Yetersiz Büyüme ve Hamamönü Esnafı

Yetersiz Büyüme ve Hamamönü Esnafı

Merkez Bankası ile yaşanan yüksek faiz tartışmaları sırasında, yürütülmekte olan para ve faiz politikası hakkında Başbakan’a sunuş yapan Ali Babacan’a, Recep Tayyip Erdoğan’ın,

Bana Merkez Bankası verilerini getirme. Merkez Bankası’ndan değil, esnafın içinden Hamamönü’nden haber ver

çıkışında bulunması, Türkiye ekonomisinde iç talepteki daralmanın ulaştığı boyutların ve bunun AKP seçmeni için arzettiği önemin bir göstergesi oldu. 2008-2009 döneminde yaşanan kredi genişlemesinin sunduğu tüm imkanları kullanan siyasiler, iç talebe dayanarak Türkiye ekonomisinin büyümesini sağlamaya çalışmışlardır. Ortaya çıkan cari açıkların sürdürülebilmesi tehlikeye girdiğinde de ekonomi kurmayları, buna neden olan iç talep genişlemesini azaltmaya yönelmiş, 2010 yılından itibaren yurtçindeki kredi hacminin sınırlanmasına öncelik vermiştir. Elbette bunun kaçınılmaz sonucu olarak daralan iç talep, kamuoyunun gündelik hayatını etkilemeye ve daha önce AKP iktidarında böyle bir şey yaşamamış olan, başta esnaf ve sanatkarların şikayetlerine yol açmıştır. Bu bir bakıma, o günlere kadar oluşturulmaya çalışılan AKP’nin yarattığı ekonomik mucize gibi bir mitin yıkılması ve iktidarın en önemli siyasi kozunun elinden alınması anlamına gelmekteydi. Bu esnada Başbakan’ın dile getirdiği Hamamönü esnafının hali, iç talep yetersizliğinin yol açtığı düşük büyümenin olumsuz etkilerini kamuoyuna anlatmanın bir göstergesi haline geldi. Elbette kurtuluş için ilk akla gelen çözüm iç talebin canlandırılarak, arzu edilen büyümenin sağlanabilmesidir. Zaten dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düşük faiz ısrarının altında yatan ana sebep de bu olsa gerektir.

Aradan geçen bir yılı aşkın süre zarfında, ne Hamamönü esnafının durumunu düzeltecek, ne de ekonomik büyümeye arzu edilen düzeyde katkı sağlayacak bir iç talep canlanmasına şahit olundu. Aksine, bırakın bu amaçla faizlerin düşürülmesini ve iç talebi canlandıracak mali kaynak sağlanmasını, faizlerin artacağı ve uluslararası mali kaynakların daha da azalacağı bir döneme girildi. Artan siyasi ve iktisadi belirsizlikler de, zaten parlak olmayan mevcut durumu kötüleştirmeye başladı. Ekonominin kısa dönemli büyüme performansı için talep yetersizliği, bugün geçen yıldan çok daha önemli hale geldi. Hatta onüç yıldır uygulanan ekonomik politikalar neticesinde ciddi oranda dış borç biriktiren özel kesim, mali kaynakların azalma eğilimine girdiği bugünlerde, sadece harcamalarının finansmanı için değil, artık mevcut borçları döndürülebilmesi için de dış kaynak talep eder duruma geldi. Bu, ekonominin önündeki riskleri arttırırken, onüç yıldır istikrarından hiç kimsenin şüphe etmediği döviz kurlarında artık ciddi oynaklıklara neden olmaktadır.

İlginç olan, geçmişte döviz kuru gibi temel bir fiyatta görülen oynaklıkları kötü niyetli iç ve dış mihrakların manipülatif eylemlerine atfeden komplo söylemlerinin son zamanlarda artık inandırıcılığını yitirmesidir. Hatta bu tarz söylemleri iktidardan duymaya alışmış kamuoyu, heyecenla bir sonraki bölümünü merak ettiği bir dizi filmi izler gibi, son günlerde kurlarda görülen dalgalanmalardan iktidar yetkililerinin bu kez kimleri sorumlu tutacağını merak etmektedir. Sanırım iktidarın bu son gelişmeler karşısındaki sessizliğini, siyasilerin ekonomik realiteleri hiçe sayan davranışlarına bahane üreten popülist uygulamaların sonuna gelindiğini artık idrak ettikleri şeklinde yorumlamakta yarar var. Bu onüç yıldır uygulanmaya çalışılan ekonomi politikalarında yolun sonuna gelindiğinin sessiz bir kabulüdür aynı zamanda.

İktidar mensuplarının uzun zamandır başvurdukları bahaneler ve buna bağlı olarak yaptıkları hamaset dolu söylemler yanlış iktisadi uygulamaları kamuoyunun dikkatlerinden kaçırmayı amaçlamaktadır. Artık ekonomik sorunların bugün ulaştığı düzeyde yetkililerin hamasi söylemlerinin yapılabileceği bir manevra alanı kalmamıştır. Ülkedeki genel kamuoyu gibi, Hamamönü esnafı da bugüne kadar yaşanan, bir bakıma hakedilmemiş bir refah döneminin sonuna gelindiğinin farkına varmaya başlamıştır. Borçlanmanın körüklediği bir tüketim anlayışının sonunun olmadığı ve er ya da geç böyle bir tüketimin güçlü bir üretim yapısıyla desteklenmesinin zaruri olduğu inancı kamuoyunda yerleşmektedir. Kısacası Hamamönü esnafı tekrar borçlanma kanallarının açılmasıyla sağlanacak bir iç talebin kalıcı olamayacağını bilmekte ve böyle bir talep artışını sürekli kılacak yapısal tedbirlerin alınmasını talep etmektedir. Zira kısa dönemde tüketim çekişli iç talebi canlandıracak mali kaynak seçenekleri artık tükenmiştir.

Hamamönü esnafının kısa dönemde rahat nefes alabilmesi iç talep artışına özellikle özel tüketim harcamalarının arttırılmasına bağlıdır. Özel tüketim harcamaları toplam harcamalar içindeki yüksek payı sebebiyle büyümeye de daha fazla katkı yapacaktır. Ancak ekonomide bugüne kadar iç talebi canlandırabilmek için başvurulan kredi genişlemesinin sonuna gelinmiş, mali kaynaklar tükenmek üzeredir. Enflasyon konusundaki hedeflerinden vazgeçmediği müddetçe, Merkez Bankasının uyguladığı ve gelecekte uygulaması muhtemel para politikasının da mevcut likidite durumunda bir gevşeme yaratmayacağı artık tüm kamuoyu tarafından anlaşılmıştır. Dahası bankacılık kesiminin de eskisi kadar kredi yaratmaya istekli olmadığı açık bir şekilde görülmektedir. Böyle bir ortamda özel tüketim harcamalarında bir artış sağlayacak finansmanın borçlanarak elde edilmesi oldukça zor görünmektedir.

İç pazarda bir canlanma yaratacak mali kaynakların eskisi kadar kolay bulunamaması, iktidarı bir seçim yapmakla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu canlanmayı sağlayacak ek yabancı bir kaynak girişi olmadığı sürece, bu kaynakları yurtiçinden bulmaktan başka çare kalmamaktadır. Ancak ülkemizin tasarruf oranının düşük olması böyle bir seçeneğin önündeki en önemli kısıtı oluşturmaktadır. Bu sebeple ihtiyaç duyulan kaynağın bugünkü tasarruflarımızdan değil de, daha çok enflasyonist finansman yöntemleriyle temin edilmesi bir seçenek olarak akla gelebilir. Fakat geçmişte sıklıkla başvurulmuş olan enflasyonist bir finansman yöntemini tekrar benimsemek , Merkez Bankası’nın hedeflerinin de anlamını yitirmesi demektir. Bu Türkiye ekonomisine mali kaynak sağlayan yerli ve yabancı yatırımcılar nezdinde ülke yönetimine duyulan güvenin sarsılmasına neden olacaktır. Ekonomi yetkililerinin böyle bir yola başvurmaları halinde karşı karşıya kalacakları riskler ortadadır.

Borçlanma dışında, kısa dönemde iç talepte canlanma yaratacak özel tüketim artışını gelir ve ücret politikaları ile sağlamak da mümkündür. Böyle bir politikanın konjonktürel olarak iç talepte meydana gelen daralmaları gidermeyi amaçlayan, geçiçi uygulamalar olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu tarz politikaların süreklilik arzetmesi ve bu süre zarfında gerekli büyüme oranlarına erişilememesi durumunda, böyle bir uygulamanın finansmanı için yukarıda bahsedilen enflasyonist yollara başvurulması kaçınılmaz hale gelir. Özellikle kamu kesimindeki ücretlerin arttırılmasının yol açacağı ek kaynak gereksiniminin enflasyonist etkilerinden kaçınmak için mevcut harcama tercihlerinin tekrar gözden geçirilmesi ve/veya ek kaynak yaratmak suretiyle karşılamak mümkündür. Kısa dönemde büyümeyi harekete geçirmeyi amaçlayan, bu tarz kısa erimli uygulamaların süreklilik arzetmemesi gerekmektedir. Büyümenin tekrar tesis edilmesiyle yaratılacak yeni kaynaklar ekonominin daha sonra ihtiyaç duyacağı finansmanın yapılabilmesine imkan sağlayacaktır. Bu da ancak ülke ekonomisinin yapısal sorunlarının giderilerek, arz açısında gelir yaratabilme kabiliyetinin geliştirilmesiyle mümkün olacaktır. Yatırımlarda görülen duraklama ve dış talebin büyüme performansındaki azalmalar hep bu yapısal reform ihtiyacına işaret etmektedir.

İTÜ İşletme Fakültesi'nde öğretim üyesidir. Warwick ve Nottingham Üniversitelerinden ekonomi alanında yüksek lisans ve doktora dereceleri bulunmaktadır. Ağırlıklı olarak Türkiye ekonomisinin gelişme ve büyüme sorunları üzerine çalışan Öner Günçavdı’nın ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış birçok makaleleri, kitap bölümleri ve derleme eserleri bulunmaktadır. Ayrıca 2009 yılında Tarih Vakfı tarafından yayımlanan "Düşten Gerçeğe - Türk Sanayiinde Elginkan Topluluğu" isimli eser ile "Yolun Sonu: Türkiye’nin Büyüme, Faiz, Bölüşüm Açmazı ve Yeni Türkiye Söylemi" (Efil Kitapevi, 2015) adlı iki telif kitabın yazarıdır.

1 Yorum

  1. Ayten Aydin says:

    Yazar, mevcut ve gelecekteki duzeni (veya daha dogrusu kaos’u) oldukca sarsacak durumun guzel bir tasvirini yapmis. Bu guzel ve aydinlatici. Simdi bu durumu her kesimdeki halkin anlamasina calismak gerek. Nasil olur ben bilemiyorum ama boyle olmaz ise ve de bu duruma gelisin AKP nin halki kucuk kazanclarla ve aldatmaca ekonomik politikalariyla yarattigi ve de bir surekliligi olamiyacagi ayni halk tarafindan anlasilmaz ise bir cogunluk yine bilerek veya bilmeyerek, hatta yaptiklari hatalari yine bunlar duzeltir yanilmasi ile AKP ye siginmaya devam edebilir. Yeni bir idareci grubu da bu turbulanstan cikmayi kolayca beceremiyecegi icin daha bastan basarisizliga mahkum olabilir. Ustelik 1 Kasimda yapilacak secime kadar kurulan kisa sureli hukumet ve daha onemlisi meclis, mevcut demoklesin kilici % 10 barajini en cok % 5 seviyelerine cekmeyi basaramaz ise aydinlik bir gelecek beklemek hayal olabilir. Belki daha dusuk bir barajla olusacak cok sesli bir hukumet acikca durumu halka anlatarak ve de en ucra koselerine kadar halkin katilimini saglayarak bir cikis yolu bulabilir. Ana soluson halka ve onun en ucra koselerdekilerine degmeden ve onlardan akil almadan yurumeyecektir. Vakit az. Parti mensubu veya degil herkesin uyanmasi ve baskalaini da uyandurmasi gerek. Gunumuz dogrularin ortaya cikmasi ve onlar icin olabilecek ve su anda yakin gelecekte sakli ve dogmaya hazir olan butun imkanlarin ortaya cikarilmasi onlarin bir butunu yaratircasina ve kaynasarak karmasmasi ile olacak.

Düşüncenizi Paylaşın