Erdoğan: Türkiye Cumhuriyeti`nin En Büyük Milli Güvenlik Tehdidi

Erdoğan: Türkiye Cumhuriyeti`nin En Büyük Milli Güvenlik Tehdidi

Güvenlik meselesinin tekrar siyasette ön plana çıktığı bu günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan`ın kamuoyuna verdiği seçim mesajı oldukça açık:

Ya AKP`ye oy verin, ya da ortaya çıkan kaosu kabullenin!

Tarafsız bir makamı temsil etmesi gereken Cumhurbaşkanı tarafından ortaya konan bu söylemin etik ve ahlaki probleminin yanında meselenin akılcı siyaset bağlamında da büyük bir çelişkiyi işaret ettiğini görmek gerekiyor.

Bu kaosun bugün ortaya çıkması Erdogan ve AKP iktidarının son 13 yıl ülkeyi yönetme performans ve iradesinden ayrı düşünülemez.

Terörün nüksetmesi, toplumsal kutuplaşma ve ekonominin krize sürüklenmesinin bileşkesi şeklinde yaşadığımız bu kaos bizzat Erdoğan’ın eseridir.

Anladıkları dilden konuşalım: Bir dahaki seçimde bize oy vermezsen bu kaos devam eder demek en küçük bir sarsıntıda sağdan soldan çatlayan kalitede bir bina yapıp müşteriye satan müteahhittin diğer evini de benden almak zorundasın yoksa çatlamış yahut yıkık binada yaşamaya mahkumsun demesiyle aynı!

Yanlış siyaset sonucu bu kaosu hazırlayan Erdoğan`ın aynı zamanda Türkiye`nin milli güvenliğine ilişkin en temel sorun ve risklerin konuşulduğu en önemli kurul Milli Güvenlik Kuruluna Cumhurbaşkanı olarak başkanlık etmesi işin ironik tarafını göstermekte.

MGK`nın resmi web sitesinde Genel Sekreterliği kuruluş amacını ve hedeflerini şu şekilde belirtiyor:

“Her devlet, milli varlığına, bekasına ve güvenliğine yönelik tehditlere karşı tedbirler almak durumundadır. Bu gereklilik doğrultusunda, devletler; bölgesel ve küresel ortamın izlenerek tehdit ve fırsatların tespit edilmesi ile bu hususlara matuf siyasetin belirlenmesini ve en uygun politikaların uygulanmasını sağlayacak süreç ve unsurları ihtiva eden milli güvenlik sistemlerini tesis etmektedirler.”

Bugün Türkiye Cumhuriyetinin önündeki en büyük milli güvenlik tehdidi bizzat bu kurula başkanlık yapan Erdoğan`ın izlediği siyasettir.  Neden mi?

İçinde bulunduğumuz çağda güvenlik anlayışı değişiyor ve daha da karmaşıklaşıyor. Bir ülkenin güvenlik ve istikrar analizini yaparken iç siyaset, dış politika ve ekonomiyi birbirinden ayırmak imkansız. Kırılgan ekonomi baskılara daha fazla açık hale getiriyor. Otoriter yönetim dış politikadaki etkinliğimizi azalıyor. Artan terör ekonomiyi de etkiliyor. Siber terörizm gibi bir tehdit hem finansal sistemi hem de ülkenin altyapısını tehdit edebiliyor.

Kısaca artık çok yönlü ve bağdaşık bir güvenlik çerçevesi inşa etmek gerekiyor.

Yani güçlü bir güvenlik çerçevesi ve istikrarlı bir sistem inşa etmek için sağlıklı ve temsiliyeti yüksek bir demokrasi, kuvvetler ayrılığı, zemini sağlam bir ekonomi ve akılcı bir dış politika şart. Bu üçlü sac ayağının biri yere iyi basmadığı zaman kırılgan ve riskli bir aktör oluyorsunuz.

Türkiye`de bu üç ayakta sağlam değil. Bunun nedeni de AKP`nin son 13 senedir ülkede uyguladığı politikalar ve Erdoğan`ın siyaset tarzı.

Bu yüzden MGK`a başkanlık eden Erdoğan aslında Türkiye`nin önündeki en büyük güvenlik riski!

Bu duruma 13 senede nasıl geldik? Madde madde analiz edelim:

PKK meşrulaştırılıp, güçlendirildi:

1980`lerden itibaren Türkiye`nin temel milli güvenlik riski olan bölücü terör örgütü PKK 2002 yılında yani AKP iktidarının başında tarihinin askeri ve siyasi olarak en zayıf dönemindeydi. Abdullah Öcalan`ın Kenya`da yakalanmasından sonra terör eylemleri durmuş, örgüt zoraki olarak ateşkes ilan etmiş, hem içeride hem de dışarıda siyasi meşruiyetini kaybetmişti. Erdoğan Kürt sorununu bütünlükçü ve bağdaşık bir anlayışla Kürt siyasetinin meşru temsilcileri ile tartışmak yerine, kısa yoldan Öcalan ile gizli ve şeffaf olmayan pazarlıklar yapmayı tercih ederek PKK`nın tekrar güçlenmesine ve mevcut silahlı gücüne yeniden kavuşmasına neden olmuştur. Ayrıca Türkiye’nin bu konudaki kafa karıştıran politikası ve Suriye`de IŞİD’le mücadele alanını PKK-PYD`e bırakmak PKK`nın da yurtdışı algısını tekrar güçlendirmeye başlamıştır.

Türk Silahlı Kuvvetlerini zayıflattı:

Türkiye Cumhuriyeti`nin Milli Güvenlik çerçevesinin en temel unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetlerine asılsız ve yalan iddialarla 2007 yılından itibaren saldıran gruplara karşı Erdoğan destekleyici bir tavır takınmış ve TSK`nın üst yönetiminin tasfiyesine yol vermiştir. Ülkenin eski bir Genelkurmay Başkanı terör örgütü üyeliğinden hapis yatmıştır. Daha sonra Gülen Cemaati tarafından aldatıldığını iddia eden Erdoğan bizzat kendi aldanmışlığı nedeniyle devletin temel kurumlarında “paralel” bir yapılanma oluştuğunu itiraf etmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri bu süreçte hem güven kaybı yaşamış hem de nitelikli komutanlarının çoğunu en çok verim alınacak dönemlerinde hapishanelerde çürütmüş, sistemin dışına itmiştir

Hukuku hiçe saydı, kurum ve makamların içi boşalttı:

Erdoğan Başkanlık sevdasıyla ülkenin temel kurum ve makamlarının içini boşalttı ve ciddi bir belirsizlik yarattı. 7 Haziran seçim sürecinde Anayasaya aykırı olarak seçim meydanlarına çıkması ve partisine oy istemesi  “tarafsız Cumhurbaşkanı” olgusunu yok etti. Anayasa ve hukuk devleti hiçe sayıldı. Siyasete yapılan müdahale ile koalisyonun kurulmasını Cumhurbaşkanı engelledi algısı oluştu. Yolsuzluk dosyalarının üstü kapatılarak cezasız kalması sağlandı ve benzer ihlallerin önü açılmış oldu.

Çatışmacı dille toplumu ayrıştırdı:

Erdoğan kendi tabanını kemikleştirmek adına kullandığı çatışmacı ve ayrımcı dille toplumun kutuplaşmasına neden oldu. Gezi hareketinde “yüzde 50`yi evde zor tutuyorum“, “biliyorsunuz Alevi” , “Affedersiniz… Ermeni”, “Onlar Zerdüşt”, “Şunlar Alevi”, “Bunlar ateist” gibi ifadeler toplumu bir arada ve birlik içerisinde tutması gereken siyasetçiye yakışmayan ifadelerdi. Ülke bugün bütün sosyal fay hatlarından defalarca bölünmüş, kutuplaşmış durumdaysa bunun sebebi Erdoğan`ın çatışmacı dilidir.

Siyasi çıkar uğruna kırılgan bir ekonomik sistem yarattı:

Başbakanlığı boyunca Erdoğan suni bir şekilde kısa vadeli dış finansmanla büyüyen Türk ekonomisine yüksek büyüme oranlarını siyaseten kullanabilmek adına göz yummuş ve ülkenin kaliteli/sürdürülebilir bir büyüme sağlayacak yüksek katma değerli ve yüksek tasarruf oranlarına ulaştıracak yapısal reformları hep ertelemiştir. Merkez Bankasının para politikalarına sürekli müdahale ederek Merkez Bankasının döviz kurları üzerindeki etkisini azaltmış, ülkenin para birimi Türk Lirasının ciddi değer kaybına uğramasına neden olmuştur. Hukuk devletinin sürekli hiçe sayılması, devletin bağımsız kurumlarına müdahale edilmesi, medyanın sürekli kontrol altına alınması gibi hamleler ülkeye gelecek uzun dönemli yatırımları  kesmiştir. Türkiye`nin enerji bağımlılığı halen yüzde 90 seviyesinde. Erdoğan 12 sene boyunca bunu azaltacak adımlar yerine zaten Rusya`ya bağımlı olduğumuz enerji denkleminde bir de güvensiz ve eski bir teknolojiyle nükleer reaktörü eklemiştir. 

Dış politikada yalnızlaştırdı ve ülke algısı zarar gördü:

Dış politikada izlenen maceraperest ama aynı zamanda öngörüsüz ve ilkesiz yaklaşımla Türkiye`nin bölgede bir çözüm değil çatışma unsuru bir aktör olmasına neden olmuştur. Dostane ilişkilere sahip olduğumuz birçok komşumuzla savaşın eşiğine geldik.  Suriye politikasında izlenen yanlış politikalar bölgede Türkiye`yi Suriye rejimi, İŞİD ve PKK başta olmak üzere birçok terör örgütüyle karşı karşıya getirdi. Ayrıca Türkiye`nin bölgede Müslüman çoğunluğa sahip bir laik ve demokratik devlet olarak değil, Sünni aktör olarak görülmesine neden olup sürekli artan mezhepçi çatışmaya bir taraf olarak dahil olduk.

IŞİD tehdidini görmezden geldi:

IŞİD`in önemli bir terör tehdidi olarak bölgede etkisini artırmaya başladığı günlerde Erdoğan ve yakınlarının IŞİD`i terör örgütü olarak değerlendirmeyip “öfkeli çocuklar” olarak görmesi ve IŞİD`e yönelik bir koalisyonun içerisine girmekte yavaş davranması IŞİD`in bölgede güçlenmesine neden oldu. Yabancı basının iddialarına göre ISİD militanlarının bölgeye girip çıkmasına ve lojistik hazırlıklarına da yardımcı olundu.

Bütün bu ekonomik, siyasi ve dış politik karne Erdoğan`ın ülkenin en büyük milli güvenlik ve istikrar tehdidi olduğunu teyid ediyor.

Cumhurbaşkanı ülkenin birlik ve bütünlüğünün teminatı olması gerekirken maalesef kendi konum ve siyasi çıkarlarını ana önceliği haline getirmiş durumda.

Bu ülke daha iyisini hak ediyor!

 

Washington merkezli Sidar Global Advisors (SGA) politik risk ve makroekonomik araştırma firmasının sahibi ve yöneticisidir. Türkiye Rüyası Yeni Siyaset kitabının yazarıdır. Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’dan (SAIS) yüksek lisans derecesi bulunmaktadır.

2 Yorum

  1. ayten aydin says:

    Sanirim bu resmettiginiz durumun degismesi baslarda soylediginiz en onemli hususta sakli. Buyuk temsiliyetli vir meclis ve de onun cikardigi cogulcu bir koalisyon hukumeti cikarmanin zamani geldi. Bu firsat simdi kacirilmamali. Bu da secim barajinin %5 lerin altina cekilmesiyle olabilir. Adu ustunde bu secim hukumeti bunu yapmali. Yoksa butun gayretler ve laflarin ici bos kalmaya nahkum.

  2. Mustafa Atac says:

    RTE nin basta kalmasinin en buyuk nedeni AKP ye muhtesem koltuk degnegi olan CHP ve MHP dir. Uc parti bir araya gelip bir iktidar kuramadilar.

Düşüncenizi Paylaşın