknoloji doğru kullanıldığında yalan ve ikiyüzlülüğü kanıtlayan iyi bir araçtır.

Sonuç olarak münferit bir olay gibi görülse de Cihangir Saldırısı ülkenin mevcut hali ve nereye gittiği yönünde önemli bir işaret veriyor. Faşizm ile birleşen İslamcılığın sosyal, ekonomik ve siyasi sonuçlarını gösteriyor. Atıl kalınan her gün, bu iktidara dur denmeyen her saniye ülkeyi daha da geriye götürüyor.

Kadri Gürsel`in de geçen haftalardaki bir yazısında belirttiği üzere maalesef ülkenin dibi yok. Gittikçe batıyoruz ve daha da dibe gidebiliriz. Orta Doğu’daki örnekler önümüzde. Faşist zihniyet en tepeden en aşağıya kadar yayılmaya devam ediyor. Buna dur demek ülkedeki demokrat kesimlerin en büyük sorumluluğu. Parlamenter siyaset burada tıkanıyorsa, demokrat ve özgürlükçü kesimlerin barışçıl yollarla bu mücadeleyi vermesi gerekiyor.

Washington merkezli Sidar Global Advisors (SGA) politik risk ve makroekonomik araştırma firmasının sahibi ve yöneticisidir. Türkiye Rüyası Yeni Siyaset kitabının yazarıdır. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’dan (SAIS) yüksek lisans derecesi bulunmaktadır.

1 Yorum

  1. Aytrn Aydin says:

    Sanirim liselilerin ayaklanmasi cok daha guclu Gezi ruhuyla ayaga kalkacak halkin destegini gerektiriyor.Artik is partilesmenin gucunu asan boyutlarda. Halkin farkindaligi ve kayboladuran mucadele gucunu durtmek gerekecek.

Düşüncenizi Paylaşın