Türkiye Çocuk Mezarlığına Dönüşüyor!

Türkiye Çocuk Mezarlığına Dönüşüyor!

Montesquieu Kanunların Ruhu yapıtında üç tür yönetim biçimi olduğunu söyler: cumhuriyet, krallık ve zorbalık.

Biz cumhuriyetle yönetilen bir ülkeyiz, ama uzunca bir süredir kafaları çevirdiğimiz her bir noktada farklı yok oluşların yaşandığı bir ülkeye dönüştük. Terazinin uçlarındaki tarafların nefret dillerini yükseltmesinden başka bir şeyin değişmemesini de kanıksadık bir şekilde. Ölümlerin, özellikle gencecik ölümlerin yarattığı travmalar her geçen gün umutsuzluğumuzu artırdı, sonunda da çok konuşmaz olduk. Her gün defalarca geçtiğimiz yerlerde bombalar patlarken, o şehirde yaşayan arkadaşlarımızın “ben iyiyim” mesajlarını bile kabullendik sessizce.

Ancak hemen her gün yenisini tecrübe ettiğimiz yıkımlarımızın hiç biri çocuklar üzerinde oynanan oyunların içimizde yarattığı kokudan büyük olamadı. Olamaz da, zira çocuk istismarına sessiz kalmak nefret toplumun gelebileceği en son nokta olduğunu bilmek için sadece insan olmak yeterliydi. Çocukları şiddetten koruyamamak, ya da korumamayı tercih etmek üzerinde mutabık kalacağımız tek değerinde aslında olmadığını gösterecekti: insan olmak. Bunun önlemini almamaksa çocukların, yani bu toplumun geleceklerini mezara gömdüğümüzü.

Oysa konu çocuksa, kurum ve siyasetleri bir kenara bırakıp, en azından fikirler üzerinden bir mutabakat ortaya koyabilmeyi becerebilmeliydi bu coğrafyanın insanı .Konu hem ideolojiler dışı hem siyaset üstü olabilmeliydi. Fakat olmuyor!

Bu yüzden de asıl işi sadece yazmakla sınırlı olan muhalif basın kapatılması istenen konuların ısrarla üzerini açıyor. Susması için bilmemesi istenen, bu yüzden de konu hakkında yayın yasağı getirilen halk sadece muhalefetten bu konuyu irdelemesi için daha çok çaba bekliyor. Çaresizlik, konu çocuk olduğunda büyük tepkilere dönüşebiliyor. Din, dil ya da mezhep ne olursa olsun çocuk istismarı pek çok insanın vicdanını yaralıyor.

Zira Karaman’da 9-11 yaşlarında kırk beş çocuğun cinsel istismarı ve şu ana kadar doğrulanmış 10 çocuğa tecavüz iddiası hızla sessizleştirilen bu toplumun bile sessiz kalamayacağı kadar ağır bir konu. Hükümetin şimdiye dek verdiği beyanların aksine muhalefet en az üç yıl sürdüğü belirlenen bu istismarın “adli bir vaka” olarak görülemeyeceği üzerinde duruyor. Erkek çocuklara cinsel istismarın gerçekleştiği Ensar vakfının başka illerdeki şubelerinde de benzer vakalarının ortaya çıkmış olması halkın nezdinde güvenilirliğini ciddi bir şekilde azaltmış olsa da Hükümet gerek Milli Eğitim Bakanı gerekse Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı tarafından “münferit bir vaka” olarak konumlandırılmaya devam ediyor.

Olayın şüphesiz en can yakan tarafı Hükümet yetkililerin, ağız birliği ederek çocukların neden korunamadığını araştırmak yerine bu istismarların gerçekleştiği evlerin sahibi olan Ensar Vakfı’nı korumaları. Bu evlerde (şimdilik) en az birkaç kez yaşandığı tespit edilen tecavüzleri araştıran gazeteciler, Karaman’da imam hatip okullarına giden tüm yatılı çocukların Karaman ENSAR evlerinde kaldıklarının belirlendiğini söylemekte., çünkü bu okulların yatakhaneleri bilinmeyen bir nedenle yok. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı açıklamasında Ensar Vakfı’nın Bakanlıkla işbirliği yapan en önemli STK lardan biri olduğunun altını çizerken, aslında İmam Hatip okullarına yatakhane yapmayıp, çocukları bu vakıfların evlerinde yatırmış olmanın hiçbir şekilde sorumluluğunu üstlenmemiş olduğunu söylüyor.

İşin daha da ilginç kısmı web sitesinde vizyonunu “mutlu birey ve güçlü aileden oluşan müreffeh bir toplum için sosyal riskleri önleyici sosyal politikalar geliştiren bir bakanlık olmak “ diye özetleyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı konu ile ilgili açıklamalarında Ensar Vakfı’na değinmekten ısrarla kaçınıyor.

Bu olaydan daha travmatik bir “sosyal risk” olabilir mi? O halde bunu nasıl önleyeceğiz?

Yine aynı bakan çocukların rehabilitasyonuna başlandığını ve “tek kez” olan olayın vakfa mal edilmemesi gerektiğinin üzerinde ısrarla duruyor. Yani kendi deyişiyle , çocuklarımızın topluma kazandırılması konusunda karşılaştıkları riskleri önlemekle görevli olan kişi, oldukça riskli olduğu artık tartışılmaz bir gerçek olan bu kaçak evlerin araştırılmasına gerek bile duymuyor.

Dünya Sağlık Örgütü, çocuk istismarını “bir yetişkin veya devlet tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığını, fiziksel ve psiko-sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışlar” olarak açıklamış. Gerçekten de genelde çocuğun en güven duyduğu kişiler tarafından gerçekleştirilen cinsel istismarlar çocukluk çağı travmaları içinde özellikle Türkiye gibi kapalı toplumlarda önce ortaya çıkması, sonra da tedavi edilmesi en zor travma olarak adlandırılıyor. Nedenini anlamak çok da zor değil: özellikle muhafazakar bölgelerde anne-baba dahil çocuklarının toplum tarafından dışlanacağını düşünüp sessiz kalmayı, olayın üzerini kapatmayı tercih edebiliyorlar.

Oysa Milli Eğitim Bakanı’nın bu Vakfa itibar kazandırma çabasının aksine, “eğitim amaçlı” kurulan ve CHP’ nin Karaman raporunda belirttiği gibi ruhsat alınmadan çalıştırılan bu “eğitim” yerleri bağımsız; yani başsız. Vakfın deyimiyle kendileri Milli Eğitim Bakanlığı’nın işbirliği yaptığı sivil toplum kuruluşu. Yani hem bakanlık tarafından öneriliyorlar, hem de bakanlığa bağlı olmadıkları için hiçbir makama öğrettiklerinin hesabını vermek zorunda kalmıyorlar. Diğer bir deyişle denetlenmiyorlar. Bu ders verilen evlerde neler öğretildiği ve nasıl öğretildiği ise doğal olarak bir sır; ve ne Milli Eğitim Bakanı’nı ne de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bu sırrı bilmeye pek niyetli değil.

Tüm bu olayların sorumlusu olarak sadece faili veya failleri görmek ve vakfı inceleme altına almamak bir yerde suçu kapatmak. Bir yerde de olayın sorumluluğundan kaçmak. Oysa yukarıda da belirtildiği gibi olayı yaşayan çocuklar bir çok nedenden dolayı anlatmakta zorlanmakta ve olayın kapanması bu olayların artması konusunda endişe yaratacak.

Tekrar başa dönersek, konu çocuk!

Ve bizim yönetim biçimimiz -bildiğimiz kadarıyla- cumhuriyet. Yasalar belki sadece failleri bulmaya ve cezalandırmaya olanak verir, ancak Montesquieu ‘nun “Kanunların Ruhu” nda yazdığı gibi demokrasilerin yönetici ilkesi erdemdir .

Eğer erdemliysek, bu olayın nedenlerini araştırır buluruz. Aksi takdirde önce bu çocuklar ,sonra da bu toplum diri diri mezara gömülür.

Boğaziçi Üniversitesi ve ABD Emerson College’da siyaset iletişimi konusunda yüksek lisansını yaptı. Kültür Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi ve en son olarak Boğaziçi Üniversitesi'nde siyaset iletişimi dersleri verdi. 7 Haziran 2015 seçimlerinde CHP Milletvekili adayı oldu. Halen Medyascope TV'de kadın hakları üzerine program yapmaktadır. Kadın Siyaset Merkezi (KASİMER) kurucusu olup kadının siyasete katılımı konusunda çalışmalar yapmaktadır. Association For Women's Rights Development (AWID) üyesidir.

1 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Guzel bir agit. Yani hakikati gorup -anlayip gereken adimlari almak zamani coktan geldi. Umarim buyuk hasar vererek olsada ogrenmeye yardim ederse sukredelim. O xa zor gozukuyor. Zira Montesquieu’nun Kanunlarin Ruhu kiabindaki uc tipin disinda ve nasil asilacagi da bilinemeyen yeni bir rejim dogdu. Buna bir isim vermeden onun yok olmasi artik velecegi doguracak yeni kusagin elinde. Onlari destekleyerek bunu bir halk istegi haline getirmek gerekiyor. Bu olacak ancak nasil ve ne zaman haka bir soru. Ancak her problemin cozumu kendi iicinfedir. Unutmayalim. Bilmeyenlere bir turlu ogretmrk gerekiyor ve de zamani. Bu olay cok guzrl bir neden ve de guc.

Düşüncenizi Paylaşın