Yapay Zeka ve Türkiye`nin Geleceği

Yapay Zeka ve Türkiye`nin Geleceği

2016 yılına giriyoruz. Yeni bir yıla girerken akla hep “gelecek” gelir. Bunun nedeni zamanın oldukça hızlı geçtiğinin farkına varmak, geleceğin de kaçınılmaz olduğunu bir kez daha hatırlamak olsa gerek.

Zaman hızlı akıyor, her şey değişiyor. Değişime kişi, şirket, kurum ve devletlerin ayak uydurması gerekiyor. Ayak uyduramayanlar rekabette geride kalmaktan ziyade, ayakta ve hayatta kalamama riskiyle karşılaşıyorlar.

Ülkelerin sosyo-ekonomik ilerlemeleri için ülke yöneticilerinin değişim trendlerini iyi anlamaları ve uzun vadede vatandaşların hayat standartlarını yükseltecek stratejik adımları atmaları hayati bir gereklilik.

Devasa potansiyeline rağmen Türkiye 2016`ya girerken maalesef halen vasat bir ekonomi. Kişi başı gelir ve insani gelişmişlik düzeylerinde dünyada halen alt sıralardayız. Ekonominin hukuk, demokrasi, özgürlükler ve katılımcılıkla ilişkisi aşikar. Maalesef bu cephede de AKP döneminde Türkiye açısından geriye gidiş tam gaz devam ediyor. Bu temel prensipler oturmadan ileriye gitmek mümkün değil.

Fakat kenarda durup bu kötü gidişi izlemek de doğru değil. Yeni ekonomi ve teknoloji trendlerini takip etmemiz ve ülkemizin geleceği için kafa yormamız gerekiyor:

Küresel ekonominin geleceğini şekillendirecek en önemli trend büyük veri analitiği ve yapay zeka teknolojilerinin kolkola ilerlemesi, farklı sektörlerde kullanımın yaygınlaşması. Tıptan ulaşıma, ulaşımdan sanayi üretimine, üretimden turizme, turizmden medyaya kadar yapay zeka geleneksel mesleklerin yerini alıyor.

Türkiye ekonomisi bu sürecin neresinde?

Bu sadece Türkiye`deki işgücü için değil, dünya toplumları için bir tehdit. Ama tehdidin büyüklüğü ekonomisini yüksek katma değerli sektörlere taşımakta başarısız olan ülkeler için daha yüksek. Türkiye maalesef bu transformasyonu gerçekleştiremedi ve gerçekleştirmek için gerekli adımları atmıyor.

Sektörün öncü isimlerinin tahminlerine göre 1955 yılında kullanılmaya başlanan “yapay zeka” teknolojileri 2040 yılında insan-aklı seviyesine ulaşacak. Belki bundan sonraki birkaç yıl içerisinde de ötesine geçecek!

Deloitte ve Oxford`un yaptığı bir araştırmada İngiltere gibi yüksek katma değere sahip bir ekonomide bile önümüzdeki onyıl içerisinde toplam işgücünün yüzde 35`inin yapay zeka tarafından ikame edileceği belirtiliyor. Katma değeri düşük olan Türkiye gibi bir ülkede bu oranın daha yüksek olacağını iddia etmek yanlış olmaz.

Örneğin; yapay zeka sürücüsüz arabaları mümkün hale getirdi. ABD`nin belirli şehirlerinde sürücüsüz arabaları artık trafikte görmek mümkün. Birkaç sene içerisinde çok daha yaygınlaşacaklar.

Bu durum Türkiye`de geçimini şoförlükten kazanan milyonlarca vatandaşımızın yakın bir gelecekte ekmek parası kazanamayacağı anlamına geliyor. Çevirmenlik, muhasebecilik, sigortacılık gibi orta katma değerli mesleklerin bile artık yapay zeka sayesinde bilgisayarlar tarafından yapılabildiği bir döneme girdik.

Yaratıcı yıkım bu sefer bireyi tehdit ediyor

Ortaya çıkışından itibaren kapitalizmin her zaman göbeğinde olan “yaratıcı yıkım” konsepti bu yeni devrimle sadece işçi sınıfını da tehdit etmiyor. Sürücüsüz arabaların yaygınlaşması paylaşım ekonomisini de güçlendirecek bir olgu. Arabalar sürücüsüz hale gelince araba sahipliği de önemli ölçüde azalacak. Kullanmak zorunda olmadığınız arabayı satın almak yerine abonelik servisleriyle ihtiyacınız olduğu durumda ulaşım hizmetinden yararlanma yöntemini seçeceksiniz.

Benzer bir şekilde paylaşım ekonomisinin yaygınlaşması ve Uber, AirBnB, Lendingclub gibi “bireyden-bireye” faaliyet gösteren şirketlerin daha fazla kullanılması büyük şirketlerin de geleceğini etkileyecek. Bu riskin farkında olan büyük şirketler satınalma ve araştırma-geliştirme bütçeleriyle yeni trendler doğrultusunda alanlarını genişletiyorlar.

Yeni sınıfsal fay hatları oluşuyor

Benzer bir sosyo-ekonomik transformasyon sanayi, mobil ve internet devrimlerinde gerçekleşmişti. Bu süreçte ideolojik olarak önemli kırılmalar gerçekleşti. Bu sefer değişim herkesi daha fazla tehdit ediyor, bireyin toplumdan yabancılaşma ve izolasyon riskini gündeme getiriyor.

Bu durumun devletler icin sosyal ayaklanmalar, suç oranlarının artması, radikal siyaset ve şiddete katılım gibi istikrarsızlaştırıcı yan etkileri de olacaktır. Popülist ama temelsiz siyasetin dünyanın farklı yerlerinde güçlenmesi bunun öncü bir işareti olarak da görülebilir.

İşsizlik sonucu gelir adaletsizliğinin artması, orta sınıfın neredeyse yok olması ve yoksulluk gibi ekonomik riskler de kaçınılmaz.

Türkiye`de ilerici sol siyasetin bu trendlere ve oluşan yeni sınıfsal fay hatlarına göre ekonomi politikalarını ve önceliklerini belirlemesi gerekiyor:

Çözüm teknolojiye ve yapay zekaya karşı koymak değil

Teknoloji bireyler ve ülkeler için önemli fırsatlar da sunuyor. Bu yeni teknolojinin sunduğu verimlilik ve hız sayesinde gelişmiş ülkelerle arayı hızlı bir şekilde kapatmak mümkün.

Yapay zeka yetenekli ve donanımlı insanla mücadele edecek güçte değil. Yapay zekanın duygusal zekası yok ve olmayacak. Bu yüzden yaratıcılık, girişimcilik ve liderlik halen önemli. Yaratıcılığı ve girişimciliği teşvik edecek hukukun üstünlüğü, özgürlük ve demokrasi bu nedenle olmazsa olmaz değerler. Geçtiğimiz 15- 20 sene bazı otoriter devletlerin yarattığı ekonomik kalkınmayı içinde bulunduğumuz dönemde tekrarlama şansı yok. Artık başka bir dünya, yeni bir ekonomik sistem var.

İlerici sol siyasetin demokrasi ve özgürlükler çerçevesinde tekrar insanı merkeze alan bir siyaseti odak noktası yapması çağdaş ve güçlü bir Türkiye oluşturma konusunda kafa yorması şart.

Yapay zeka, paylaşım ekonomisi gibi teknolojiler sayesinde mümkün hale gelen yeni sektörlerde öncü rol oynayabilecek bir girişimci sınıfı yaratmak, iş gücünün daha yüksek katma değere transformasyonunu gerçekleştirecek yapısal reformları yapmak ve bu çerçevenin dışında kalan vatandaşlarına sosyal güvenlik şemsiyesi oluşturmak temel öncelik olmalıdır.

İlerici muhalefete, sivil topluma ve iş dünyasına düşen görev

Mevcut muhafazakar Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının ülke ekonomisinin geleceği gibi bir derdi yok. Olsaydı bu değişimin ana unsuru olacak hukukun üstünlüğü, demokrasi ve özgürlükler konusunda ülkeyi bu denli geriye götürmezlerdi. Ülkenin gelecekte ülkeyi üst düzey ekonomik seviyeye çıkartacak girişimci, mühendis, yöneticilere sadece İstanbul`da, Edirne`de, Bursa`da değil, Diyarbakır`da, Silopi ve Cizre`de de var.  Toplumun her kesimini din, mezhep, ırk ve cinsiyet olarak ayırt etmeksizin kucaklayacak ve bu kesimlerin yeteneklerinden yararlanacak bir ekosisteme ihtiyaç var. Bunu ancak ilerici bir sol gerçekleştirebilir.

Toplumun birbirinden ayrıştığı, duygusal kopuşlar yaşandığı, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü önünde önemli engeller oluştuğu bir ülke ekonomiyi ileriye taşıyacak, yapay zeka ve bireyin duygusal zekâsini bir araya getirecek şirketleri kuracak girişimcilerini kaybeder. Beyin göçünün son yıllarda artması bu riskin bir göstergesi.

Değişim kontrol edebileceğimizden hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Ülkemiz ve güçlü bir ekonomi için şimdiden geleceğimizi düşünmek,  özgürlükçü, modern, demokratik ve ilerici-sol siyasetin temsilcisi olacak muhalefet, sivil toplum ve iş dünyasına düşen önemli bir görev.

Washington merkezli Sidar Global Advisors (SGA) politik risk ve makroekonomik araştırma firmasının sahibi ve yöneticisidir. Türkiye Rüyası Yeni Siyaset kitabının yazarıdır. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’dan (SAIS) yüksek lisans derecesi bulunmaktadır.

Düşüncenizi Paylaşın