Sanayi 4.0 ve Sol

Sanayi 4.0 ve Sol

Dördüncü Sanayi Devrimi (Sanayi 4.0) olarak adlandırılan içinde yaşadığımız dijital ve teknolojik devrim süreci küresel entelektüel çevrelerde en çok konuşulan kavramların başında geliyor.

Peki nedir bu yeni kavram? Ne ölçüde bir sosyo-ekonomik yeniden yapılanma sürecinden bahsediyoruz?

Dijital teknoloji devriminin önceki sanayi devrimlerinden farkı nedir? Emeği, sermayeyi ve sol ideolojiyi nasıl etkileyecek?

Merkezinde emek-sermaye ilişkisi olan sol, emek-sermaye yeniden tanımlanırken bu değişim çağından güçlenerek mi yoksa zayıflayarak mı çıkacak?

Bu soruların cevabını verebilmek için içinde bulunduğumuz dönemi iyi idrak etmek gerekiyor:

18. yüzyılın sonunda gerçekleşen Birinci Sanayi Devriminde insanlık buhar gücüyle çalışan makinelerin sanayide yaygınlaşmasıyla otomasyonun ön plana çıkmasına şahit oldu. İkinci Sanayi Devrimi 20. yüzyılın başında Henry Ford`un elektrik ile seri üretim konseptini gerçekleştirmesiyle yaşandı. Üçüncü Sanayi Devrimi 1970`li yıllarda bilişim teknolojilerinin ve elektronik sistemlerin tam otomasyonla yaygınlaşmasıyla tanımlandı.

Kişisel bilgisayarlar, iletişim ağları Üçüncü Sanayi Devriminin yapıtaşları oldu. İçinde bulunduğumuz 4. Sanayi Devrim Süreci ise kimilerine göre Üçüncü Sanayi Devriminin bir uzantısı, kimisine göreyse hızı, sistemik etkileri ve kapsamı nedeniyle başlı başına yeni bir süreç.

Peki nedir Dördüncü Sanayi Devrimi?

Dördüncü Sanayi Devriminin merkezinde dijitalleşme ve teknolojinin sunduğu tam otomasyon, yapay zeka ve ağların birbiriyle içice girmesinden ötürü oluşan Nesnelerin İnterneti (Internet of Things), büyük veri analitiği (Big Data Analytics), yapay zeka (AI) ve Bulut (Cloud) gibi temel yapıtaşları var.

Bu teknolojilerin oluşturduğu yeni sektör-şirketler emek ve sermayeyi yeniden tanımlıyor, yeni bir ekonomik sistem yaratıyor.

Kavramın öncülerinden Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Başkanı Klaus Schwab`a göre bu süreçte nasıl yaşadığımız, nasıl çalıştığımız, birbirimizle ilişkilerimiz kökünden değişiyor.

Yapay zeka bu transformasyonun tam merkezinde! Medyadan finansa, finanstan ulaşıma, ulaşımdan sanayi üretimine, üretimden turizme kadar yapay zeka geleneksel mesleklerin yerini alıyor.

Tahminlere göre 1955 yılında kullanılmaya başlanan “yapay zeka” teknolojileri 2040 yılında insan-aklı seviyesine ulaşacak.

Deloitte ve Oxford`un yaptığı bir araştırmada İngiltere gibi yüksek katma değere sahip bir ekonomide bile önümüzdeki on yıl içerisinde toplam işgücünün yüzde 35`inin yapay zeka tarafından ikame edileceği belirtiliyor.

Örneğin; yapay zeka sürücüsüz arabaları mümkün hale getirdi. Araba üreticileri ve teknoloji şirketleri trafikte diğer arabalarla ve sinyalizasyon sistemiyle iletişim halinde kendi kendine şoförsüz giden arabalar üretiyor. Bu arabalar ABD`de birçok şehirde deneme sürüşlerine çoktan başladı. Birkaç sene içerisinde çok daha yaygınlaşacaklar.

Bu durum Türkiye`de geçimini şoförlükten kazanan milyonlarca vatandaşımızın yakın bir gelecekte ekmek parası kazanamayacağı anlamına geliyor. Artık veri girişini sisteme girecek memurlara, bu verileri analiz edecek teknik uzmanlara, yabancı dilden çeviri yapacak çevirmenlere ihtiyaç kalmıyor.

Çevirmenlik, muhasebecilik, muhabirlik, sigortacılık gibi orta katma değerli mesleklerin bile artık yapay zeka sayesinde bilgisayarlar tarafından yapılabildiği bir döneme girdik.

Peki bu işlerini kaybeden insanlara siyasal sistem nasıl sahip çıkacak? Sosyal güvenlik şemsiyesi altına girebilecekler mi?

Makasın açılması sadece emek piyasasını da etkilemiyor. Toplumdaki gelir adaletsizliğini artırıyor ve sosyal dokuyu bozuyor. Çalışanlar sermaye ve teknolojiye karşı sürekli güç kaybediyorlar. Bu sosyal risk ve muhtemel tansiyonun önüne geçebilmek için sistemin mevcut trendleriyle uyumlu iktisat, eğitim, sosyal güvenlik, finans, teknoloji ve istihdam politikalarını birbiriyle bütünleşik olarak inşa etmek gerekiyor. Bu da ancak meseleye çok disiplinli ve analitik bir pencereden bakmakla mümkün.

Dijital devrim ve yeni ekonomi tehditler sunduğu kadar trendlere hazırlıklı olan birey ve ülkelere fırsatlar da sunuyor.

Yaratıcılık faktörünün önemli olduğu meslekler, skalanın en üzerindeki komplike beceriler, eğitim ve mesleki vasıflar gerektiren işler hayatta kalmaya devam edecek. Yöneticiler, mühendisler, biliminsanları, hukukçular ve eğiticiler bu trendlerden olumsuz değil belki de olumlu etkilenecekler. Bu durum gelir adaletsizliğini daha da tetikleyecek.

İçinde bulunduğumuz devrim çağını önceki sanayi devrimleriyle karşılaştırıp etkilerinin benzer olduğunu düşünenler yanılıyor. Çünkü önceki sanayi devrimleri otomasyon ve üretim verimliliğini sağladı. Şimdiyse yapay zekadan bahsediyoruz. Milyarlarca insanın birbirleriyle makineler aracılığıyla bağlanmasından ve çok hızlı gerçekleşen değişim süreçlerinden bahsediyoruz.

“Vasat İnsan” Ekonomik Sistem Dışında

Yapay zeka nedeniyle vasat insanı tamamen denklem dışına çıkarabilecek risk mevcut. “Emek-Sermaye” ilişkisi “Birey-Sermaye” olarak yeniden tanımlanabilir çünkü bir kesimin emeği belki “gereksiz” hale geliyor.

İşsizlik sonucu gelir adaletsizliğinin artması, orta sınıfın neredeyse yok olması ve yoksulluk gibi artan riskler solun yeniden mağdur-mazlum ve güçlü-zayıf ekseninde yeniden tanımlanmasını şart koşuyor.

Sosyal adaletsizliğin artması ve gelir makasının açılması solun ana meselesi olduğundan Dördüncü Sanayi Devrimi solu yakından ilgilendiriyor. Belki dünyada verimlilik ve iletişimle pasta büyüyecek ama paylaşılan dilimlerin büyümesi için vicdani sol siyasete ihtiyaç duyulacak.

Hem küresel solun hem Türkiye solunun bu değişen parametreler ışığında sorunları ele alması ve adil bir paylaşım mekanizmasını yaratması gerekiyor.

Sol siyaset hem insanı yaratacağı sosyal güvenlik şemsiyesiyle koruma altına almaya çalışmalı hem de gerekli toplumsal transformasyonu gerçekleştirme sürecine katkıda bulunmalı. Çünkü yapay zeka yetenekli ve donanımlı insanla mücadele edecek güçte değil.

Otomasyon daha verimli üretimi yaratırken, yaratıcılık kısmı halen insanın tekelinde. Yapay zekanın duygusal zekası yok ve olmayacak. Bu yüzden yaratıcılık, girişimcilik ve liderlik halen önemli. Yaratıcılığı ve girişimciliği teşvik edecek hukukun üstünlüğü, özgürlük ve demokrasi bu nedenle olmazsa olmaz değerler. Bu da solun tam merkezinde bulunuyor.

3T bu bağlamda ülkeler için çok kritik: Yetenek (Talent) Teknoloji (Technology) Hoşgörü (Tolerance)

Bu yüzden siyasetin insanı eğitimle yetenekli ve donanımlı hale getirmesi, teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmesi ve hoşgörülü bir demokratik sistemi sol siyasetin yaratabilmesi gerekiyor.

Bu 3T her zaman birbirini takip ediyor. Yetenek ve teknoloji, hoşgörünün olduğu ülkelere akıyor. Yerel ve küresel trendleri beliriyor ve küreselleşmeye yön veriyor. Çünkü yaratıcı sınıflar ancak huzurlu, mutlu, istikrarlı ve güven veren coğrafyalarda yaşamak ve iş yapmak istiyorlar. Bu huzurlu toplumlarıysa ancak vicdanlı ve çağdaş bir sol siyaset kurabilir.

Türkiye bu dijital dönüşümün neresinde?

İmam Hatip liselilerinin ülkenin tek umudu olarak görüldüğü, internet teknolojilerinin yasaklandığı ve her eleştirinin hakaret olarak değerlendirilip davalar açıldığı bir muhafazakar sağ iktidar sürecinde bu konuların hiçbirinde olumlu adım beklemek mümkün değil. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının ülke ekonomisinin geleceği gibi bir derdi yok. Olsaydı bu değişimin ana unsuru olacak hukukun üstünlüğü, demokrasi ve özgürlükler konusunda ülkeyi bu denli geriye gitmezdik.

Ülkenin gelecekte ülkeyi üst düzey ekonomik seviyeye çıkartacak girişimci, mühendis, yöneticilere sadece İstanbul`da, Edirne`de, Bursa`da değil, Diyarbakır`da, Silopi ve Cizre`de de var. Toplumun her kesimini din, mezhep, ırk ve cinsiyet olarak ayırt etmeksizin kucaklayacak ve bu kesimlerin yeteneklerinden yararlanacak bir ekosisteme ihtiyaç var. Bunu ancak ilerici bir sol gerçekleştirebilir.

Toplumun birbirinden ayrıştığı, duygusal kopuşlar yaşandığı, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü önünde önemli engeller oluştuğu bir ülke ekonomiyi ileriye taşıyacak, yapay zeka ve bireyin duygusal zekasını bir araya getirecek şirketleri kuracak girişimcilerini kaybeder. Beyin göçünün son yıllarda artması bu riskin bir göstergesi.

İyi eğitim almış, teknolojiyi içselleştirmiş ve yeni teknolojilere hakim, düşünen, okuyan, sorgulayan, yazan ve yaratan grup Türkiye`de de mevcut. Türkiye`den birçok küresel dijital marka çıkabilir. Ornek vermek gerekirse yemeksepeti.com bunu başardı. Scorp ve Voscreen bu doğrultuda ilerliyor.

Gezi hareketinde bu yeni neslin yaratıcılığı ve etkililiğini gördük. Fakat mevcut siyasi iktidar bu genç ve yaratıcı kitlelere sahip çıkmıyor, onları cesaretlendirmiyor, eğitim ve teknoloji erişimlerini artırmıyor ve finans kaynaklarıyla birleştirecek bir iklim yaratmıyor.

Tam tersine toplum sürekli kutuplaşmalarla meşgul ediliyor. Düşük katma değerli sektörler, otoriter rejimlerde yüksek katma değerli sektörlere iktidar tarafından tercih ediliyor çünkü kısa dönemde çarkı çevirecek rantiye ekonomisini sürdürecek ana motor olarak görülüyor.

Bu yüzden Türkiye`de köprülerden, yollardan, sitelerden yani inşaat sektöründen bahsediyoruz. Inovasyondan bahsedemiyoruz.

İlerici sol siyasetin demokrasi ve özgürlükler çerçevesinde tekrar insanı merkeze alan bir siyaseti odak noktası yapması çağdaş ve güçlü bir Türkiye oluşturma konusunda kafa yorması şart. Dördüncü Sanayi Devriminin Türkiye`yi ve dünyayı nasıl etkileyeceği bu aktörlerin ne kadar hazırlıklı olduğuyla ilgili bir konu.

Değişim kontrol edebileceğimizden hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Ülkemiz ve güçlü bir ekonomi için şimdiden geleceğimizi düşünmek, özgürlükçü, modern, demokratik ve ilerici-sol siyasetin temsilcisi olacak muhalefet, sivil toplum ve iş dünyasına düşen önemli bir görev.

Türkiye’yi yeni ekonomide bir küresel ekonomik güç yapma hedefinin gerçekleştirilebilmesi için ülke ekonomisinin yeni bir paradigma üzerine inşa edilmesi, bunun temelinin de özgür-laik-demokratik bir iklim, inovasyon, insan kaynağı ve teknolojik ilerleme olması gerekmekte. Bu da merkezine eşitlik, adalet ve özgürlüğü yerleştiren çağdaş bir Türkiye solunun gerçekleştirmesi gereken en büyük hedeftir.

Washington merkezli Sidar Global Advisors (SGA) politik risk ve makroekonomik araştırma firmasının sahibi ve yöneticisidir. Türkiye Rüyası Yeni Siyaset kitabının yazarıdır. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’dan (SAIS) yüksek lisans derecesi bulunmaktadır.

7 Yorum

  1. necef says:

    yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum , Sınai Kalkınma Bankası , DPT yıllardır acaba ne yapmıştı ve hala ne yapmaktadır yazarsanız çok aydınlatıcı olur ,
    selam ve sevgiyle

  2. dovmesilen says:

    industrie 4.0 iyi değerlendirilirse çok güzel bir gelecek vaadediyor. toplam işgücünün 3-4 saate indirilmesi, insanlara daha fazla zaman kalması, evden çalışma olanakları gelmesi kaçınılmaz. ama bunu yapacak sistemin iyi işlenmesi lazım. yoksa bu sürecin sonunda daha zengin bir azınlık ve milyonlarca yoksul çıkması işten değil, ki öyle olacak gibi de görünüyor. nüfusu daha az avrupa ülkeleri sorunu hızlı aşabilecekken, kalabalık nüfuslu uzak doğu ve ortadoğuda kan gövdeyi götürecek gibi duruyor. ve her şey 10 15 sene içinde gözlerimizin önünde cereyan edecek.

    azıcık aklı olan insanlar dijital alanlara yönelir, diğer kesimler şehirlerdeki yatırımlarını satıp kırsalda tarla arazi alsa iyi olur yoksa bu gidişle insanların sonu açlık olacak.

  3. Türkiye’de eksikliği olan anlayış kökten. Türkiye’de “liyakat” yok. O yüzden imam hatipler ülke yönetiyor. O yüzden batıyoruz.

    ilerde zekanın da yaratıcılığın da bir işe yarayacağını zannetmiyorum. Yapay zeka konusunda ilerlemeler var. Buluşların da -insana ihtiyaç olmadan- yapay zekalı yazılımlar tarafından gerçekleştirileceğini öngörüyorum. Bunu facebook hesabımda “TAY”I ALAN ÜSKÜDARI GEÇİYOR!” başlıklı notumda yazdım:

    “Microsoft’un işleme alındıktan sonra ırkçı ve cinsellikle ilgili tweetler atan “Tay” adlı yapay zeka yazılımı çok konuşuldu. Ayrıntısını medyadan biliyorsunuzdur. Ben farklı bir yerden gireceğim: Bence anlatıldığı gibi bu yazılım başarısız değil. Gayet başarılı. Neden diye soracak olursanız:
    Ülkeler istihbaratı nasıl elde eder biliyor musunuz? Ortalıkta bulunan verileri işleyerek elde eder. İstihbarat analistleri tüm verileri bir kenara koyarlar, ölçerler biçerler ve bir sonuca ulaşırlar. İstihbarat analizi yapmak, bulmaca çözmeye benzer. Var olan verilerden görünmeyen bütünü tahmin ederler. Mesela Teröristlere yakın grupları takip altına alırlar. Onlardan edindikleri bilgilerle bundan sonra nereye saldırılacağını tahmin ederler. Bunu yaparken kendilerini teröristlerin yerine koyarlar. Onlar gibi düşünürler.
    Ancak bu işi yorumlayan “insan” olduğu için hata yapma ihtimali her zaman vardır. Ama şimdi böyle yazılımlar geliyor. Düşünsenize aynı teröristler gibi düşünen bilgisayarlarınız var. Teröristlerin bir sonraki hedeflerini çok daha kolay bir şekilde elde edebileceksiniz. Belki dünya liderlerinin ne düşündüğünü bu yazılımlar ortaya çıkarabilecek. Ya da bu yazılım gücünü elinde bulunduran ülke, buluşlarını yazılımlara yaptırabilecek. Bu ne demek biliyor musunuz? İnsan aklıyla belki 100 yıl sonra başka birinin bulacağı bir buluşu, 100 yıl evvel bu yapay zeka gücünü elinde bulunduran ülkeler yapacak!
    İnsan zekasının, kol gücünün bir anlamı olmadığı bir çağ geliyor. Farkında mısınız? Bambaşka bir dönüşüm çağı bizi bekliyor.(Yazılımlar insanlar gibi düşünebildiği için “Beyin göçü” olmayacak mesela. )Biz de hala günah-sevapla, ahlakla-namusla uğraşıduralım, “Tay”ı alan Üsküdar’ı geçiyor. Benden söylemesi.”

    Davut Sakallı

  4. Aytrn Aydin says:

    Degerlendirmeniz cok aydinlatici. Oldukca yardimci olacak yorumlar da yapilmis. Bunlara bir sey eklemem gerekirse artik bu durumda sag sol kavramlariyla degil yapay zekanin yine insanca hizla gelistirilmesi ve yasam meydanina cikmasi ile hemzamanli olarak insan evriminde yeni bir gelisme olarak yatay bir acilimla beynin kalp/vicdan ile bir ahenk icinde calisacagi yeni bir insan tipi ortaya cikacaktir. Bu gunlerin hizla artan krizi bu yeni dogusun dogum sancilaridir. Ancak dogal dogum mu olur sezeryen mi gerekir onu yakinda gorecegiz.

  5. Sinan Kayalıgil says:

    Adına ne dersek diyelim, yeni dönemin belirleyicisi sayısal uçurum olacak kanısındayım. Giderek daha çok insanın malumata ulaşıyor görünmesi, bilginin yaygınlaştığı anlamına gelmiyor. Gitgide daha çok kaynaktan yalan yanlış izlenimler edinen ama gerçekte bilgi ve dolayısıyla etki yoksunu çoğunlukla oluyoruz.Toplumsal anaforlarla çevriliyiz. Gezi aslında bunun bir örneği. Kitlelere katılıp sürüklenmek, ortak ve yenilikci ama isgoren bir iradeyi geliştirmek demek olmuyor.

Düşüncenizi Paylaşın