Türkiye Nereye?

Türkiye Nereye?

2015 seçim sonuçları açık bir şekilde Türkiye`de demokrasinin kazandığını gösteriyor. AKP hala birinci parti olsa da ciddi bir oy kaybı var. En şaşırtıcı durum CHP: Uzun zamandır devamlı yazılarımda bahsettiğim gibi iktidar partilerinin kaderi ekonomi ile yükselir, ekonomi ile çöker. CHP zor ve geç de olsa bu durumu  seçimlerden önce anlamış vede ekonomiye dayalı bir kampanyayı iyi yürütmüş, ekonomiden anlayan bir çok değerli yeni ismi kadrosuna eklemiştir.

Ama gene de CHP, beklenen oy oranının altında kalmıştır. Demek ki seçmen bu seçimde genelde bilinen “it is the economy stupid” ilkesine göre değil, “it is the democracy and freedom, stupid” ilkesine göre oy vermiştir. Yani “herşeyin temeli ekonomi” değil, “herşeyin temeli özgürlük, kanunlar ve demokrasi”. Türk seçmeni ve bilhassa CHP ye gönül veren seçmen HDP`nin meclise girmesini, AKP nin tek parti hegemonyasını kaldırmanın bir yolu olarak görmüş ve bunu sağlayarak Türkiye`de demokrasinin güçlenmesine yol açmıştır.

Gelelim seçimin ekonomik etkilerine:

Şu andaki en önemli sorun belirsizlik. Global konjoktürde zaten gayet belirsiz bir ortama doğru gidilirken olabilicek en kötü şey bu belirsizliği daha da uzatmaktır. Doların artması ve borsanın düşmesi kesinlikle sürpriz değil. Piyasalar siyasi risk artığı için, bu siyasi riske prim koyuyorlar. Eğer hükümet kurulamazsa ve partiler bir türlü anlaşamayıp erken seçim sinyalleri güçlenirse bu Türkiye için iyi olmaz. Politik istikrarın kur üstündeki vede yabancı yatırımcı üstündeki etkilerini hepimiz biliyoruz (Referans: Alfaro, Kalemli-Ozcan, Volosovych, 2008, Review of Economics and Statistics, https://ideas.repec.org/a/tpr/restat/v90y2008i2p347-368.html).

Türkiye bunu gerek 1994 gerek 2001`de çok iyi gördü ve öğrendi. Türkiye gibi cari açığı olan ve dış finansmana muhtaç bir ülke için az bir süre bile sürecek böyle bir belirsizlik ağır sonuçlar doğurabilir. Bu tip durumularda piyasaları ikna etmenin tek yolu politik olarak çabuk ve etkili davranmaktır.

Yani “too little-too late” sendromunu ne olursa olsun önlemektir. 2008-2009 krizinde Amerika`nın nasıl hareket ettiği (çabuk ve kararlı) ve benzer bir kriz Avrupanın başına gelince, 2010`da onların nasıl hareket ettiği (yavaş ve kararsız) göz önüne alındığında şu anda hala Avrupa ekonomilerinin hala sorunlu olduğuna şaşmamak lazım.

Global iklim  Amerika merkez bankasının faizlerdeki kararsızlığı ve de petrol fiyatlarındaki önümüzdeki günlerdeki değişikliğin belirsizliği yüzünden çok belirsiz bir noktada. “Mükemmel fırtına” dediğimiz bir ortam her an gelişmekte olan ülkeler için ortaya çıkabilir: Mesela petrol fiyatları ve Amerikan faizleri aynı anda yükselir ve gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı başlarsa…

Türkiye global gelişmeleri kontrol edemeyeceğine göre, kendi gemisini bu mükemmel fırtınaya en iyi şekilde hazırlamalı. Geminin en iyi şekilde hazırlanması en kısa zamanda bu siyasi belirsizlikten çıkmakla mümkün.

Türkiye ekonomisi için en iyi olan hemen hükümetin kurulup, gerekli kişilerin görev başına gelip ekonomiyi iyi şekilde yönetmeleridir. AKP tek başına hükümeti kuramadığına göre herhangi bir koalisyonun hemen kurulması gerekmektedir. Ekonomik belirsizlik açısından hangisinin olucağı önemli değildir, kararsızlığın ivedilikle ortadan kalkması önemlidir. Eğer partiler kendi çıkarlarını Türkiye`nin çıkarları önüne koyarlarsa, Türkiye için gayet karamsar bir dönem başlayabilir.

Türkiye`nin önündeki zorluklara bakarsak hiç de kaybedecek vakit olmadığını anlarız. Cari açığın hemen kapatılıp, ithalat ve tüketime dayalı bir büyüme modelinden, tasarruf, teknoloji, ihracat ve üretken bir büyüme modeline geçiş yapılması gerek. Orta gelir tuzağından çıkmanın tek yolu bu!

Orta gelir tuzağından çıkma ortalama 14 yıl alır, Güney Kore gibi ülkeler 7 yılda çıkmış, Yunanistan 40 yılda çıkmış ve şimdi geri düşmüş, Arjantin 28 yılda çıkmış ve geri düşmüştür (Project Syndicate, http://www.project-syndicate.org/commentary/greece-argentina-middle-income-trap-by-andres-velasco-2015-05).

Bu örnekler kötü politikaların ve politik belirsizliklerin ne kadar ciddi ve uzun yıllar süren ekonomic sonuçlar doğurduğunu gösterir. Bunun için yapısal reformlar olmalı. Fakat yapısal reform yapmak isteyen bir hükümet ilk önce global konjoktürden etkilenmemek için zayıf olan noktalarını kapatmalı. Bu da Türkiye`nin dış finansman bağımlılığı. Petrol fiyatlarında ufak bir değişim yada yabancı yatırmcının şu andaki belirsizlikten dolayı zaten bașlamıș olan kaçıșı artırması, Türkiye`den ciddi bir finansman çıkışına vede Türk Lirasında ciddi bir değer kaybına sebep olur.

Ama bu belki de kötü bir şey değil diye düşünenler olabilir. Değeri düşen Türk lirası sayesinde ihracatçı global piyasadaki rekabet gücünü artırır. Normal bir hızda rekabet gücünü artırıcı değer kaybeden Lira ile, çok ani ve hızlı şekilde dibe vuran Lira arasında çok fark vardır. İkincisi güvensizlik getirir ve ihracatçının talebini de beraberinde düşürür. Ayrıca Türkiye`de ihracatçı, ara-mal ithal etmek zorunda ihracat yapmak için!

Düşük Lira, bu tür ithalatı da çökertir. En son olarak da Türkiye`de bir çok şirketin dolar cinsinden borcu vardır, bu tür borç, düşen kurla büyür. Bu risk eğer dolar borcu olan șirketler ihracat sektöründe değilse dahada büyüktür; gelirleri TL olduğu için. (Referans: Kalemli-Özcan ve diğerleri (2014), National Bureau of Research Working Paper 16528, http://www.nber.org/papers/w16528). 1997-1998 Asya krizi aynen bu yüzden derin ve kalıcı olmuşdur.

Bu ihtimallerin hepsinin önüne belirsizliği kaldırarak ve kararlı politikalar uygulayarak geçilebilir. Eğer tedbirler ve reformlar çok geç yapılırsa hiç yapmamakla aynı şey olur. Piyasa böyle şeyleri kaldırmaz, 2010-2012 arası Avrupa`da gördüğümüz gibi: 1 ülkelik kriz, 25 ülkelik kriz haline 1 senede geldi, karasızlık ve belirsizlik yüzünden sadece.

Son haftalarda, ekonominin dıșında, kisa vadede ekonomiden dahada önemli tehditler içeren vede çok hızlı gelișen bir güvenlik krizi Türkiye`yi sarmalamıș vede bir batağa doğru sürüklenmesine sebep olmuștur. Bu konuyu bir kaç gün önce hem siyasi hemde ekonomik boyutları ile Foreign Policy de çıkan yazımda değerlendirdim.

Yazımda da belirttiğim gibi, böyle bir çıkmazda, Türkiyenin, Avrupa ve Amerika ile yeni bir bașlangıç yapması, Avrupa ve Amerika`nın da ekonomik olarak güçlü ve de bağımsız kurumlara sahip laik bir Türkiye`nin Batı ve Doğu arasındaki tek köprü olduğunu unutmamaları gerekir.

Çağdaş, özgür,liberal ve demokratik Türkiye için hep beraber ele ele verme zamanı.

Partilerin hırslarını ve kişisel ajandalarını bir kenara bırakma zamanı. Türkiye çok büyük potansiyele sahip genç ve dinamik bir ülke. Değerini bilmek lazım!

Ekonomi ve Finans Profesörü olarak Maryland Üniversitesinde Neil Moskowitz Kürsüsü Başkanlığı görevini yürütmektedir. Aynı zamanda Uluslararası Ekonomik Araştırma Bürosu (Boston) ve de Ekonomik Politika Araştırmaları Merkezinde (London) kıdemli araştırmacıdır. Son 10 yıl içinde, Bilkent Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi’nde ziyaretçi Doçent ve Profesör olarak görev yapmıştır. Ayrıca, 2008 yılında Avrupa Merkez Bankasında Duisenberg üst düzey danışman, 2010-2011 yıllarında Dünya Bankası Orta Doğu Bölümü baş danışman, 2012-2013 yılında Uluslararası Para Fonunda üst düzey danışman olarak görev yapmıştır. Beyin göçünü geri çevirmek için Avrupa Birliği tarafından Avrupa Birliği üye ve aday ülkelere ABD’deki araştırmacıları çekmek amacıyla verilen Marie Curie IRG ödülünü 2008 de almış ve bu ödülü alan ilk Türk sosyal bilimci ünvanını kazanmıştır

Düşüncenizi Paylaşın