Mesut’a Mektuplar – Slaw Birémin

Mesut’a Mektuplar – Slaw Birémin

Mesut,

Slaw delal birémin.

Nasılsın diye sormuyorum. Sorardım ya… Olmuyor, yapamıyorum!

Ben, hiç iyi değilim. Tahmin ediyorsundur. Senin iyi olmadığını da kendimden biliyorum.

O, ölü vakitler hortladı; yine, yeniden kurdular tezgahı.

Ne kadar çok konuştuk bu mevzuyu seninle! Hem de hiç olmayacak bir yerde.

Doktor bir anne, diş hekimi bir babanın tek çocuğu, Amerikalarda okumuş, makbul vatandaş Türk Mahir… Mardinli yedi çocuklu bir ailenin oğlu, orta okul mezunu lakin kitaplara düşkün terzi ustası Kürt Mesut…

Kamuflajın bir araya getirdiği iki başka hikaye, beraber yazılan 5 ay…

Düşünüyorum da, ne ağır oluyor bu memleketin çelişkileri be!

HDP’li olmaktan haksız yere hüküm giyen, bir buçuk ay hücre hapsinde yatıp sonradan aklanan Mesut, gün gelir askere gider… Bir senelik vatani görevini aslanlar gibi yapar.

Askerde, üzerine bir terzihane, bir berber, bir er gazinosu, bir kantin ve bir de kamyon zimmetlenir; hizmetleri bir hafta erken terhisle ödüllendirilir, Takdir belgesiyle uğurlanır…

Sahi, duvarına astın mı kardeşim, takdir belgeni?

Hep gözümün önüne geliyor ne kadar gururlandığın ve mutlu olduğun.

Pekala sivil hayat nasıl gidiyor? Kaça yükseldi atölyende çalışanların sayısı, bahsettiğin o büyük işi alabildin mi?

Bak işte, insan böyle bir varlık. Laf nasıl da döndü.

Hep geleceğe ve hayallere tutunuyoruz. Umudu katık ediyoruz yaşama.

Yoksa, geçmişin karanlığı o kadar ağır ki.

Bir düzen var bu topraklarda, her şeyden, herkesten yukarıda ve kutsal. Dokunulmaz!

Kardeşi kardeşe boğduruyor; yanına kalıyor.

Kendinden görmediğini yok sayıyor, eziyor, vuruyor, sürüyor; yanına kalıyor.

Yıkımla, yok oluşla, yiten canlarla beslenerek her dönemde hayatını devam ettiriyor.

Bugün ise en ceberut ve karanlık evlatlarını işin başına getirmiş durumda.

Gözüne kestirdikleri de sen ve ben! Bize, siz düşman olacaksınız diyor o karanlık suretler.

Mesut, sen ve ben nasıl düşman oluruz, ulan?

Hatırlıyor musun? Uzun uzun konuştuğumuz günlerden birinde sana ne istiyorsun diye sormuştum.

Ağabey demiştin, her şeyden önce bizim konuşmamız lazım! Mesele benim ne istediğim değil! Senin ve benim nerede buluşabileceğimiz.

 Öncelikle adam gibi masaya oturmamız gerek. Süreç falan dediler ama olan biten her şey göstermelik.

 Bizim o oturacağımız masada harbiden, birbirimizle oyun oynamadan konuşmamız lazım. Öyle saklı, gizli olmaz. Herkesin her şeyi bilmesi lazım.

 Diyelim ki söz kesildi. Halklar kabul etmezse ne olacak? Kürt, Türk’e; Türk de Kürt’e bilenmeyecek mi?

 Ha bir de o masadan iki taraf da kazanan ya da kaybeden olarak kalkmayacak!

 Başka türlü olmaz. Yoksa gurur araya girer ve akan kan dursa bile bu yalnızca bir süreliğine olur.

 Hem sonra bu memlekette dağ sadece bizim oralarda yok. Bize, dağ Türkleri demişler ama şöyle düşünüyorum da… Sen de memleketin Adana’da Toroslara çıkabilirsin gün gelir kafan bozulursa. Dağa çıkmak, Kürtlere özgü olamaz herhalde. Üstelik bu memlekette milli mücadele bu dağlarda başlamadı mı? Ege’de, Karadeniz’de insanlar dağlara çıkmadılar mı? Allah korusun bu sefer başka nedenlerle gene çıkabilirler.

 Dağ dediğime bakma, o bir sembol zaten. Esas mevzu sokak! Amed’i geç, İstanbul’da, İzmir’de, Mersin’de komşuyla komşunun arasına nefret girerse, sokaklara ateş düşer… O zaman yanarız işte.

 Sokak demişken, en önemlisi gençler. Özellikle de bizim oralardakiler. O çocukların çoğu kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığına inanıyor! Onlara kim, ne kadar söz geçirebilir. 6-7 Ekim’de yaşananlar ortada. Ne Kandil, ne KCK ne HDP durduramadı olayları. Bu belli olmuyor mu! Yani şunu demek istiyorum, bu iş uzadıkça bizim tarafın kendi içinde dağılabilir. O zaman işte o bahsettiğim masa hiç kurulamayabilir.

 Korkuyorum, ağabey, demiştin. Çok korkuyorum. Bizi, birbirimize kırdırarak düzenlerini devam ettirecekler. Silah demek hükümdarlık demek, güç demek. Bırakmaz onu elinde tutanlar. Ne bizimkiler, ne de devlet!

 Bak göreceksin yeniden yaşayacağız geçmişi. Çok korkuyorum, ne yapacağız bilmiyorum ama sana, bana, bize reva görülen bu kaderi kabul edemiyorum.

Bu konuşmayı yaptığımızın üzerinden henüz bir sene geçmedi.

Başımız belada. Kırmaya kast ediyorlar kalemimizi.

 Ağabey, kıra kıra geriye kalem mi bıraktılar, bu kaçıncı tekrarı aynı filmin… Üstelik bugün barışı, kardeşliği  tanımayanlar daha dün bunları en fazla konuşanlar değil mi?, deyişini duyar gibiyim…

Mesut, bak, bir çıkış yolumuz var.

Bu kardeş katli fermanını yırtıp atmak elimizde.

Bizimle başlıyor her şey. Ve biz inadına konuşacağız, Mesut!

Aylarca boynumuzda taşıdığımız o künyenin iki eş parçası gibi. Hiç gayrı düşmeden bir duracağız ve konuşacağız.

Bir ortak itiraz var edeceğiz savaşa, silaha ve ölüme karşı.

Demokratik bir ülkenin özgür ve eşit vatandaşları olarak yaşamaksa özlemimiz; o zaman barışa tutunacağız.

Anaların yorgun yüreklerine su böyle serpilecek!

Vatan da sağ olacaksa böyle olacak işte.

Yol bu, Mesut. Yolumuz bu!

Şimdilik kendine mukayyet ol, kardeşim.

Sana en yakın zamanda tekrar yazacağım.

 

 

Johns Hopkins Üniversite’si Siyaset Bilimi ve Hükümet Bölümü’nden yüksek lisans derecesi bulunmakta olup, İstanbul merkezli Toplumcu Düşünce Enstitüsü’nde ve Washington’da bulunan Stratejik Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde (CSIS) araştırmalar yapmaktadır. ABD’de 2010 ara dönem seçimlerinde Demokrat Milli Komitesi (DNC) ile partinin siyah seçmen stratejisini yürütmekte olan Brilliant Corners Araştırma Kuruluşu’nda çalışmıştır. 2012 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde Obama for America’da genç analist olarak görev almıştır. ABD iç siyaseti ve dış politikası, sol siyaset, toplum ve seçmen davranışları, seçimler ve seçim kampanyaları üzerine odaklı çalışmaktadır. Young Democrats ve Young Fabians topluluklarının üyesidir.

2 Yorum

  1. Ayten Aydin says:

    “Hep geleceğe ve hayallere tutunuyoruz. Umudu katık ediyoruz yaşama.” sozleriniz hepimizin insani tekrar bulacagimiz bir dunya yaratmada ana gidis yolu olacaktir.

  2. Türkmen says:

    Diyarbakır’a Amed diyorsunuz. İstanbul’a neden Konstantinopolis demiyorsunuz? İzmir neden Smyrna değil?

    Amerikan uşakları.

Düşüncenizi Paylaşın