Erdoğan ve PKK’nın Ortak Noktası

Erdoğan ve PKK’nın Ortak Noktası

Erdoğan’ın 20 Temmuz’daki savaş çağrısına evet diyen PKK, terör eylemlerine devam ediyor. 20 Temmuz’dan bu yana şehit sayısı 150’ye yaklaştı.

PKK’nın eylemlerini arttırdığı şu günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet kanadından çözüm sürecinin örgüt tarafından istismar edildiğine dair suçlamalar ve örgüt eylemlerine göz yumulduğu yönünde itiraflar geliyor.

Burada sorulması gereken iki kritik soru şudur:

Erdoğan neden PKK’ya savaş ilan etti ve PKK, bu savaşa neden böylesine bir terör dalgası başlatarak cevap verdi?

PKK’NIN GÜÇ OYUNU

Bir kez daha ifade etmekte fayda var: Erdoğan/Devletin 20 Temmuz’dan sonra Kandil’in bombalanması ile başlayan yeni dönem, terörle mücadele kapsamında değerlendirilebilecek bir süreç değildir. Kuşkusuz her devlet, terörle mücadele etmelidir ama Kandil’in bombalanmasıyla başlayan son süreç terörle mücadele amaçlı değildir.

Erdoğan’ın bu savaşla hedefi, vesayetindeki AKP’nin MHP’den alacağı milliyetçi oylarla 1 Kasım seçimlerini kazanmasıdır. Bu, Türkiye’nin çoğunluğu tarafından bilinmektedir.

Bunu yapılan araştırmalar ve şehit ailelerinin tepkilerinden de görüyoruz.

PKK HDP’YE MESAJ VERİYOR

PKK, Erdoğan’ın bu hedefini bilmesine rağmen, savaşa neden karşılık vererek şiddeti, terör eylemlerini hem bölgede hem de büyük şehirlerde neden gündelik hayatın içine soktuğu asıl cevaplamamız gereken sorudur.

PKK için bu eylemler, silahlı gücünü devlete göstermenin yanında başka bir hedefi de; siyasi olarak, “bende buradayım” mesajı vermektir. Bu mesajın muhatabı ise Türkiye’den çok HDP, Kürt siyaseti ve kamuoyudur. PKK, HDP’nin 7 Haziran seçimlerde elde ettiği siyasal güce ortak olmak, Kürtler üzerindeki tahakküm gücünü silahla konsolide etmek istemekte; şiddet ve terör eylemleri ile HDP’yi siyaseten etkisizleştirmeye çalışmaktadır.

Ancak bu eylemler, toplumun bir kısmında Kürtler hakkında olan algıyı olumsuz etkilemekte ve Erdoğan’ın hedefine hizmet etmektedir. Toplum savaşın Erdoğan tarafından çıkarıldığına inanıyor olsa da PKK’nın terör eylemleri ve şehit cenazeleri Erdoğan’ın oy devşirme hedefine hizmet etme potansiyeli taşımaktadır.

SEÇİM İPTAL OLUR MU?

PKK’nın şiddeti tırmandırmasının yarattığı başka bir tehlike de; seçimin güvenlik gerekçeleri ile iptal edilme olasılığıdır.

Böyle bir olasılık düşük görünse de, bunu gerçekçi kılacak olan esas gelişme AKP’nin tek başına iktidar olamama riskidir.

Yapılan kamuoyu yoklamalarında AKP’nin oyu beklenenin aksine yüzde 38’lerde düşmesi bu senaryoyu seçenek olarak gündeme sokmuştur. Seçimin doğrudan iptal edilememesi halinde ise gündemdeki senaryo ise taşımalı oy sisteminin devreye sokulmasıdır.

En son Cizre ve Bitlis’te bu amaçla Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvurulması bu seçeneğin de düşünüldüğünü göstermektedir. Tüm bu olasılıkları gerçek kılacak olan ise PKK’nın terör eylemlerinin devamıdır.

Eğer 1 Kasım seçimleri PKK eylemleri bahane edilerek ertelenirse bu sadece bir seçimin ertelenmesi değil parlamenter demokrasiye büyük bir darbe olacaktır.

Bütün bu gelişmeler karşısında HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş siyasi olarak PKK’ya tek taraflı ateşkes, şiddete son verme konusunda önemli çağrılar yapıyor. Bu çağrılara güç vermenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte Demirtaş gibi barışı isteyen STK’ların seslerini daha güçlü çıkarması da önem kazanmaktadır.

CHP’NİN TARİHSEL ROLÜ

Kuşkusuz bu süreçte siyasi olarak CHP’ye de sorumluluk düşmektedir. CHP’nin Kürt sorununun çözümü ve çözüm sürecinin bir biçimde Meclis çatısı altında olması önerisi gelinen noktada haklılığını ispatlamıştır. Yine CHP’nin 7 Haziran sonrasındaki toplumun farklı kesimleri ile görüşebilme, konuşabilme kabiliyeti toplumsal barış talebinin sesinin yükseltilmesi açısından da önemlidir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nın bu dönemde Cizre ya da Diyarbakır’a yapacağı ziyaret, sembolik açıdan çok önemlidir. Bölgeye yapılacak ziyaret, siyasi olarak belki CHP’ye oy olarak yansımaz ama CHP’nin Türkiye’nin birleştirici gücü olması açısından çok tarihidir.

O zaman şu soruyu bir kez daha soralım: Erdoğan neden PKK’ya savaş ilan etti ve PKK, bu savaşa neden böylesine şiddetli bir terör dalgasıyla cevap verdi?

Görünen o ki ortaya çıkan kaostan, Erdoğan liderliğini, PKK ise Kürtler üstündeki hegemonyasını konsolide etmek istemektedir. Erdoğan cenazeler üzerinden, PKK silah üzerinden kendi geleceklerini garantiye almak istiyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü’nden yüksek lisans derecesi bulunan gazeteci ve yazar, Yeni Şafak gazetesinde editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. Yeni Şafak'tan atıldıktan sonra T24 internet gazetesinde yazdı. 29 Ekim 2014′ye çıkan Millet Gazetesi’nde köşe yazmaya başladı. Millet'e el konulduktan sonra haberdar.com'da yazdı. Başörtüsü-Türban ve Sosyal Demokrat Parti Krizi ve Sol Arayışlar adlı kitapları bulunmaktadır.

2 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Turkiye topraginin gercek sahibi kim?
    Umit edelim ki 1kasimda belirlenecek. Insan gibi yasama ile yasayamanin esigindeyiz. Umarim dogru
    ve hakli olan kazanacaktir.

  2. PKK HDP’nin kazandığı siyasi başarıya “rağmen” terör dalgasını büyütmüyor, bu siyasi başarı “sayesinde” terör dalgasını büyütüyor. Burada anlatmak istediğim HDP oy patlaması yapınca bu PKK’ya yaradı gibi basit ve Bahçelivari bir değerlendirme değil.

    Şunu anlamak gerekiyor ki Kürt Siyasi Hareketi’nin farklı bileşenleri olan PKK ve HDP birbirleri ile rekabet eden değil, birbirlerinini tamamlayan entegre yapılar. PKK özellikle Kürt illerinde HDP’nin yaşadığı oy patlamasının “kendisi sayesinde” olan bir şey olduğunu düşünüyor. Yani HDP oylarının kendisine verilmiş bir Kürt kamuoyu desteği olduğunu düşünüyor. O bakımdan kafasındaki “diktatöre karşı halk savaşı” için çok uygun bir konjonktür yakaladığını düşünüyor.

    PKK böyle düşünmekte çok haksız olmayabilir, zira Kürt oylarının AKP karşısında HDP’de toplanmasının Kobane süreciyle zirveye ulaşan “Kürt direniş heyecanı” ile alakası olduğunu düşünmesi gayet normal. Zira HDP’nin kullandığı “barış dili” Kobane “direnişinin” savaşma dilinden asla ayrı değil. O bakımdan PKK HDP’nin siyasi kazanımlarının “bu iş mecliste çözülsün” düşüncesine Kürt kamuoyunun verdiği bir destek olarak değil, bu iş Kobane gibi çözülsün hissiyatına verilen bir destek olduğunu düşünüyor. HDP de söylem olarak bunu yalanlayacak bir şey konuşmuyor açıkçası.

Düşüncenizi Paylaşın