Siyasasız Siyaset

Siyasasız Siyaset

Türkiye uçurumun eşiğinde.  İktidar ekonomiyi  topyekun krize soktu,  şiddet odaklı otoriter politikalarıyla ülke vatandaşları arasındaki duygusal  bağı kopardı  ve son olarak Türkiye`yi  kanlı bir savaşın içine atmak üzere!

Eğer bir ülke eş zamanlı olarak ekonomik krizdeyse,  iç savaş yaşıyor ve uluslararası toplumun bütün başat güçlerini karşısına alma pahasına komşu coğrafyada kanlı bir savaşa girmeye niyetleniyorsa ülke açısından bu durumu  “varoluşsal” bir risk olarak değerlendirmek gerekir.

Bu  gidişata dur diyebilecek yegane güç ülkenin vatandaşlarıdır.  Bunun için de tek yol siyasettir.

İktidar siyasetin de önünü kesti. Türkiye`de siyasetten “siyasa” koparılarak  siyasetin içi boşaltıldı.

Siyasasız siyaset  ne anlama geliyor?

Türk Dil Kurumuna (TDK) göre siyaset  (politics) “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış” olarak tanımlanıyor. Siyasa (policy) ise “siyasetin içine aldığı bütün alanlarda bilfiil siyasetin attığı somut adımlar” olarak tanımlanabilir. Siyasalar siyasetin somut araçlarıdır.

Türkiye; ülkenin geleceğini ilgilendiren meselelerin enine boyuna tartışılamadığı, parlamenter siyasetin ve meclisin devre dışı bırakıldığı, kamuoyunda tartışmaların yapılabileceği çok sesli platformların yok edildiği ve siyasetin tamamen kişisel meselelere indirgendiği bir ülke haline geldi.

Bu durumun ana sorumlusu iktidar. Fakat durumu tersine döndüremeyen ve siyaseti kendi içinde de kişisel çatışmalarla sürdürürek bu gidişata yardımcı olan muhalefet partilerinin de sorumluluğu yadsınamaz.

İktidar siyasetin içini boşaltma sürecini sistematik ve bilinçli olarak gerçekleştirdi. Bunun da sebebi siyasi platformda söyleyecek akılcı ve tutarlı sözünün tükenmiş, savunacağı etkili argümanın kalmamış olmasıydı.

Siyasaya savaş açmaları boşuna değil: AKP`nin tarihinde çelişkilerle dolu bir siyasalar bütünü var.

Övgüler düzdükleri Cemaati birkaç sene sonra terörizm ile suçladılar. Suriye ile stratejik ilişkiden düşman durumuna geldik.  Çözüm sürecini savunan, İmralı ile müzakere eden kişiler 1990`larda dahi şahit olmadığımız şiddeti savundular.

Ankara`da misafir ettikleri, ülkeden geçişine izin verdikleri PYD güçlerini bugün terörist olarak adlandırıp, ülkemizde katliam yapan IŞİD ile mücadelenin bile önüne aldılar. Komşularla sıfır sorun diye başlayıp, Ekvator ile bile sorunlu hale geldigimiz  iklimde dış politikada söyleyecek sözünüz bitmiştir.

Siyasanın ortadan kalkmasıyla AKP siyaseti tamamen “ya bizlesin, ya hainsin” sığlığına indirgedi.

“PYD`yi bombalamak bu konjonktürde akıl karı değil, IŞİD`e alan açmak olarak gözükür”,  “Suriye`ye girmek intihardır”, “terörle mücadele şehirleri bombalayarak ve duvarlara faşist sloganlar yazarak yapılmaz diyen”  terör destekçisi  olarak etiketlendi.

Merkez Bankası bağımsızlığı ekonomik sistemde güvenin en temel yapı taşlarındandır dediğiniz de sizi ne idüğü belirsiz bir ifade olan “faiz lobisi” olmakla suçlayan gözü kararmış bir güruh var.

Bu çerçevede ekonomik siyasa tartışmak mümkün mü?

Siyasette siyasanın bittiği yerde uzlaşı, diyalog ve hoşgörünün esamesi  okunmaz.  Ya dostsun, ya düşmansın!  

Düşman olarak gördüğünüz karşıdaki bireyle konuşabileceğiniz somut bir konu da kalmaz.

Siyasanın siyasetten koparılması muhalefet partilerinin de alanını haksızca  daraltıyor ama özellikle teknoloji ve iletişim kanallarının bu denli çeşitlendiği  çağımızda bu bir bahane olamaz.

Mücadelenin tekrar siyasi zemine çekilmesi ve ülkeyi felakete sürükleyen partiyi destekleyen vatandaşların ikna edilmesi gerekiyor.  Siyasanın tekrar siyasetin  ana unsuru haline gelmesi  şart.

Bunu yapabilmek için de bütünlükçü bir düşünsel çerçeveye, bu ideolojik çerçeveden türetilecek siyasi mesajlara, bu siyasi mesajları toplumun en alt katmanlarından en yüksek katmanlarına taşıyacak bir örgüte, iktidar olunması durumunda ülkeyi yönetebilecek kadrolara ihtiyacı var.

İçinde bulunduğumuz felaket gidişatında muhalefetin bütün bu alanlarda maksimize olmus bir performans sergilemesi gerekirken durumun maalesef böyle olmadığını görüyoruz.

Muhalefet ülkedeki muhalifleri tek bir çatı altında birleştirebildi mi? En iyi ekonomi, dış politika kadrolarını bünyesine katabildi mi?  Toplumdaki aydın, sanatçı ve diğer etkili bireyleri mobilize edip ikna unsuru olarak kullanabildi mi?

2013 yılından itibaren başkaldıran toplumsal muhalif haykırış siyasal desteğe çevrilebildi mi? Hasbelkader önüne gelen koalisyon fırsatını CHP-MHP-HDP birleşerek gerçekleştirebildi mi? Bu koalisyon gerçekleşseydi bugün bu problemleri yaşıyor olur muyduk?

AKP artık ülkenin milli ve iktidar partisi olarak değil, liderinin kişisel ihtiraslarını gerçekleştirme bir araç olarak ayakta duruyor.  En son Suriye`de attığı zarı, oynadığı kumarı ulusal çıkarlar için değil, kişisel çıkarlar için oynuyor.

İktidarın siyasetten siyasayı  kopardığı bu günlerde muhalefet zemini  tekrar siyasa tartışmasına çekmek, ülkenin kötü yönetildiğini ve kişisel ihtiraslar uğruna ateşe atıldığını halka göstermek zorunda.

Ülkenin siyaset kurumunun bütün bileşenleri mevcut durumdan sorumludur. 

İktidar partisi kişisel çıkarlar için ülkeyi topyekün ateşe atmayı göze almış ve toplumu vicdansızca kutuplaştırmış olabilir. Ama muhalif çevreler olarak biz iktidara oy veren vatandaşlarımızın da desteğini kazanmak ve onları kucaklamak zorundayız.

Bu ülkenin vatandaşlarını siyasetin siyasa ve müzakere odaklı bir yönetim meselesi olduğunu, farklı düşünseler de birbirlerine düşman olmalarına gerek olmadığını hatırlatmak zorundayız.

Ülkenin birlikte yaşama arzu ve iradesini güçlendirmek zorundayız.

Siyasetin içine siyasayı tekrar koymak, yeni bir mücadele alanı açıp, bahanelere sarılmadan en iyi siyasi makinayı kurarak  bu mücadeleyi kazanmak muhalefetin sorumluluğudur.

Mesele artık ülkeyi kim yönetecek rekabeti değildir.  Türkiye Cumhuriyetinin birlik ve bütünlük içerisinde devam edip etmeyeceği ve bunu sağlamak için verilecek mücadele meselesidir.

Mesele eşiğine geldiğimiz uçurumdan aşağı düşmemektir.

 

Washington merkezli Sidar Global Advisors (SGA) politik risk ve makroekonomik araştırma firmasının sahibi ve yöneticisidir. Türkiye Rüyası Yeni Siyaset kitabının yazarıdır. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’dan (SAIS) yüksek lisans derecesi bulunmaktadır.

1 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Halkin sesine gerek var. Yeniden dogmak gerek. Kirsalin ruhu canlanmali. Bu da ne kadar kaldiysa kirsaldaki halkin geleneksel turkuleri ve danslarinda sakli. Kivilcimlari canlandirmak ta sanatcilara dusuyor. Onlari korumali ve cesaretlendirmeli. Yerelin enerjisi tukenmez sadece uyur. Uyanmamiz gerek hem de butun evren ve dunya olarak. Bir yeniden dogus zamani oldugunu farkedelim.

Düşüncenizi Paylaşın