Vurun Kahpeye 2016: Atatürk Resmi İndireni Recmedenlerin İbretlik Hikayesi

Vurun Kahpeye 2016:  Atatürk Resmi İndireni Recmedenlerin İbretlik Hikayesi

 

CHP, Türkiye’de hızla dönüşen ve beklentileri yenilenen bir toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilmek için yıllardır dönüşüm geçiriyor. Fakat bu sancılı dönüşüm sürecinde yenilikçi ve gelenekçi kanatlar hâlâ tam olarak yenişemedi. Gelenekçi kanat partiyi 2007 yılındaki çizgisine geri getirebilmek için (bazı sağ Kemalist yayın organlarının da desteğiyle) her seferinde yeni tartışma konuları öne sürerek gerginliği canlı tutmaya ediyor. Tartışmalar Atatürk sevgisi gibi CHP’nin birleştirici unsurlarından biri üzerinden yaşandığı zaman hedefteki siyasetçinin yaralanması iyice kolaylaşıyor. Türkiye’nin silahlı çatışma ve otoriterleşme altında cumhuriyet tarihinin en acı günlerini yaşadığı dönemde “Atatürk resmini hangi milletvekili indirdi?” sorusu üzerinden başlayan tartışma, parti içi mücadelenin Türkiye gerçeğinden kopacak kadar sertleştiğini kanıtlıyor. Atatürk geleneğinin partiden söküldüğü iddiasıyla patırtı koparanlar, Atatürk idealleri ile asla bağdaşmaması gereken bir linç siyaseti üzerinden öyle gözü dönmüş bir tavır sergiliyorlar ki; bir zamanlar Cumhuriyet ideallerini yaymak için mücadele verenleri taşlayan softaları aratmıyor, Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye romanının rolleri değişmiş bir yeni versiyonunu fiilen sahneye koyuyorlar.

Muallime Aliye’nin Hikâyesi

Cumhuriyet Devriminin en dikkat çeken figürlerinden Halide Edip Adıvar’ın, Türkiye’de derin iz bırakan, üç kere sinemaya, defalarca da tiyatroya uyarlanan romanı, tarihin bir cilvesi olarak tam 100 yıl önce bugünlerde birleşik kitap olarak yayınlanmıştır. Bu tarih, yazarın muhalif kimliğinden ötürü Türkiye’den ayrıldığı günlere rast gelir. Mustafa Kemal Paşa’nın otoritesinin konsolide olduğu günlerde eşi Adnan Bey ile birlikte yurtdışına çıkan ve 14 yıl ülke dışında kalan Halide Edip, sanki kendi yarattığı kahramanın kaderine benzememek için kaçmaktadır.

Vurun Kahpeye romanının kahramanı Aliye Hanım, İstanbul’dan işgal günlerinde bir Ege kasabasına tayin edilen genç bir muallimedir. Subay babasından esinlendiği fikirlerle kasabada Kuvva-yı Millîye ruhunun en sıkı savunucusu olmuştur. Aliye’nin en büyük düşmanları ise Halide Edip’in ilerlemenin önündeki en önemli iki kesimin temsilcileri olarak karşımıza koyduğu; mutaassıp imam Hacı Fettah (ulema) ve Aliye’yi dördüncü eşi yapmak isteyen kasabanın zengin tüccar Kantarcı Hüseyin (eşraf) olurlar. Bu ikilinin kışkırtmasıyla muallimeyi linç etmeye çalışan kasaba halkı, romanın ilerleyen bölümlerinde Aliye’nin nişanlısı olacak Kuvvacı Tosun Bey’in kuvvetleri tarafından son anda durdurulur. Tosun Bey’in varlığı başlarda Aliye için bir güvence iken kasabanın Yunan işgal kuvvetlerinin eline geçmesiyle durum Hacı Fettah ile Kantarcı lehine değişecektir. İşgalci Yunan kumandanı Damyanos’un da kendisine göz koyması ile üstündeki baskı artan Aliye sonunda gizlice Tosun Bey ile buluşmayı başarır, fakat nişanlısının Yunan cephaneliğine yapacağı bir saldırıya yardım amacıyla iki gününü Damyanos’un yanında geçirmek zorunda kalır. Cephanelik saldırısı başarılı olur ve Yunan kuvvetleri çekilir, fakat Türk ordusu kasabaya gelmeden harekete geçen Hacı Fettah, Aliye’nin Yunan kumandanın metresi olduğu iddiası ile kasabalıyı galeyana getirir ve “Vurun Kahpeye” sesleri altında genç öğretmen ‘recm’edilir.

Muallime Halide’nin Kaderi

Halide Edip’in kahramanı Aliye, gerici–baskıcı kitlelere karşı gerektiğinde kendi canlarını bile ortaya koyma duygusunu taşıyanlara ilham olmuştur. Fakat Cumhuriyet yöneticilerinin 92 yılın ne kadarında Aliyeleri ne kadarında Hacı Fettahları daha çok koruduğu sorusu tartışmalıdır. İstiklâl Mahkemelerinin en sert faaliyette olduğu günlerde Halide Edip de, gericiler tarafından olmasa bile eski yol arkadaşı Mustafa Kemal’in taraftarları elinden benzer bir kaderi paylaşmamak adına ülkeden ayrılır. Batılı siyasetçi ve düşünürler Türkiye’deki modernleşme reformlarını kuvvetle alkışlarken Halide Edip 1929 yılında, Yale Review sonbahar sayısında, henüz Atatürk soyadını almamış eski yoldaşının şapka reformunu zehir zemberek eleştiren bir makale kaleme alacak, bir İngilizce akademik dergide yayını olan ilk Türk olarak tarihe geçecektir. 1940 yılında İsmet İnönü’nün çağrısıyla itibarı iade edilmiş olarak Türkiye’ye döner ve İstanbul Üniversitesinde kürsü sahibi olur. Günümüz tarih yazımında bazen Kurtuluş Savaşının kahraman ‘Halide Onbaşısı’ olarak göklere çıkartılır, bazı yayınlarda ise Amerikan mandacısı olduğu iddiasıyla yerin dibine batırılır. Aslında günümüzde, tek kelime İngilizce bilmediği hâlde ABD’yi herkesten en iyi tanıdığını iddia ederek ABD’de bir yaz stajı yapanları dahi “Amerikan Emperyalizminin Türkiye’ye yerleştirdiği ajanlar” olarak görme eğilimindeki saplantılı bir zihniyet için, Halide Edip’in Robert Kolej’den mezun ilk Müslüman kadın olması bile vatan haini ilan edilebilmesi için yeterlidir. Fakat gerçek Halide Edip, birileri sevsin ya da sevmesin, sonraları “haklıymış” diyeceği Mustafa Kemal’e karşı Aliye Öğretmenin dikliği ile muhalif olacak cesarete sahiptir.

Bugünün Hacı Fettahlarının İşgali Altında CHP

Hacı Fettah’ın Türkiye için ifade ettiği kimliği siyasal İslam ile sınırlamak ne kadar yeterli olabilir? Halide Edip’in karakterini daha dikkatli okuyanların farkında olacağı biçimde Hacı Fettah’ın gerçek derdi aslında İslam’ı korumaktan ziyade, kasabadaki otoritesini devam ettirebilmek değil midir? İslam, Aliye’ye saldırmak için sadece bir bahanedir. Hacı Fettah gerektiğinde Yunan Kumandanı ile pazarlığa oturan, romanın sonunda ise başından beri küfrettiği Kuvvacılara yaranma peşinde olan bir fırsatçıdır. Hacı Fettah’ın benzerleri ise kurumların ve kişilerin dönüşümünden rahatsız olmakta haklıdır. Çünkü dönüşüm gerçekleştikçe, toplumun beklentileri değişir ve eldeki otoritenin kaybedilmesi riski doğar.

CHP’li bir kadın milletvekilinin Atatürk resmini indirdiği için kellesini isteyen bazı Hacı Fettahlar, iki hafta önce CHP’nin son olağan kurultayında kürsüye çıkıp sadrazam kellesi isteyen yeniçeri ağaları gibi linç çağrısı yapmıştı. Linç gününü ellerini ovuşturarak bekleyen bazı sağ köşe yazarları, gazeteciler ve internet haber siteleri ise CHP’nin Atatürk konusunu bu şekilde tartıştığı bir günde dahi “Atatürkçüler CHP’den kovuldu” argümanı ile saldırıya geçti. Atatürk’e saygının yalnızca şekline ilişkin yersiz bir tartışmanın bugün CHP siyasetini felç etmesine rağmen, bu kişilerin parti yönetiminden fanatizan bir linç beklentisine girmeleri de, onlar için Atatürk’ün, Hacı Fettah için Müslümanlığın ifade ettiği şey ile eş değer olduğunu açıkça gösteriyor.

Çünkü böyle olmasaydı, bugün tehlikede olan Türkiye demokrasisini koruma mücadelesinde en geniş kitlesel destekli partiyi Mussolini veya Mao gibi liderlerin partilerinde görebileceğimiz bir tartışmaya çekmekten utanır; Atatürk’ün partisinin böyle bir tartışma yüzünden medeni dünyada ne kadar küçük düşebileceğine dair küçük de olsa bir endişe taşıyabilirlerdi.

Böyle olmasaydı; AKP’liler İslamın kutsalları ile dalga geçtiği ifşa olan bir üyelerini dahi “birimize yapılan saldırı hepimizedir” anlayışı ile korurken CHP yönetiminin, bir milletvekilini ispatı imkânsız bir iddia sonucu cezalandırarak partide huzursuzluğu derinleştirmesini bu kadar istemezlerdi.

Böyle olmasaydı, çoğulculuğa savaş açmış bir iktidara karşı mücadelede en önemli şeyin, CHP’nin kendi içindeki çoğulculuğu desteklemek olduğunu idrak edebilirlerdi. Böyle olmasaydı, CHP’de siyaset yapan herkesin Atatürk’ün manevi hatırasının öneminden haberdar olduğunu, fakat herkesin Atatürk’ü kendi istediği ölçüde sevmesinin demokratik bir hak olduğunu ve Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş uygarlık seviyesinin bugünkü standartları içerisinde demokratik hak ve özgürlüklerin vazgeçilmez olduğunu idrak edebilirlerdi.

Fakat tam da böyle olduğu için CHP yönetimi bir kez daha kendi tabanını modern Hacı Fettahların galeyanından koruyabilmek anlamında bir büyük sınav daha verecek.

Yüksek lisans derecesini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, Rusya Tarihi ve Araştırmaları Merkezinden almıştır. Bu dönemde Türkiye kültürel ve siyasi tarihinde Rus ve Komünizm karşıtlığı üzerine yaptığı çalışmaları daha sonrasında ODTÜ'de nefret söylemi ve Türk milliyetçi söyleminde "öteki algısı" konusunda geliştirmiştir. Doktora tezini Türkiye'de Anti-Semitizmin Kemalist ve İslamcı söylemlerdeki kıyaslaması üzerine hazırlamaktadır. Çalışma alanları alanları arasında siyasi tarih, ideoloji ve söylem, milliyetçilik, yabancı düşmanlığı, Yahudi karşıtlığı, Türkiye modernleşme tarihi ve "Türkiye kültür ve sanat tarihinde siyasi etkiler" bulunmaktadır. Hâlen siyasi danışman olarak görev yapmaktadır.

1 Yorum

  1. Kaan says:

    Bilgi özgürlüğü altında, masum kesim ve insanlara da laf geçirmeyi, tiniyetinizin çirkef yönleriyle islama laf atmayı da çok iyi başarmışsınız. Tırnak içinde söylüyorum sana delikanlı “Bilgi yada düşünce özgürlüğü hakareti asla meşru saymaz.”
    Cehaletinizin izlerini eskiden olduğu gibi bugünlerde de hala ona buna laf atarak geçirdiğinizi görmek, benim adıma sizin şansınızda utanç vericidir. İNSAN OLUN!.

Düşüncenizi Paylaşın